Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Karla Karışık Yağmurlu
4°C
İstanbul
4°C
Karla Karışık Yağmurlu
Salı Parçalı Bulutlu
6°C
Çarşamba Çok Bulutlu
8°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
9°C
Cuma Az Bulutlu
12°C

Zamanı Değişmeyen Sevgi

Zamanı Değişmeyen Sevgi
19 Ocak 2026 11:29
11
A+
A-

Halide Halid

Araştırmacı yazar

“Sonsuzluğa kanat açanlar” dizisinden 2. yazı:

                                              Zamanı Değişmeyen Sevgi

Azerbaycan seması her zaman tarihimizin sessiz şahidi, ülkemizin huzur ve güvenliğini gökyüzünde koruyan şahinlerin sırdaşı olmuştur.
30 Kasım 2021 tarihinde de her zaman olduğu gibi, Vatanın seması ömürlerini ona adamış pilotlara kucağını açarak onları bir sonraki görevlerine uğurlayacaktı…

Onlar eğitim uçuşuna hazırlanıyorlardı. Az sonra yine masmavi gökyüzü onlara başarılar dileyecekti…
Yine gökyüzüne – kendi ebedi mekânlarına bir sonraki hizmet görevini yerine getirmek için kanat açacaklardı.

O gün onlar için sıradan günlerden biri olmalıydı. Ama olmadı…
O gün, sonsuz bir sevgiyle bağlı oldukları gökyüzüne son kez selam verip veda edeceklerdi.

Helikopterde bulunan Vatan şahinleri, bu eğitim uçuşunun kendileri için son görev olacağından habersizdi.
Hızı bölgesinde bulunan “Karaheybet” eğitim poligonunda Devlet Sınır Küvvetlerine ait Mi-17 helikopterinin kaza yapması, Azerbaycan askerî tarihinin en ağır facialarından biri olarak hafızalara kazındı.

Eğitim uçuşu sırasında aniden meydana gelen bu kazada üç albay, beş binbaşı, dört yüzbaşı, bir baş teğmen ve bir teğmen olmak üzere toplam 14 asker ŞEHİT oldu, iki kişi ise yaralandı. Onlar Devlet Sınır Kuvvetlerinin en profesyonel, en tecrübeli vatan evlatlarıydı.

Bu yiğitlerin kahramanlığı yalnızca “Karaheybet” ile sınırlı değildi.
İkinci Karabağ Savaşında da Mi-17 helikopterlerinin pilotları savaş meydanında eşsiz bir cesaret sergileyerek düşman kuvvetlerine sarsıcı darbeler indirmişlerdi.

Onlar, Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri ve Devlet Sınır Kuvvetinin en önemli hava araçlarından biri olan Mi-17 helikopterleriyle muharebe operasyonlarında keşif, askerî yüklerin taşınması ve diğer operasyonlara destek görevlerini başarıyla yerine getirmişlerdi.

Özellikle sınır karakollarının ve diğer askerî birliklerin zorlu arazi koşullarına sahip bölgelere hızlı bir şekilde ulaştırılmasında ve muharebe operasyonlarının sağlanmasında Mi-17 helikopterleri önemli bir rol oynamıştı.

Pilotlarımız, Vatanın özgürlüğü ve egemenliği için canlarını ortaya koymuş, vatan sevgisini amelleriyle ıspatlamışlardı.

“Sonsuzluğa kanat açanlar” adlı bu proje, onların yarım kalan hayat hikâyelerini, fedakârlıklarını ve Vatana olan sadakatlerini aydınlatmak; bunları gelecek nesillere gerçek bir kahramanlık örneği olarak sunmak amacıyla kaleme alınmaktadır.

ŞEHİTLİK– bir insanın canını kendi adı için değil, bir milletin geleceği uğruna ortaya koyduğu en yüce fedakârlıktır.
ŞEHİTLİK– ölümle sona eren değil, bir toplumun hafızasında sonsuzluğa açılan bir kapıdır.

Bu yazıda, yarım kalan hayat hikâyesini sizlere sunacağım kahraman pilot, ŞEHİT Albay Emil Nezirov’dur.

