Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
30°C
İstanbul
30°C
Açık
Salı Açık
29°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
30°C
Perşembe Yağmurlu
25°C
Cuma Parçalı Bulutlu
27°C

Sınırları Yıkan Bir “Bilumum Yazar”ın Ruh Dünyası: Betül Fırat

Sınırları Yıkan Bir “Bilumum Yazar”ın Ruh Dünyası: Betül Fırat

Edebiyatın, mühendisliğin ve melodilerin içerisindeyken kelamın sıhhatine talip olmayı, insan zihnine bahşedilen o sınırsız kapasiteyi her edebi türde dünyaya saçmayı bir yaşam felsefesi haline getirenler vardır.

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; lise sıralarında filizlenen o ilk yazma aşkını bugün dile kolay 23 kitap, 80 şarkı sözü ve 11 saygın ödülle taçlandıran; yazar, şair, şarkı sözü yazarı, köşe yazarı ve gazeteci unvanlarını sînesinde bir nakış gibi taşıyan; Ziraat Yüksek Mühendisliği disipliniyle davranış ve hayal gücü sınırlarını altüst eden; evreni kelimelerin esaretinde gören ve Agatha Christie gibi 100’ün üzerinde eser bırakma vadesine inanan “Bilumum Yazar” Betül Fırat ile derin bir hasbıhal gerçekleştirdik.

Betül Hanım, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece 23 kavi eserin altına imza atmış üretken bir müellif ya da 11 ödüllü bir edebiyat fatihi olarak değil; insan beyninin ve ruhunun sınırlarını tek bir türe hapsetmeyi reddeden, evrene yaydığı cümlelerle kalbin derinliklerine inen hakiki bir zanaatkâr olarak burada ağırlamak büyük bir şereftir.

Röportajımıza sizi, o kalıplara ve unvanlara sığmayan asil sînenizi tanıyarak başlayalım: Betül Fırat kimdir? Hayatını hangi mukaddesat üzerine inşa etmiştir?

Ben Yazar ve Şair Betül Fırat. 1984 Amasya doğumluyum. Ziraat Yüksek Mühendisiyim. Aktif devam eden bir çalışma hayatım bulunmakta.

23 Kitap, 80 Şarkı ve 11 ödül sahibiyim. Edebiyat Sanat Meltemi Genel yayın Yönetmeniyim. Yaratıcı Yazarlık ve Yaratıcı Drama Eğitmeniyim aynı zamanda.

İnsan kendini arar ömrü boyunca. Hayatı anlamlandırmaya çalışır ve bunu yaparken de kendi varlığının insanlığa ne katacağını düşünür. Ben de kendimi yazmakta buldum.

Asıl mesleğiniz Ziraat Yüksek Mühendisliği. Eşrafın yazarlık ile mühendisliği bir arada düşünmekte zorlandığı o sığ kalıpları yıkarak, önce sînenizde yazma hayatının filizlendiğini söylüyorsunuz. Toprağın bereketiyle, tohumun uyanışıyla haşır neşir olan analitik bir mühendis olmak, kelimelerinizi toprağa saçılan kavi birer tohuma dönüştürürken kaleminize nasıl bir felsefi sıhhat kattı?

Lise sıralarında başlayan yazma serüvenim şu an hali hazırda 23 kitap, 80 şarkı sözü ve 11 ödülle taçlandı. Önümdeki ömür ne kadarsa son nefese kadar yani, yazmaya devam edebilmeyi istiyorum. Yazar, şair, şarkı sözü yazarı, köşe yazarı ve gazeteci unvanlarını almam da 6 senelik bir serüven olsa da hayatım boyunca üzerimde taşımışım gibi hissediyorum. Yazar olunur mu doğulur mu sorusuna, “Yazar doğulur…” kanıt olduğumu da biliyorum.

