Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
14°C
İstanbul
14°C
Az Bulutlu
Cumartesi Yağmurlu
18°C
Pazar Hafif Yağmurlu
7°C
Pazartesi Çok Bulutlu
10°C
Salı Parçalı Bulutlu
12°C

ŞAİR COŞKUN ERTEPINAR

ŞAİR COŞKUN ERTEPINAR
18 Mart 2025 11:37
8
A+
A-

(D:1914, Ö:2005)

Ve “Sevginin Yedi Rengi”

Ali Rıza Navruz

^^

Bildiğim odur ki; pek çok şair, inlerin ve cinlerin kol kola gezdiği boşluklarda sâdece korku ve hüzün yüklenir. Kendilerini tahtakuruları tarafından kemirilmiş merdiven hissetmeleri de işin cabası… Bu durumlarda bütün güvenceleri gözyaşlarıdır onların… Eğer ki; pırıl pırıl sevinçler yüklenmişlerse bu şairler, bu durum genelde geçici olan o özel anların yansıttıklarıdır denilebilir rahatlıkla.

Şair Coşkun ERTEPINAR’da, ben bu olayın tam tersine şahit oldum diyebilirim. O, ruhları yıkayan dupduru bakışları -yaratılışı gereği olsa gerek- kendi yüreğinde üretmektedir. Daha açık bir ifade ile ışığın kendisidir o… Yüce dağ başlarından; engin ovalar üstüne sarkıttığı iyimser bulutlar, aydınlığın nur yüzüdür. Kimi gördüyse ona sunduğu kupalar dolusu sevgi, onun yüreğinin bahar sisleri kadar yumuşak oluşunun bir göstergesi değil midir sizce de..?

Onun yüreği bu denli saf ve ışıl ışılsa, onun yüreğinin rengi Cemil Baba boncuğunun açık mavisiyse –ki öyle- meydanın orta yerinde dikili duran heykelin o soğuk ve cansız yüzüne bir ressam gibi tebessümler nakşetmesi de doğal bir olgu olsa gerek diye düşünüyorum… Konuyla ilgili olarak bir söyleşide, şu soru soruldu kendisine: “Herkese hitap eden bir şair olmayı nasıl başardınız?” İşte şairimizin verdiği cevap: “Sevgiyle… İnsan sevgisi, doğa sevgisi bende üst seviyededir. Yani bencil değilim. Kendime has olmayı başardım sanıyorum.”

“Hüzün Gök Kuşağı ve Gülümsemek” isimli şiirinde, oturup da, penceresinin başka ışıklarca aralanmasını beklemediğini belirtmekte ve bizlere beklenen ışığın bizzat kendisi olduğunu şu dizeleriyle vurgulamaktadır şair;

/Aralanmaz o pencere bir türlü…

Anlarım ki ışık bendedir, bende sadece.

O anda bir şey parıldar içimde,

Gökkuşağına benzer…/

Şair Coşkun ERTEPINAR’daki bu gökkuşağının yedi rengini yürek masamıza yatırıp da incelemeye alırsak apaçık ve net olarak şu sevgilerin renkleri kamaştırır gözlerimizi; Tanrı Sevgisi, afacan ruhlu çocukların sevgisi, aklın aydınlığında yıkanmış bir memleket sevgisi, Atatürk sevgisi, insan sevgisi, Türkçe sevgisi, tabiat sevgisi… Ve ben onu hep; /başım hala çocuk, hala dayanacak yer arar başım…/ diyen çocuk saflığı ruhuyla gördüm, tanıdım… Peki, Kayseri nasıl tanıdı onu, gereken ilgiyi gösterdi mi? Şairimizin verdiği cevabi sözüne dönüp bakıyorum bu noktada: “Kayseri beni geç anladı diye düşünüyorum, ikinci plana attı ve anlamakta gecikti. Fakat yine de kırgınlığım yok…” Evet 70 kadar ödülle onurlandırılan bir şairimizi Kayseri olarak nasıl tanımış olduğumuzun acı hikayesi!.. Buyurun; “tek tek basaraktan, bade süzerekten….” Hep beraber düşünelim.

ERTEPINAR; 1914 yılında Kayseri’nin Erkilet bucağında doğdu, Önce Sivas llköğretmen Okulunu sonra da Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü bitirdi (1937). Öğretmenlik, okul müdürlüğü ve Millî Eğitim Bakanlığı’nda Halk Eğitimi Genel Müdürlüğü ve Bakanlık Başmüşavirlıği yaptı. Ferdî duyguları, insan ve yurt sevgisini, yurt güzelliklerini, aile mutluluğunu tabiî bir dil ile değişik şiir tarzlarında şiirleştirmiştir. İlk Şiirini 1930 yılında Muhit Dergisinde yayınlayan şairimiz geleneğin çizgisinde şiirler yazmıştır. 9 Ağustos 2005 yılında Ankara’daki evinde vefat eder. Bu mezar taşına ne yazmamızı istersin diye soruyorum kendisine; el cevap: “Hiçbir şeyim yoktu/ Hiçbir şeyim yok/Sevgimden başka/ Yazılacak bu taşa…” Biz de bir şey yazmadık ki zaten, rahmetten başka…

Yayınlarından bazıları: Dönülmez Zaman İçinde (1949), Tek Adam (1954), Kaderden Yana (1956), Mevsimlerin Ötesinde (1962), Güzel Dünya (1969), Şu Dağlar Bizim Dağlar (1973), Zaman Bahçesinde (1978), Destan Atatürk (1981), Dorukta Rüzgâr Var (1986), Sevginin Yedi Rengi (1993), Yunus Bahçesinde Açan Gül (1993), Küçük Dünyamın İçinden (1995), Çocuklar ve Papatya (1996), Bir Politikacının Anıları Refik Koraltan (1999), Şiir İkliminde Bir Ömür, Şiir Dünyasındaki Yerim Üzerine…

÷

Resım:

Ali Rıza Navruz

Coşkun Ertepınar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.