Kötülük hiçbir zaman tek başına büyümez.
Onu yapan bir kişi olabilir. Ama ona güç veren, alkışlayan, savunan ve bile bile susanlar varsa kötülük artık tek kişinin meselesi olmaktan çıkar.
Bazen kötülüğün en büyük desteği, ona yapılan alkıştır.
Bazen de “Yanlışsın.”dememektir.
Birinin hakkı yenir, susulur.
Bir insan haksız yere suçlanır, inanılır.
Bir başkasının onuru kırılır, gülünür.
Yanlış yapan eleştirileceğine savunulur.
Sonra herkes kendisini masum sayar.
Oysa kötülük yalnızca onu yapanın cesaretiyle büyümez. Onu alkışlayanların desteğiyle, savunanların sözleriyle ve gerçeği bildiği hâlde sessiz kalanların tutumuyla da güç kazanır.
Çünkü alkış sadece beğeni değildir.
Bazen “Devam et” demektir.
Bazen “Yaptığının arkasındayım” demektir.
Sessizlik de her zaman tarafsızlık değildir. İnsan elbette bilmediği, görmediği veya müdahale edemediği bir durumda susabilir. Ama gerçeği bildiği hâlde haksızlık karşısında susmak, çoğu zaman yapılanı kabullenmektir.
Hele ki kişi, sırf yakını, dostu veya kendi çevresinden biri yanlış yaptı diye susuyor ya da onu savunuyorsa…
Bu dostluk değildir.
Gerçek dostluk, yanlış yapanın yanında değil, gerektiğinde doğrunun yanında durabilmektir.
“Burada yanlış yapıyorsun” diyebilmek, bazen en büyük iyiliktir.
Neden derseniz adalet kişiye göre değişmez.
İnsanın gerçek karakteri, kimin yanında olduğuyla değil, neyin yanında olduğuyla ortaya çıkar.
Kötülüğü yapan elbette sorumludur.
Ama onu bile bile savunan, alkışlayan ve sessizliğiyle cesaretlendiren de sorumluluktan kaçamaz.
Çünkü bazı insanlar kötülüğü elleriyle yapmaz.
Ama alkışlarıyla büyütür, suskunluğuyla yaşatır.
AYŞEN ÖZGÜR