Ziraat Yüksek Mühendisiyim. Eşraf yazarlığı ve mühendisliği bir arada düşünemese de önce filizlenen yazma hayatım olmuş oldu diyebilirim. Elbette ki mesleğimi de seven ve değerini bilen biriyim ve bana kattıklarını da azımsayamam. En azından “Mühendisken nasıl yazar oldunuz?” sorusuna da cevap vermiş olayım.

Yazarlık serüvenim, mühendisliğimden önce başlamıştı. Henüz meslek seçememişken, benliğimi seçmiş olmak ayrı bir ayrıcalık bana göre. Çoğu insan kendinin de yeteneklerinin de farkında olmuyor ve bir ömrü farklı rüyaların peşinde heba edebiliyor. Kendimi keşfetmem ve bu bilinçte olmam büyük bir şans olduğu kadar, aileniz, çevreniz ve eğitiminizle de şekillenmekte.

Mühendis olmam projelerimi planlarken tabii ki işe yarıyor ve sonuç odaklı olduğum için de çok fazla ayrıntılara boğulmadan ilerleyebiliyorum. Doğa ile iç içe 5-6 yıl geçirmiş olmak da insanda ayrı bir özgür ruh yaratmakta. En azından kendimi sınırlandırmayı ya da bir kalıba sokmayı sevmiyorum.

Kendinizi çok kavi bir kavramla, “Bilumum Yazar” olarak tescilliyorsunuz. Edebiyat dünyasındaki “sadece tek bir türde yazılabilir” zincirlerini kırarak deneme, şiir, öykü, roman ve şarkı sözü gibi her kulvarda eserler veriyorsunuz. İnsana bahşedilen zihni tek bir türle köreltmeye karşı çıkışınız, günümüz edebiyatındaki o tekdüze mizanpaj kalıplarına nasıl bir başkaldırıdır?

Evet, “Bilumum Yazar” olarak nitelendirebilirim kendimi. Yazdığım türler çok çeşitli olduğu için böyle bir ismi adıma tescil edebilirim. Yine tek türde ilerleme ve sadece tek tür yazılabilir kanısının zincirlerini de kırmış bulunuyorum. Deneme, şiir ile başlayan yazarlık hayatım öykü, roman, şarkı sözü yazarlığı olarak devam ediyor. İleride denemek istediğim türler de bulunmakta. İnsan denen varlığının belli bir kapasitesinin olmadığını düşünmekteyim. Beyin hâlâ çözülememiş bir sır ve insana bahşedilen en güzel hediye… Neden tek türle köreltmek gerek veya neden sınırlarını zorlamayayım ki diye düşünüyorum. Belki nesneleri hareket ettiremem ama sizi hayal gücümün dünyasında ağırlayabilirim. Hele ki başladığım ve bitirmeyi düşlediğim 8-10 romanım, şiirlerim, şarkılarım ve hikayelerim varken. Sınırları insanlar kendi kendilerine engel olarak belirler bana kalırsa. Belki yaşım kadar belki de Agatha Christina gibi 100’ün üzerinde eser bırakabilirim… vadem yeterse.

Hayal gücünüzün sınırlarını çizerken, “Belki nesneleri hareket ettiremem ama sizi hayal gücümün dünyasında ağırlayabilirim” diyorsunuz. Hali hazırda başlamış ve bitirmeyi düşlediğiniz 8-10 romanınız, yüzlerce şiir ve şarkınız varken; Agatha Christie gibi 100’ün üzerinde ölümsüz eser bırakma hedefiniz, nasıl bir ruh birliği yakalıyor?

Tek bir yönde ilerlemek diğer tarafı tabii ki köreltir. En azından denemiş olmak için yapıyorum. Her türde başarılı olmaya çalışmak müthiş bir enerji harcamanıza ve bütün gücünüzle düşünmenize neden oluyor. Aslında bir yandan da yorucu gerçeği söylemek gerekirse. Nihayetinde ortaya bir eser çıkınca ve içinize sinince buna değdi diyebiliyorsunuz. Çok yönlü düşünme, çok yönlü bakış açısı ve kalıplara sığmayan bir zihin ile bence her şey mümkün.

