Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
27°C
İstanbul
27°C
Parçalı Bulutlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
28°C
Cuma Parçalı Bulutlu
27°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Pazar Az Bulutlu
27°C

ADMİN

   

 Kordon’da Üç Yıl: İzmir’in İşgali, Ege’de Yunan Mezalimi ve Kurtuluşa Giden Yol (15 Mayıs 1919 – 9 Eylül 1922)

10 Eylül 2026 00:35
2
A+
A-

UMUT MERİÇ BERBEROĞLU 

       İzmir’in tarihi, 15 Mayıs 1919 ile 9 Eylül 1922 arasında kırk ay süren bir işgal dönemi içerir. Yalnızca bir kentin değil, Batı Anadolu’nun tamamının demografik, iktisadi ve manevi dokusunu değiştiren bu dönem, Mondros Mütarekesi’nin yarattığı boşlukta uluslararası bir hesaplaşmanın ürünü olarak başlamış, üç yılı aşkın bir zulüm ve direniş hikâyesine dönüşmüştür. Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’ndan mağlup çıktıktan sonra 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’nin yedinci maddesiyle, İtilaf Devletleri’ne “güvenliklerini tehdit edecek stratejik noktaları” işgal etme yetkisi tanımış durumdadır. Bu muğlak madde, ilerleyen aylarda Anadolu’nun dört bir yanındaki fiilî işgallerin hukukî kılıfı hâline getirilecektir. 18 Ocak 1919’da açılan Paris Barış Konferansı’nda Yunan Başbakanı Elefterios Venizelos, Kıbrıs, On İki Ada, Ege adaları, Epir, Batı Trakya ve Marmara Denizi’nin yanı sıra Batı Anadolu’yu da kapsayan geniş bir talep listesiyle masaya oturmuştu; “Megali İdea” projesinin en önemli hedefi ise İzmir’dir. Nitekim Yunanistan’ın Trakya’daki talepleri 7 Mart’ta karşılık bulurken, On İki Ada ve Batı Anadolu konusunda İtalya’nın sert muhalefetiyle karşılaşılmış, çıkarları çatışan iki müttefikin bu rekabeti İzmir’in kaderini belirleyen başlıca faktörlerden biri olmuştur. Karar, 1919 Mayıs’ının ilk yarısında Paris’teki Dörtler Kurulu’nda olgunlaştı. Dönem kaynaklarının aktardığına göre işgal kararı 12 Mayıs’a tarihlenir ve Türk makamlarına, direniş gösterilmemesi için harekâttan yalnızca saatler önce bildirilir. 14 Mayıs 1919 Çarşamba akşamı saat 22.00’de, İngiliz Amiral Calthorpe, amiral gemisinde kaleme aldığı notayla Yunan kuvvetlerinin ertesi gün İzmir’e çıkacağını Türk makamlarına tebliğ etti [3]. Notada işgalin “geçici” olduğu ve “asayişin sağlanması” amacı taşıdığı ileri sürülüyordu; oysa işgal, mütareke hükümlerine ve uluslararası hukuka aykırı bir şekilde, bir ön kararın icrasından başka bir şey değildi. İstanbul hükümeti, Paris’te Müttefiklerce işgal kararı alınmış olsa bile Yunan askerinin şehre girmesi için hiçbir hukukî gerekçe bulunmadığını protesto notasıyla kayda geçirecektir. İşgal haberi İzmir’de 14 Mayıs günü yayıldığında, kent yurtsever örgütlenmenin son hamlesini yapmaktadır. 1919 başlarında kurulan İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti ile kadroları aynı olan Redd-i İlhak teşkilatı, aynı gece Yahudi Mezarlığı denilen Maşatlık’ta bir millî miting düzenlemiştir. On binlerce kişinin katıldığı gece mitinginde işgale silahla karşı konulması çağrısı yapılmıştır; Vali İzzet Bey ise hükümetin emri gereği halka sadece “sükûnet” çağrısında bulunmakla yetinmiştir.  Mitingin çağrı metni ise 19 Mayıs 1919 tarihli Hadisat gazetesinde yayımlanmıştır. Bu gece, işgalin kentin hafızasındaki ilk ortak direniş anıdır: görünürde herkes hazırlıksızdır, ama kentin kaderinin uluslararası masalarda çizildiği duygusu, halkta erken bir bilinç uyandırmıştır. 