Emil Nezirov için gökyüzü sadece bir uçuş alanı değildi. Orası hizmetin, sorumluluğun ve sadakatin sessiz adresiydi.
Bu gökyüzünün altında büyüyen, Birinci ve İkinci Karabağ Savaşları’na katılmış olan Emil Nezirov, ömrünü Vatanın savunmasına adamış, bu yolu onurla yürüyerek ebediyete kavuşmuştu.

Azerbaycan Hava Kuvvetleri pilotu, Albay Emil Nezirov, bir sonraki görevini yerine getirirken meydana gelen helikopter kazası sonucu ŞEHİT oldu.

Emil Nezirov, hayat yolunun yönünü daha erken yaşlardan itibaren seçmişti.
Her gün saatlerce gökyüzünü seyretmekten zevk alan bir çocukluk hayali, bir gün onun için kutsal bir mesleğe dönüştü.

Pilotluk onun için yalnızca bir meslek seçimi değildi, bu, riskle barışmak ve ömrünü Vatanın semasına emanet etmekti.
Onu yakından tanıyanlar, Emil’in hayat dolu ve esprili bir insan olduğunu söylerler.

Askerî pilotluk ise cesaret kadar disiplin ve sorumluluk da gerektirir.
Emil, bu nitelikleri hayatının her alanında koruyordu. Görev sırasında ciddi ve talepkârdı. Bu talepkârlığın ardında ise yufka yürekli, samimi bir komutan duruyordu.

Sivil hayatta ne kadar esprili ve neşeliyse, görev sırasında bir o kadar ağırbaşlı ve soğukkanlıydı.
Onun kendine özgü kuralları vardı. Bu kurallardan biri de kahramanlığın göz önünde olması değildi. Ona göre gerçek kahramanlık, kimsenin görmediği anlarda bile görevi vicdanla yerine getirmekti.

Emil Nezirov yalnızca bu kurallara bağlı bir asker portresinden ibaret değildi.
Üniformasını çıkardıktan sonra, ailesi ve yakın çevresi için bambaşka bir Emil’e dönüşüyordu.

Ailede altı çocuk vardı- üç erkek kardeş ve üç kız kardeş. Emil, ailenin beşinci çocuğuydu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti.
Kardeşler arasında her zaman büyük bir sevgi ve uyum hâkim olmuştu. Bu bağ, ebeveynlerinden aldıkları terbiyenin bir sonucuydu.

Emil evde, akraba ve yakınları arasında ortamı canlandırır, gürültüsüyle sessizliği şenliğe çevirir, kahkahasıyla evin havasına neşe katardı.
O, hayat dolu biriydi.

Müziğe, tiyatroya ve genel olarak sanata büyük bir sevgisi vardı. Emil için sanat sadece bir ilgi alanı değildi; sanki aldığı her nefeste sanatın güzelliğini hissediyordu.
Yakınlarının bana gönderdiği videolarda seslendirdiği şarkılar, onun yeteneğini açıkça ortaya koyuyor. Emil, profesyonel bir şarkıcı gibi söylediği eserlerle insanın ruhunu dinlendiriyor. Sesi son derece temiz, duygulu ve kulağa hoş geliyor.

Emil şarkı söylerken adeta bulunduğu ortamdan soyutlanır, başka bir âleme geçerdi.
Aynı zamanda güçlü bir parodi yeteneğine sahipti. Oyuncuları, hanendeleri ve şarkıcıları büyük bir ustalıkla taklit ederdi.

Onun bulunduğu yerde kederden, hüzünden, dedikodudan ve kıskançlıktan söz etmek mümkün değildi.
Onu izledikçe şunu düşünüyorum: Emil bu dünyaya sanki insanlığa sevincin, iyimserliğin ve neşenin güzelliğini aşılamak için gelmişti.

Emil’in içindeki bu özellik, onun askerî ciddiyetine gölge düşürmüyor; aksine bu ciddiyeti daha da tamamlıyordu.
Onunla ilgili hatıraları bana göndermelerini ailesinden ve akrabalarından rica ettiğimde, bir gün elimde onunla ilgili bir kitap dizisi oluşturacak kadar malzeme olacağına inanmazdım.