Direk hedef olmasa da başladığım ve bitirmek istediğim projeler var. 8-10 roman-hikâye aklımda da olsa şu an bir varlığa sahip. Onları bitirirken de hayatımın en güzel şarkısını yazma hedefim var tabii ki. İnsan çalıştıkça ve zihnini serbest bıraktıkça var olabilir. Beyniniz sürekli içinizden ve zihninizden çıkmaya çalışan duygu düşüncelerle doluyken de ruhunuz buna yetişmeye çalışıyor ve gece gündüz demeden üretiyorsunuz. Susmayan bir beynim var.

Yazmak hayat biçimi ve tutkuya döndüğü zaman kelimeler sizi rüyanızda bile rahatsız eder, dışarı çıkmak ve dünyaya salınmak isterler. İlk kitabımın önsözünde “Beynime bir çip takılsa 5 cilt kitap çıkar.” demiştim ama kendimi ben bile hafife almışım.

Yazmanın bir hayat biçimine ve tutkuya dönüştüğü o demleri anlatırken, “Kelimeler sizi rüyanızda bile rahatsız eder, dışarı çıkmak ve dünyaya salınmak isterler” feryadını paylaşıyorsunuz. İlk kitabınızın önsözündeki o kavi “Beynime bir çip takılsa 5 cilt kitap çıkar” iddianızı bile geride bırakan bu dervişane yaratım sancısı, bir yazarın kelamın namusuna olan sadakatini nasıl perçinler?

Sürekli aktif bir zihne ve arka planda çalışan hayal gücüne sahipseniz, yazmaya yetişemediğiniz dönemler olması ve arka arkaya bir dolu eserle sınanmak kaçınılmaz oluyor. Sınanmak diyorum çünkü her zaman eser için birçok ihtimal var. Sonunu bağlamak, vereceği duygu düşünceyi belirlemek ve hayat görüşünüzü bir yerde barındıran ve sizi yansıtan şeyler olduğunda bir yerde sınamış oluyorsunuz. Yazmak elbette ki yetmiyor, düzenlemesi, kontrolü ve nereye ne şekilde servis edeceğiniz de ayrı sınanma konuları olmakta.

Yazmak bir sonuç değil, uzun bir yol. Kalbinizin derinliklerine indiğiniz ve aklınızın dibini bulduğunuz, bazen çiçekli bir bahçe gezerken huzur bulduğunuz bazen de karanlık bir orman çıkmaya çalıştığınız. Evren kelimelerin esaretinde. Evrene yaydığınız sözcükler, cümleler ve melodiler mutlaka bir yerlerde karşılık buluyor. Enerji dediğimizi de zaten kelime tılsımları yönlendirmiyor mu?

Yazmayı bir sonuç değil, kalbin en derinlerine inilen uzun bir yolculuk olarak tanımlıyorsunuz. Bazen çiçekli bir bahçede huzur bulduğunuz, bazen de karanlık bir ormandan çıkmaya çalıştığınız bu yazarlık serüveninde; insan ruhunun o aydınlık ve karanlık dehlizlerini kelimelerle mizanpajlamak, kendi içsel “uyanışınızı” nasıl etkiledi?

İnsan kendi ruhuna özen gösterir ve kendi kalbinin sesini dinlerse yol alabiliyor. Başkalarına sormuş olsaydım: Sesimin güzelliği için şan dersleri almam ve şarkı söylemem, yazarlığın hobi olarak düşünüldüğü bir coğrafyada akademik kariyer yapmam (ki onu da yaptım) ve ilerlemem ya da daha birçok ihtimal denizinde boğulmam gerekecekti.