15 Mayıs 1919 sabahı erken saatlerden itibaren Türk ve Rum ahali sokaklardadır; Kordon ve Rum mahallesi Yunan bayraklarıyla donatılmıştır. Gece boyunca Amalthia matbaasında Türkçe ve Rumca basılan, Zafiriu imzasını taşıyan beyannameler halka dağıtılmıştır. Metinlerde bölgenin “askerî işgal altına alınacağı” ve sivil halkın işiyle gücüyle meşgul olması gerektiği bildirilmektedir. Bu arada şehrin iletişimi çoktan kesilmiştir bir gün önce karaya çıkarılan İngiliz bahriyelileri telgrafhaneleri işgal etmiş, sabah saat 05.00 itibarıyla İzmir’in dış dünyayla muhaberesi tümüyle durmuştur. 57. Fırka Kumandanı Şefik Bey’in Harbiye Nezareti’ne ulaştırabildiği son bilgiler bu kopuşun tanıklarıdır.  Saat sekiz buçuk sularında başlayan çıkarmayla birlikte, evzonların öncülüğündeki Yunan birlikleri rıhtıma ayak basmıştır. Yerli Rumların coşkun gösterileri, Türk ahaliyi sessiz ve endişeli bir bekleyişe mahkûm etmiştir. Binbaşı olduğu kayıtlarda anlatılan ilk direniş, kışlada başlamıştır. hükümetin teslimiyet emrine rağmen silah bırakmak istemeyen 15. Alay’ın bir bölüğü, Yunan bayrağının Kışla kulesine çekildiğini görünce harekete geçmiş ve kışladan çıkış sırasında ateş açılmıştır. “İlk kurşun”un kime ait olduğu tartışması tarihçiler arasında hâlâ sürse de, İzmir’in sembolü hâline gelen isim, o sabah köşe başında tabancasını ateşleyen gazeteci Hasan Tahsin (Osman Nevres) olmuştur. Kurşunların ardından başlayan çatışmada, askerlik şubesi başkanı Süleyman Fethi Bey ve pek çok subay süngü ve kurşunla şehit edilmiş, kışladan çıkan birlik dağıtılarak silahsızlandırılmıştır.  Öğleye doğru işgalin en kanlı sahnesi yaşanmıştır. Sarıkışla’daki XVII. Kolordu karargâhı Yunan askerlerce basılmıştır. Belgeler, karargâhın teslimi sırasında yedi kişinin şehit edildiğini, karargâha mensup subay ve sivil memurlardan elli bir kişinin gözaltına alınarak götürüldüğünü kaydetmektedir.  Baskın sırasında karargâhtaki eşya ve malların gasp edilip yağmalandığı, dönem raporlarına “XVII. Kolordu Karargâhında Gasp ve Yağmalama” başlığıyla yansımıştır. Tam bu sırada polis teşkilâtı da ağır bir bedel ödemiştir, işgali haber vermek ve halkı korumaya çalışmakla suçlanan vatanperver polisler, Yunan askerlerince şehit edilmiş, bir polis amirinin kaleme aldığı rapor, bu şehitlerin isimlerini ve yaşananları tek tek belgelemiştir. Gözaltına alınan subay, memur ve siviller işkenceye, açlığa ve onur kırıcı muameleye maruz kalmışlardır. Nail Moralı’nın TTK yayını olan anıları, İzmir’in bu ilk günlerini ve hapishanelere doldurulan insanların hikâyelerini ilk elden anlatmaktadır. İlk iki günün bilançosu, resmî raporlara yansıyan kayıplarla birlikte, kentin hafızasına silinmez bir yara olarak kazınmış, işgal günlerinde İzmir basını da ağır bir sansür altına alınmıştır. Duygu ve Anadolu gazeteleri kapatılarak, şehrin sesi kısa sürede kesilmiştir. İşgalin ilk günlerinde Yunan kuvvetleri, dönemin Menteşe gazetesinde ifade edildiği gibi “üç koldan” Anadolu içlerine doğru ilerlemeye başlamışlardır.  21 Mayıs’ta Menemen, 27 Mayıs’ta Aydın, 29 Mayıs’ta Ayvalık işgal edilmiştir. Yaz boyunca Nazilli, Ödemiş, Manisa, Turgutlu, Akhisar, Bergama ve Söke kuşatılarak çiğnenmiştir. veya İşgal dalgasının önünde büyük bir göç başlamıştır Müslüman ahali, evini eşyasını geride bırakarak iç bölgelere akın etmişlerdir. Ayvalık’ın işgalini anlatan ATAM dergisindeki çalışma, halkın tavrını çarpıcı bir cümleyle özetler: “Ahali, Yunan katliamından ölmektense yollarda sürünüp can vermeyi daha iyi görüyordu” [10]. Yine aynı kaynak, 26 Mayıs’ta bir İngiliz torpidosunun