Aile içindeki sorumluluk duygusu, onunla ilgili söylenen tek bir cümlenin bile unutulmadan korunması, görülen rüyaların anbean anlatılması, saatlerce dinlediğim ses kayıtları ve izlediğim video materyalleri beni gerçekten çok mutlu etti.

Bu makale, ŞEHİTİMİZİkardeş Türkiye okuyucusuna az da olsa tanıtmak; onun kısa ama zengin hayat hikâyesinin bazı anlarıyla onları baş başa bırakmak amacını taşımaktadır.
Asıl hatıraları ve derin anıları, nasip olursa onun hakkında yazacağım kitapta okuyacaksınız, inşallah.

Albay Emil Nezirov hakkında bir dizi yazı yazılsa bile yine de az kalır. Bu sözlerimi asla abartılı düşünceler olarak algılamayın.
Bu materyalleri inceledikçe şöyle düşünüyorum:

“Allah’ım, kısa yaşanmış bir ömre bu kadar zengin bir hayat hikâyesi nasıl sığar? Bir insan 52 yıllık yaşamında bu denli pozitif, bu kadar unutulmaz hatıralarla hafızalarda yaşıyor, gönüllerde yer ediyorsa, onun ruhu her zaman şad olur.”

Emil, kızlarının akordeon, kemençe ve kanunla icra ettikleri müzik eserlerinden büyük bir haz duyardı.
Bu müziklerde, onlara hitaben yazdığı mektuplarda ve birlikte geçirdikleri mutlu günlerde, babalarının silinmez hatıraları yaşamaya devam ediyor.

Albay Nezirov, Vatanı standart, süslü cümlelerle sevmezdi. O vatana olan karşılıksız sevgisini seçtiği mesleğiyle, büyüğü olduğu ailesiyle, anne-babasıyla, kardeşleriyle kurduğu sevgi bağıyla daha da zenginleştirirdi.

Askerî üniforma onun üzerinde sadece bir giysi değildi, bu üniforma, sorumluluğun, sadakatin ve sonuna kadar yürümeye karar verdiği askerlik yolunun simgesiydi.
Bu yolculuk kimi zaman günlerce, hatta aylarca aileden uzak kalmak, kimi zaman bekletmek, kimi zaman da susarak yürümek demektir.

Emil bu yolun ağırlığını ve zorluğunu biliyordu. Buna rağmen ne pişmanlık duydu ne de geri adım attı.

Onun hayatında sessiz, derin ve sadık bir sevgi daha vardı- kaderini birleştirdiği, çocuklarının annesi, son nefesine kadar sevgisine bağlı kaldığı hayat arkadaşı Mehpare Hanım’a duyduğu sevgi.

Bu sevginin en saf ifadesi, Emil’in ona yazdığı ilk aşk mektubunda yer alır:

“Bir ağacın kökleri toprağın derinliklerine nasıl tutunuyorsa, senin sevgin de benim kalbime öylece, kalıcı olarak kök saldı,” diye yazıyordu.

Ayrılığın özlemini gizlemeden, şikâyet etmeden kaleme alıyordu. Sınav günü kapı arkasında bekleyemediği için özür dileyen, mektubuna gelecek cevabı sabırsızlıkla bekleyen bir âşığın samimiyeti var bu satırlarda:

“Mehpare, sana olan sevgim her geçen gün daha da güçleniyor. Bunu tek bir kelimeyle anlatamam. Seni tertemiz bir sevgiyle seviyorum. Geleceğimizi aydınlat, Güneş gibi parlasın. Bizim sevgimiz de seven gençlere ışık olsun.”

Mektubun sonunda yazdığı dizeler ise Emil’in iç dünyasını olduğu gibi yansıtıyordu. “Seni dünyalar kadar seviyorum” diyen bu mısralar, yalnızca bir gencin aşkı değil; hayatını birleştirmek istediği kadına duyduğu saf sevginin ifadesiydi.

Emil severdi, özlerdi, beklerdi… Ama bunların hiçbirini görev bilincinin önüne koymazdı.

Ailesi için Emil sadece bir pilot değildi. O; bir kardeş, bir eş, bir baba, bir dayı, bir amcaydı.
Ağabeyi için arkasında sessizce duran bir güç; eşi için beklemenin anlamını değiştiren bir hayat arkadaşı; kızları içinse her zaman gurur duydukları bir baba idi.