Her zaman söylüyorum, ben yola ‘Yazar’ olarak çıkmadım. Yürünen yol içerisinde şekillendim ki bu da yazar olarak doğduğumu gösterir. Kendimi keşfettikten sonra ise daha profesyonel ve daha iyiye gitmek için kendimi geliştirmeye başladım. Bir insan kendini tanıyor, ne istediğini biliyor ve yeterliliğini de çözmüşse içinde uyana engel olamaz zaten.

Gece gündüz beni rahat bırakmayan bir zihinle elbette ki çok huzurlu ve mutlu sayılmam. Çünkü her eserin kendine has bir sancısı var ve hepsinin şiddeti kendine has. Eser kâğıda döküldükten sonra ancak “Şimdi rahatım…” diyebilsem de çok sürmüyor. Belki çok huysuz olarak da biliniyor olabilirim. Zihnimdeki kurgularla mücadele ederken insanlara odaklanamadığım ve bazen varlıklarına bile katlanamadığım oluyor. Çünkü o an içimde yaşadığıma, düşündüğüme ya da kurguladığıma odaklanmam gerekiyor.

“Evren kelimelerin esaretinde. Enerji dediğimizi de zaten kelime tılsımları yönlendirmiyor mu?” diyerek kelamın metafizik gücüne muazzam bir kapı aralıyorsunuz. Sînenizden, aklınızın dibinden dökülüp evrene salınan o cümlelerin ve melodilerin bir yerlerde mutlaka karşılık bulacağına olan bu sarsılmaz inancınız, okuyucuya nasıl bir ruhsal şifa vaat ediyor?

Ruhum, aklım, kalbim, hayal gücüm ve hatta rüyalarımla renk cümbüşü sunuyorum okurlara. Bu kadar yazım türüne sahip değilken, sürekli yeni tür istenirdi genelde. Okurları bu konuda memnun etmek oldukça zor ama beni geliştiren ve yönlendiren nedenlerin biri de bu olmuştur. İyi bir okur olarak az çok tahmin de edebiliyorum, insanların hangi türlerden ve konulardan zevk alacağını. Bunun yanında yaş skalası ve hitap ettiğiniz kitle de önemli tabii ki. Bir yerde de kendi istediğim türler ve içerikler var. Bu ikisini birleştirebilmiş olmak gerçekten benim için bir başarı sayılır.

Okurlara en fazla vaat edebileceğim kendi dünyamı sunmak olur. Bunun yanında her hikâyem ve deneme yazım içinde önermeler içermekte. Beni okuyanların her zaman söylediği şey “Kim olursanız olun, kendinize göre bir şey bulabiliyorsunuz.” olmuştur. Hayatın hem içinde hem hayalinde olmak böyle bir şey sanırım.

Herkese yaratılırken tek bir renk verilmişken, kendi ruhunuzun rengini “ortaya karışık” olarak nitelendiriyorsunuz. Satır Arası masamızdan, içinizdeki o rengarenk tılsımlı evrenden; kendi sınırlarını kendi zihinlerinde birer engel olarak belirleyen dertli sînelere ve “Kelimelerin Sıhhati”ne gönül veren okurlarımıza bırakacağınız o nihai kurumsal mesajınız ne olur?

Kişiliğinizin renkli olması veya karanlık olması içinizde ne taşıdığınıza bağlı. Herkes yaratılırken bir kenara çekilmiş, bir renk verilmiş ama benimki ortaya karışık olmuş (!)

Ruhumun dünyasına hoş geldiniz!

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; toprağın bereketini kalemin namusuyla birleştiren, 23 kitap ve 11 ödülle edebiyatın sınır kulelerini yıkan ve “Evren kelimelerin esaretindedir” diyerek ruhunun kapılarını hasbi bir niyetle açan Değerli Yazar, Şair ve Gazeteci Betül Fırat’ın o kavi ömür mizanpajını terazimizde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki; ticarette, davada, yuvada, sanatta, mühendislikte ve her çetin imtihanda niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca… Sonrası Bahar.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.