eşliğinde Yunan gemilerinin limana geldiğini, Ali Bey (Çetinkaya) komutasındaki 172. Alay’ın direneceği anlaşılınca Yunan kuvvetlerinin takviye edildiğini ve 28 Mayıs sabahı İngiliz torpidosunun limanı terk ederek çıkarmaya fiilen yeşil ışık yaktığını belgeler; 29 Mayıs sabahı başlayan çıkarmaya karşı 172. Alay’ın silahla karşı koyuşu, Türk düzenli birliklerinin işgale ilk silahlı mukavemeti olarak kayıtlara geçmiştir. İşgal alanı genişledikçe yerli Rum nüfusun da hareketlendiği görüldü: Manisa, Nif, Selçuk, Söke, Aydın ve Midilli’den çok sayıda Rum, Yunan ordusunun arkasından İzmir’e akmaktadır. Buna karşılık Anadolu’nun Müslüman nüfusu, işgalin gölgesinde ya mülteci çadırlarına, ya da mezarlıklara taşınmaktadırlar, “İşgal ve Göç” başlıklı araştırma, işgal sahasının Batı Anadolu boyunca yayılmasıyla birlikte göçün kitlesel bir nitelik kazandığını gösterir. Menemen, bu dönemin en ağır trajedilerinden birine sahne olmuştur. 21 Mayıs’ta “hadisesiz” işgal edilen kasabada, 17 Haziran 1919’da planlı bir katliam gerçekleştirilmiştir. Araştırmacı Abdullah Doğtekin’in arşiv belgelerine dayanan çalışmasına göre, katliamın asıl gerekçesi Bergama baskınının intikamıydı; görünürdeki bahaneler, bir Yunan onbaşısının vurulması ve “Türk çetelerinin Rumları tehdit ettiği” iddialarıdır. Hazırlık düpedüz sistematiktir. Rum gençleri önceden silahlandırılmış, Rum evleri beyaz haçla işaretlenmiş, Rum izciler Müslüman evlerini belirlemişlerdir. Katliam günü, İstasyoın mahallesindeki olayların ardından şehrin hâkim noktalarına yerleştirilen mitralyözler, silahlı yerli Rumlarla birlikte rastgele ateş açmıştır. Çarşı ve sokaklarda sığınacak yer bulamayan çoluk çocuk, kadın, erkek demeden yüzlerce Müslüman, kurşun, dipçik ve kılıç darbeleriyle katledilmiştir. Kaymakam Kemal Bey ile altı jandarma, Hükümet Konağı’nda şehit edilmiştir. Bilanço kaynaklara göre değişir: Aydın Vilâyeti resmî raporu 929 şehit (24’ü kadın, 46’sı çocuk) ve 15 yaralı bildirirken, Menemen Jandarma Kumandanı Asım Efendi merkezde 250-300, köylerde 1.200-1.300 civarı şehit olduğunu aktarır; İtalyan heyeti raporu ise ölü ve yaralı sayısını 2.000’e yaklaştırmaktadır. Çavuş köyünün evleri tamamen yakılıp eşya ve hayvanları gasp edildi; Helvacı, Musa Bey, Kesek, Türklü ve Güzelhisar köyleri tümüyle tahrip edilmiştir. Boşnak ve Kozluca köyleri ile Hisarlık ve Dirlik çiftlikleri kül olmuştur; Türkelli, Hatundere ve Buruncuk halkı, dağlara sığınarak köylerini terk etmişlerdir. Güney hattında Aydın’ın 27 Mayıs’ta işgali, katliam ve yağmanın yanı sıra diplomatik bir çabanın da başlangıcı olmuştur. Osmanlı arşiv belgelerine dayanan bir çalışma, yerel yöneticilerin, eşrafın ve İstanbul’un, İtilaf temsilcilikleri ve yüksek komiserler nezdinde giriştikleri siyasî teşebbüsleri dört kategoride toplar: Yunan mezalimini engellemek, işgalleri sınırlandırmak, Yunan takviye ve tahkimatını önlemek ve bölgeye askerî koruma sağlatmak. Bu teşebbüslerin neredeyse tamamı akamete uğramıştır. Devlet Arşivleri’nin yayımladığı belge külliyatı, “Nazilli’yi işgal eden Yunanlıların Müslümanları katledip mallarını yağmaladıkları” ve ancak tahliyeden sonra Kuvayı Milliye’nin duruma hâkim olduğunu kaydeder. İşgalin gündelik hayatındaki zulüm, dönem basınının en canlı tanığı olan Kastamonu’daki Açıksöz gazetesinin sütunlarına yansıdı. Gazete, Yunan askerlerinin çarşılarda, sokaklarda, hanelerde ve dükkânlarda kimseyi bırakmadığını; başında şapka olmayan her ferdin sataşmaya ve üst aramasına