Şehadetinden sonra ailesinin hafızasında onunla ilgili hatıralar, teselli veren bir güce dönüştü.
Yakınları, Emil her rüyalarına girdiğinde, onun zamansız ayrılığının aslında bir ayrılık değil, ebedî bir birlik olduğuna bir kez daha inanıyorlar.

Emil Nezirov, bir sonraki meslek görevini yerine getirirken ŞEHİT oldu. Onun hayatı yarım kalmadı; tamamlandı.
Çünkü ŞEHİTLİK bir son değil, ebediyete uzanan, hiç bitmeyen bir yoldur.

Albay Emil Nezirov, ardında özlem dolu bir hüzün ve evrene sığmayan onurlu bir isim bırakarak aramızdan ayrıldı.

Görev süresi boyunca Emil Nezirov birçok yabancı ülkede görevlendirilmiş, uluslararası tecrübeler edinerek Azerbaycan askerî havacılığının gelişimine önemli katkılar sağlamıştır.
İş arkadaşları -ister askerî ister sivil olsun onun ne denli olumlu özelliklere sahip olduğundan içtenlikle söz ederler.

Onun yalnızca profesyonel ve sorumluluk sahibi bir asker değil, aynı zamanda son derece samimi, merhametli ve hayat dolu bir insan olduğunu sık sık vurgularlar.
Hatta onsuz çıktıkları görevlerin ne kadar sıkıcı ve renksiz geçtiğini de itiraf ederler:

“Emil bizimle olduğunda günlerin, saatlerin nasıl geçip gittiğini fark etmezdik. O olmadığında ise günler bir türlü bitmezdi.”

Emil Nezirov çok iyi bir babaydı. Üç kız babası olmaktan büyük gurur duyardı.
Kızlarına duygularını ve hayallerini mektuplarla ifade etmeyi çok severdi. İlk mektubunu büyük kızı Leyla’ya yazmıştı:

“Tatlı kızım Leyla!
Sen ailemizin ilki oldun, dünyaya gelişinle bize sevinç dolu günler yaşattın. İsterdim ki 2015 yılında hayalini kurduğun üniversiteyi kazanarak bu sevinci bize bir kez daha yaşatasın…”

Albay Emil Nezirov’un ne kadar vatansever bir insan olduğunu ikinci kızı Nezrin’in hatıralarında da açıkça görüyoruz:

“Babam vatanını, toprağını sonsuz derecede severdi. Kısacası, canıyla bağlıydı bu topraklara. Çocukluktan itibaren bizi vatansever bir ruhla yetiştirmesi, Azerbaycan Milli Marşı çalındığında bizi sıraya dizip kendisi de bizimle birlikte elini göğsüne koyarak Marşı söylemesi ve bittikten sonra “Artık serbestsiniz!” demesi bunun en açık kanıtıdır.”

En küçük kızı Ayten, dördüncü sınıfta okurken ona yazdığı mektupta şöyle diyordu:

“Vatanına, halkına, milletine ve soyuna layık bir evlat ol. Bu, senin bana vereceğin ikinci hediye olur.”

Bu satırlarda da onun vatanına ve milletine nasıl bağlı olduğunu bir kez daha görüyoruz.

Hakkındaki hatıraları satır satır yazsam bile yine de sayfalara sığmaz.
“Emil benim sadece kardeşim değil, aynı zamanda sırdaşımdı. Onunla 11 yıl aynı evde büyüdük.
Sonraları eğitim ve meslek yolları bizi ayırdı.  Sık sık görüşemesek de kalplerimiz her zaman birlikte attı.

Emil çocukluğundan itibaren saf, dürüst ve son derece samimi biriydi. Yalandan, hasetten, samimiyetsizlikten ve kıskançlıktan uzak bir insandı.
Kalbi çok temizdi, merhamet doluydu. İşte bu özelliği nedeniyle çevresindeki herkesi de kendisi gibi sanırdı.

