Ey hayat, seni anlıyorum! Ancak yaşattıkların doğru olamaz ! Ben bu yaşıma senin verdiklerini özlemekle geldim. Bir ben kaldım bir ben ! Onu da sevmeye geç kaldım. Ruhum mu ? Yaşlandı çok yaşlandı… Korkuyorum çok korkuyorum, bir gün mutlulukla karşılaşırım diye ! Söyle, doğarken verdiğin sözler hani nerede! Sayende anne...
Biz çocukluğumuzda saygı, sevgi hâk, hukuk, adalet gibi büyük değer kavramlarıyla yetiştirildik.Söze ne hacet, büyüklerimizin kaş göz işaretlerinden anlardık nasıl davranmamız gerektiğini.Büyüklerimiz bizim oturduğumuz odaya geldiğinde ayağa kalkar, yayılıp oturmazdık oturduğumuz yerde. Misafiri güler yüzle kapıda karşılar, o içeri girerken ayakkabılarını çevirirdik giderken kolayca giyebilsin diye. Oturacağı yeri gösterir el...
GÜL GÜLERYÜZ 192 SAYFA Arkadaşlarımıza… Sesini, gözünü, sevdiklerini, canlarını yitiren arkadaşlarımıza… Bedenimi yormak ruhuma iyi gelecek sanıyordum. Şimdi anlıyordum kendilerine zarar veren insanları. Ruhun acısı bedenin acısına hiç benzemiyordu. Sevgili Bahar ile harika bir yolculuğa çıktık bir kaç gün önce. Üstelik bir “ilk” roman okuduk birlikte. Öyle bir hikayeydi ki...
Kalbime dokunma acıyor canım Bebeğim ben sana sar demedim mi Dünyayı aşk ile yaratmış Mevlam Ölürüm ben sana yar demedim mi Aklımı gülüşün alıp gitmeden Gözlerim denize dalıp gitmeden Zamanlar ömrümü çalıp gitmeden Ne olur gel artık sor demedim mi Nerden nasıl vurdun bilmeyeceğim Gözümün yaşını silmeyeceğim Sen gelene kadar...
Tam uykuya dalmıştım ki, yatağından fırlayan, kardeşim kalkıp gece lambasını yaktı.Etrafı aydınlatan kırmızı ışık gözlerimi kamaştırmıştı. Elimi alnıma koyup bakabildiğimde,karşımdaki dolabın yanında buldum onu. Kulağını duvara yaslamıştı ve hiç kıpırdamadan, nesöylediklerini dinliyordu. Bir süre sonra bana doğru dönüp “Bak konuşuyorlar işte.” dedi.“Hem de heykel konuşuyor!”Onu kafasına taktığını biliyordum. Haksızda sayılmazdı....