maruz kaldığını, yakalanan herkesin saat, cüzdan, hatta parmaklarındaki yüzükler ve kadınların bileziklerinin alındığını aktarmaktadır. Hristiyanlara ait dükkânlar haç veya Süleyman mührü ile işaretlenerek yağmadan korunurken, Müslüman dükkânları Yunan askerleri ile yerli Rum, Ermeni ve Yahudilerin yağmasına açıktır. Müslüman malları “vergi” adı altında müsadere edilmiş, siviller adalara ve Yunanistan’a sürgüne gönderilmişlerdir. Camiler kirletilmiş, Çorakkapı ve Hatuniyye Camilerinin duvarlarına hakaret yazıları yazılmış, namaz kılanlar cami içinde öldürülmüşlerdir.  Açıksöz’ün hesabına göre, Yunanlılar tarafından katledilen Müslümanların toplam sayısı 100 binin üzerindedi; gazete bu zulmü “Engizisyon mahkemelerinde bile görülmemiş mezalim” sözleriyle nitelendirmektedir. Kuzeyde Karesi (Balıkesir) sancağı da aynı tablonun parçası olmuştur. Resmî istatistiklere dayanan bir araştırma, Balıkesir merkez kazası ve bağlı kazalarda kısmen ya da tamamen yakılan köy sayısının 62 olduğunu; tahrip edilen hane sayısının 3.313’e ulaştığını (Bandırma 1.084, Erdek 1.070, Sındırgı 644, Gönen 188, merkez 97) göstermektedir. 13 Nisan 1921 tarihli jandarma raporu, Gönen’in Yortan köyüne gece baskını düzenleyen 40 kişilik çetenin, listedeki isimleri köy camisinde toplayıp tehdit ve işkenceyle 2.000 lira nakit gasp ettiğini belgeler; Balıkesir Koşuçayırı’ndaki ziraat deposu ile Bandırma’daki Tantavizade Hanı’ndaki tarım araçlarının tahribatı da arşiv yazışmalarına konu olmuştur. Araştırma, işgalin en kalıcı hasarını şöyle özetler: bölgenin üretken Türk-Müslüman nüfusu ya öldürülmüş ya da göçe zorlanmıştır. İşgalin ilk aylarındaki vahşet, Müttefiklerin kendilerini bile rahatsız edecek boyutlara ulaşınca, Şeyhülislâmlığın talebi üzerine Amerikalı, İngiliz, Fransız ve İtalyan delegelerden oluşan Müttefikler Arası Tahkikat Komisyonu kurulmuştur. Komisyon, Ağustos 1919’da İstanbul’daki İtalyan Büyükelçiliği’nde toplanmış, 12 Ağustos-1 Ekim tarihleri arasında 46 oturumda 175 şahit dinlenmiş ve Menemen, Manisa, Ayvalık, Aydın, Turgutlu, Nazilli ve Ödemiş’i yerinde incelenmiştir. Komisyon’un Ekim 1919’da oy birliğiyle tamamladığı rapor, Yunan işgalinin sona erdirilmesini ve kontrolün Müttefik birliklerine devredilmesini önermektedir. Ancak İngiltere’nin baskısı ve Lloyd George’un “rapor adil değildir” itirazıyla rapor yayımlatılmamış, Barış Konferansı, belgelenmiş vahşeti görmezden gelerek işgali sürdürmüştür. Amiral Bristol başkanlığındaki bu soruşturmanın sonuçları, ABD Yüksek Komiseri Bristol’ün 1919-1927 yılları arasında tuttuğu rapor ve savaş günlüklerinde de yankı bulmuştur. Bristol, “başlangıçta düzenin korunması amacını taşıyan planın, bölgenin açıkça Yunanistan’a katılması biçimini aldığını” kaydetmiştir.  İngiliz arşiv belgeleri üzerine çalışan araştırmalar da, Yunan ordusunun İzmir’e İtilaf Devletleri adına ve onların koruması altında çıktığını doğrulamaktadır. İtalyan tanıkların kayıtları ise ayrı bir önem taşımaktadır. İtalyan gazeteciler ve konsolosluk görevlileri, Yunan işgal kuvvetlerinin Anadolu’daki uygulamalarını belgelere dökmüşlerdir. İzmir’de on üç yıl yaşayan İtalyan kökenli ressam Pisani, gördüklerini on ayrı tabloya aktarmış, bu tablolar, mezalimin sanat yoluyla saklanan tanıklıkları olmuşlardır. Öte yandan Yunan tarafı, itirazları boğmak için kara propaganda faaliyetlerine de girişmişlerdir,  işgalin ilk günlerindeki vatanperverlik havasını erozyona uğratmayı amaçlayan bu çabalar, işgal döneminin ideolojik cephesini oluşturmuştur. 