
Yedi tepeye yayılmış bir efkar gibisin,
Bir yanın alabildiğine neşe,
Bir yanın ayrı bir keder.
Bakışlarında Galata’nın o mağrur duruşu,
Gülüşünde Boğaz’ın gümüş ipeği…
***
İstanbul gibisin işte;
Öyle bir anda sevemiyorum seni,
Sana alışmak, sende kaybolmak gerekiyor.
Bir sokağın huzur kokan bir ıhlamur ağacı,
Öteki sokağın geçit vermeyen çıkmaz yolu.
Hem yoruyorsun ruhumu,
Hem de vazgeçilmez kılıyorsun her nefesini.
***
Sesin,
Vapur düdüklerine karışan martı çığlıkları gibi;
Bazen ürkütücü, bazen davetkar.
***
Gözlerin,
Gece yarısı Kız Kulesi’nin yalnızlığı…
Ulaşılmaz bir masalsın ama tam içimdesin,
Dokunsam yıkılacak gibisin,
Sarılsam koca bir imparatorluk.
Ne seninle tam bir sükunet mümkün,
Ne de sensiz bir hayatın tadı.
Trafiğin gibi tıkalı kalbim bazen sana,
Ama sonra bir akşamüstü,
Güneş senin saçlarında batarken,
Tüm sitemlerimi unutup
Yine senin kıyılarına vuruyorum.
***
İstanbul gibisin;
Hem her şeysin, hem koca bir boşluk.
Gitmek istesem yol vermezsin,
Kalmak istesem sığdırmazsın.
Ama öyle güzelsin ki bu karmaşanın içinde;
Seni sevmek,
Bu şehri baştan başa yürümek gibi…
Yorucu,
Ama sonu hep denize çıkıyor.
Ali Erdin