

Bir zamanlar, yemyeşil tepelerin kucağında, masmavi gökyüzünün altında küçük bir köy vardı. Bu köyde Ela adında meraklı bir kız çocuğu yaşardı. Ela’nın uzun saçları rüzgârda altın ipek gibi dalgalanır, kocaman gözleri ise yıldız tozu serpilmiş gibi parıldardı.
Her sabah çiğ taneleriyle parlayan bahçede kelebeklerle yarışır, kocaman meşe ağaçlarına tırmanır, kırmızı topunu yeşil çimenlerde yuvarladı. Ama bir şeyden hiç hoşlanmazdı: Kitap okumak.
“Kitaplar sessiz, renksiz ve sıkıcı!” diye dudak bükerdi.
Annesi her seferinde gülümseyerek cevap verirdi:
“Kitap en iyi dosttur, yalnız bırakmaz yavrum. Bilgisiz insan kör insandır.”
Ela bu sözü duymazdan gelirdi.
Bir bahar sabahı, ormanın kenarındaki dev meşe ağacının dibinde tozlu, eski bir kitap buldu. Kitabın kapağı zümrüt yeşiliydi; üzerinde altın harflerle “Büyülü Bahçe” yazıyordu ve hafifçe ışıldıyordu. Ela kitabı eline alınca sayfalar tatlı tatlı titredi, sanki nefes alıyordu.
Merakına yenik düşüp ilk satırı okudu:
“Hoş geldin maceracı! Bahçeme bir adım at, dünyalar keşfet…”
Bir anda yumuşacık bir rüzgâr Ela’yı sardı ve onu kitabın içine çekti. Gözlerini açtığında kendini büyülü bir bahçede buldu!
Dev ağaçların dalları gökyüzüne uzanıyor, yaprakları elmas gibi parlıyordu. Renk renk çiçekler fısıldayarak masallar anlatıyor, nehirler gümüş gibi akarken her damlası parlayan kelimelere dönüşüyordu. Gökyüzünde gökkuşağı köprüleri kurulmuş, kelebekler ışıldayan tozlar saçarak uçuşuyordu. Tatlı bir vanilya ve çilek kokusu her yeri sarmıştı.
Küçük, kahverengi bir sincap zıplayarak yanına geldi. Gözleri bilgelik dolu parlıyordu:
“Ben Bilgi Sincabı’yım! Hoş geldin Ela. Burada her okuduğun cümleyle bahçe daha da canlanır. Okumazsan çiçekler solar, renkler solar.”
Ela korkusunu yenip bir çiçeğin yanına oturdu ve okumaya başladı. Her kelimeyle bahçede yeni yollar açılıyor, altın kapılar beliriyordu. Sevimli bir ejderha yavrusuyla tanıştı; ejderha ateş yerine gül ve lavanta kokulu pembe nefes veriyordu. Bir periyle birlikte bulutların üstünde pamuk şeker gibi yumuşacık uçtu, denizin dibinde ışıldayan hazineleri (eski masalları) keşfetti.
Akşam kızıllığı bahçeyi turuncu ve mor renklere boyarken Bilgi Sincabı usulca dedi ki:
“Ağaç yaşken eğilir, bilgi de küçükken alınır.”
Ela kitabı kapatınca kendini yine meşe ağacının altında buldu. Ama artık aynı Ela değildi. Gözleri daha parlak, kalbi merakla doluydu. Saçlarında bahçenin çiçek kokusu kalmıştı.
O günden sonra her akşam bahçede oturup kitap okudu. Okudukça yeni dünyalar açılıyor, yeni dostlar ediniyordu. Arkadaşlarına da heyecanla anlatıyordu:
“Kitaplar sessiz değil, en renkli, en gürültülü maceraları fısıldıyor! Okuyun ki sizin de dünyanız büyülü bir bahçeye dönsün.”
Ve Ela bir daha hiç sıkılmadı. Çünkü her kitap yeni bir kapı, her sayfa ise rengârenk bir kanattı.
🌸 Sevgili çocuk, sen de bir kitap aç!
Hayal et, oku ve kendi büyülü bahçeni yarat. 🌸