1921’e gelindiğinde, Sakarya Meydan Muharebesi’nin ardından Ankara hükümeti, işgal altındaki halkla görüşmek, köy ve kasabalardaki tahribatı gözlemlemek ve mağduriyetleri tespit etmek üzere Tetkik-i Mezalim Heyeti’ni kurmuştur; heyetin raporları, Yunan kuvvetlerinin Sakarya harekâtı sırasında Türk halkına uyguladığı zulmün ayrıntılarını ortaya koymuştur. İşgal, yalnızca bir yenilgi değil, aynı zamanda bir uyanış dalgasının başlangıcıydı. 16 Mayıs 1919’da, yani işgalden bir gün sonra, İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti İstanbul’daki devlet adamlarına ve ABD temsilcisine telgraf çekerek işgali protesto etmiştir, telgrafta, “Avrupa, on milyon Müslüman ve Türk’ün idam ve imhasına karar vermişse, milletimiz buna uymayacak ve vatan uğrunda, kahramanca çarpışarak ölmeye hazır bulunacaktır” denmektedir. Aynı hafta içinde Giresun’da (17 Mayıs) ve Erzurum’da (18 Mayıs) protesto mitingleri yapılmıştır. Denizli’de Müftü Ahmet Hulusi Bey, işgal edilen memleketlerin halkının silaha sarılmasının “farz-ı ayn” olduğunu ilan ederek halkı mücadeleye çağırmıştır. Bu anlamda 16 Mayıs 1919’da, İzmir’in işgalinin ertesi günü, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a doğru yola çıkması tarihî bir tesadüf değildir, 19 Mayıs’ta Samsun’a ayak basan Paşa, üçüncü gün İstanbul’a ilk raporlarını göndermeye başlamıştır.  Batı Anadolu’da direnişin örgütsel çerçevesi ise kongrelerle kurulmuştur. Balıkesir’de Haziran 1919’dan itibaren art arda toplanan kongrelerde ve 16-25 Ağustos 1919’da Alaşehir’de toplanan kongrede, Hacim Muhittin Çarıklı’nın başkanlığında II. Balıkesir Kongresi kararları aynen kabul edilmiş; bölgesel direniş örgütleri, Kuva-yı Milliye birliklerinin kuruluşuna zemin hazırlamıştır. Çarıklı’nın hatıraları, bu kongrelerin perde arkasını ve Kuva-yı Milliye’nin kuruluş sancılarını ilk elden aktarır. Cephede ise Aydın, Nazilli ve Ödemiş yörelerinde yerel milisler, işgalcinin ilerleyişini kesmek için çarpışmışlardır, 1920’de Ankara’da toplanan TBMM, bu dağınık direnişi düzenli ordu bünyesinde birleştirme sürecini başlatmıştır. Büyük Taarruz, 26 Ağustos 1922’de başlamıştır. 30 Ağustos’ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Yunan ordusunu kuşatıcı bir hezimete uğratmıştır. Çekilen Yunan ordusu, geride bıraktığı her şeyi yok ederek ilerlemektedir. “Harîk-i Hâil” (büyük yangın) başlıklı araştırma, “yarı çıldırmış olarak çekilen Yunan ordusu, geçtiği köy, kasaba ve şehirleri, sonsuza kadar kaybetme duygusuyla yakmış, yıkmış ve yağmalamıştır” tespitini yapmaktadır. Eylül 1922’nin ilk haftasında Manisa, şehri terk etmeden iki gün önce yangın taburlarınca çeşitli noktalardan ateşe verilmiş, halkın önemli bir kısmı dağlara sığınmıştır, Doğudaki Alaşehir ve Salihli de aynı akıbete uğramıştır. İtalyan raporları, Alaşehir’de Yunan ordusunun işlediği savaş suçlarını belgelemiştir. 9 Eylül 1922 Pazar günü, saat 10.00 sularında Türk süvari birlikleri İzmir’e girmiştir. Farklı tümenlere bağlı süvariler, adeta birbirleriyle yarışarak Kadifekale’ye ulaşmış ve kaleye birlikte Türk bayrağını dikmişlerdir. Süvari Yüzbaşı Şerafettin Bey’in öncü kıtaları, Hükümet Konağı’nın balkonundaki direğe bayrağı çekerken, üç yılı aşkın süredir “yas” içinde yaşayan İzmir halkı sevinç gözyaşlarıyla sokaklara dökülmüştür.  Mustafa Kemal Paşa da, ertesi gün şehre girmiştir. Onun İzmir’deki ilk sözlerinden biri, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emri kadar yankılıdır.

Ne var ki kurtuluşun sevinci, 13 Eylül 1922 Çarşamba günü saat 14.15’te Ermeni Mahallesi’nde birkaç noktadan birden başlayan ve dört gün süren büyük yangınla gölgelenmiştir. Yabancı kaynakları inceleyen bir araştırma, yangının kentin üçte ikisini kül ettiğini; Ermeni Mahallesi, Çalgıcıbaşı, Ayadimitri, Ayakaterine, Ayatrikona, Ayanikola, Surtakya ve Hacıfranka mahallelerinin tamamen, Frenk Mahalleleri, Birinci Kordon ve diğer bazı semtlerin kısmen yandığını kaydetmektedir. Yangının faili konusunda üç iddia vardır: geri çekilen Rumlar, Ermeniler ve Türkler. İtfaiye Kumandanı Mösyö Gresgovic, 8 Eylül’de kendi gözleriyle iki Yunan askerinin bir İngiliz tebaasının evini yakmaya çalıştığını gördüğünü ve yangını Rumlar ile Ermenilerin çıkardığını söylemiştir; Amerikalı Yüzbaşı Hepburn’ün Bristol’a sunduğu raporda ise tek doğrudan “delil”, Konsolos Yardımcısı Barnes’ın Türk askerlerini gazyağı dökerken gördüğüne dair ifadesidir. Tarihçi Heath Lowry, Batılı kaynakların bu konuda yazdıklarının neredeyse istisnasız Yunan ve Ermeni bakış açısını yansıttığını belirtirken; Stanford Shaw ve Kinross gibi isimler kesin bir fail tespitinden kaçınmış, bazı İtalyan askerî raporları ise şehirlerin sistematik olarak aynı yöntemle yakıldığını, artçı birliklerin evleri yakmakla görevlendirildiğini ileri sürmüştür. Yangının siyasî ve tarihyazımsal tartışması bugün de sürmektedir; ancak sayıları ne olursa olsun, 13 Eylül’de İzmir, kurtuluşundan dört gün sonra, üç yıllık işgalin yıkamadığı şehir dokusunu bir gecede kaybetmiştir. İzmir’in işgali ve Ege’deki üç yıl, yalnızca askerî bir hezimet değil, demografik ve iktisadi bir felakettir. Balıkesir’de 62 köy ve 3.313 hane, Menemen’de kaynağa göre 1.700 ile 2.000 arasında değişen can kaybı, Manisa, Turgutlu, Salihli ve Alaşehir’de küle dönen tüm şehirler, adalara sürülen, iç bölgelere göçen on binlerce insan  ve dönem basınının “100 bini aşkın” diye kaydettiği katledilen Müslüman sayısı. Hepsi, işgalin bilançosunun parçalarıdır. Kuvayı Milliye’nin dağınık direnişinden TBMM’nin düzenli ordusuna geçen mücadele, 24 Temmuz 1923’te Lozan’da milletlerarası alanda tescil edilmiştir. İzmir, Cumhuriyet’in “güzel yüzü” olarak yeniden doğmuştur. Bu yazıda aktarılan her rakam, her olay, resmî arşiv belgelerine, dönem gazetelerine, tahkikat raporlarına ve tanıkların anılarına dayanmaktadır. İzmir’in Kordon’unda üç yıl boyunca yaşananlar, insanlık tarihinin en çok belgelenmiş işgal dönemlerinden biridir; belgelerin dili, bugün hâlâ o sabahın rıhtımındaki çığlıkları, o yangının küllerini ve o zaferin sevincini saklar. Tarih, bu belgeleri okumayı bilene aittir.

KAYNAKÇA:

Önal, T., “İşgalden İhtilale Millî Mücadele Hareketinin Diplomatik Boyutu”, Türkiyat Mecmuası, 2019. 

Çukurova, B., “15 Mayıs 1919 İzmir’de Yunan Mezalimi”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi. 

Türkmen, Z., “15 Mayıs 1919, İzmir’de Yunan İşgali ve XVII. Kolordu (Sarıkışla) Karargâhında Gasp ve Yağmalama”, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi yayını. 

“İzmir’in İşgaline Karşı İlk Büyük Tepki: Maşatlık Mitingi (14-15 Mayıs 1919)”. 

Millî Eğitim Bakanlığı, “İzmir’in İşgali İle Uyanan Millî Mücadele Ruhu”, Millî Eğitim Dergisi. 

“Belgelerin Gözünden Hasan Tahsin ve ‘İlk Kurşun’ Meselesi”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi. 

Yiğit, Y., “Bir Polisin Gözünden İzmir’in İşgali”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi. 

Moralı, N., Mütarekede İzmir Olayları, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1973. 

Doğtekin, A., “Menemen Katliamı (17 Haziran 1919)”. M

“Ayvalık’ın İşgali ve Direnişi”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi. 

Bostancı, E., “Osmanlı Arşiv Belgelerine Göre İzmir ve Aydın’da Yunan İşgali ve Mezalimi Üzerine İtilaf Devletleri Nezdinde Yapılan Siyasî Teşebbüsler”, Oltu Beşerî ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dergisi, 2(1), 2021, ss. 52-81. 

Çetin, N., “Açıksöz Gazetesi’ne Göre Millî Mücadele Dönemi’nde İzmir”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, 2019. 

Özkan, K., “Resmî İstatistiklere Göre Yunan İşgalinin Balıkesir ve Çevresindeki Etkileri”. 

“Amiral Bristol’ün Rapor ve Savaş Günlükleri”, Atatürk Ansiklopedisi. 

Turan, Ö., “İngiliz Arşiv Belgelerine Göre Yunan Ordusu’nun İzmir’i İşgali”, DergiPark. 

Çelebi, M., “Anadolu’da Yunan Mezaliminin İtalyan Tanıkları”, Türk Tarih Kurumu. 

Karabağ, H., “İzmir’in İşgali Sonrası Yunan Kara Propaganda Faaliyetleri”, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi. 

“Balıkesir Kongreleri”, TDV İslâm Ansiklopedisi. 

Çarıklı, H. M., Balıkesir ve Alaşehir Kongreleri ve Kuvay-ı Milliye Hatıraları (1919-1920), Ankara, 1967 (Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi’nde değerlendirilen baskı). 

Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Arşiv Belgelerine Göre Balkanlar’da ve Anadolu’da Yunan Mezalimi – II: Anadolu’da Yunan Mezalimi, Ankara. 

Şahin, C., “İşgal ve Göç: İzmir Örneği”, Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi (Yead). 

“1922 Manisa Büyük Yangını: Harîk-i Hâil”. 

“Yabancı Kaynaklara Göre Büyük İzmir Yangını ve Sorumluları”. 

Arıkan, Z., “İşgal Dönemi İzmir Basını”. 

“Menteşe Gazetesi (30 Haziran-21 Temmuz 1919)”, Atatürk Ansiklopedisi. 

Aliağa Belediyesi, “9 Eylül İzmir’in Kurtuluşu”. 

“İzmir’in Kurtuluşu: 9 Eylül 1922”, İndigo Dergisi. 

Yazarın Diğer Yazıları
15 Eylül 2023 21:13
6 Kasım 2025 21:58
19 Mayıs 2022 15:27
26 Ağustos 2024 15:46
8 Mart 2025 13:05
13 Haziran 2022 23:02
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.