Onu tanıyan herkesle konuştuğunuzda, hakkında yalnızca güzel ve içten sözler duyarsınız. Bu insanın sözlüğünde kötülük diye bir kelime yoktu.
Hayatının her alanında son derece sorumluluk sahibi ve titizdi. Bazen “talepkâr” denildiğinde sert, katı mizaçlı bir insan gözümüzde canlanır. Emil’de ise tam tersiydi, onun yumuşak karakteri bu sertliği her zaman gölgede bırakırdı.

Asker arkadaşları Emil’den söz ederken onu hep “kimsesizlerin babası” olarak anarlar.
Sadece kardeşim olduğu için onun hakkında böyle konuştuğumu düşünmeyin.

Ben insanlığıyla, merhametiyle ve mesleğinde ustalığıyla öne çıkan, gerçek bir evlat, gerçek bir kardeş, gerçek bir eş, gerçek bir baba, gerçek bir dayı, gerçek bir amca ve gerçek bir akraba olarak tanınan bir insanı anlatıyorum.
Onun hayat kroniği, gelecek nesiller için ders olarak okutulacak niteliktedir.”
Bu sözler, Albay Emil Nezirov hakkında ağabeyi Abbas Bey’in hatıralarındandır.

Abbas Bey’i dinledikçe, onun kardeşi hakkında yorulmadan, usanmadan saatlerce, hatta günlerce konuşabileceğine emin oldum.
Onunla ilgili anlatılan hatıralarda ve görülen rüyalarda Emil’in canlı portresini görmek mümkündür.

Yeniden ŞEHİTİMİZİN not defterindeki şiirlere, söylediği şarkılara yazılan sözlere bakıyorum.
Sevgi, aşk ve özlem dolu dizeler dikkatimi çekiyor. Her birinde Emil’in kalbinde saklı kalan sözler yankı buluyor.

Adeta insanın ruhunu dinlendiren, yüreğini titreten bu satırlarla Emil, ilk ve son aşkı olan Mehpare’ye duyduğu ebedî sevgiyi yorulmadan itiraf ediyordu.
Şimdi paylaşacağım dizeleri rastgele seçmedim. Bu parçada Mehpare Hanım’ın Emil özlemini, Emil acısını derinden hissettim.

Geceleri sabaha kadar Emil’in fotoğraflarına sarılan, hatıralarıyla baş başa kalan ŞEHİT eşinin dilinden, sanki yıllar önce yazılmış gibiydi bu sözler.
Bu dizelerle, bir yiğidin daha, bir ŞEHİTİN yarım kalan hayat hikâyesini anlatan yazımı sonlandırıyorum.

Mekânı cennet çiçekleriyle süslü, sevgisi zamana meydan okuyan ŞEHİTİMİZİN ruhu şad olsun:

Gece gündüz yollarına bakıp ağlarım,
Resmini yüreğime sarıp saklarım.
Gece gündüz deniz gibi coşup çağlarım,
Canım söyle, neredesin?

Özgeçmiş

Emil Nezirov (Nezir oğlu), 4 Şubat 1969 tarihinde Azerbaycan’ın Lenkaran şehrine bağlı Viravul köyünde doğdu.

1976–1986 yılları arasında Viravul Köy Ortaokulu’nda öğrenim gördü.
1987 yılında Lomonosov Askerî Havacılık Teknisyenleri Okulunu kazandı ve 1990 yılında bu okuldan mezun oldu.

Okuldan mezuniyetinin ardından Teğmen rütbesiyle görevlendirilerek, Transkafkasya Askerî Bölgesi’ne bağlı H.Z.Tağıyev  Askerî Hava Üssünde uçak teknisyeni olarak göreve başladı.

1992 Yılının başlarında gönüllü olarak Azerbaycan Millî Ordusu saflarına katıldı ve Gala askerî yerleşkesindeki askerî hava üssünde Mi-24 helikopterinde teknisyen nişancı olarak görev yaptı.
Birinci Karabağ Savaşı’na fiilen katıldı ve Birinci Karabağ Savaşı gazisidir.

Görev süresi boyunca KA-27 tipi helikopterde teknisyen nişancı, daha sonra ise teknisyen eğitmen olarak görev yaptı.
1997–2000 Yılları arasında Gala Askerî Hava Üssünde Mi-8 MTV helikopterinde teknisyen olarak hizmet verdi ve bu süre zarfında Yüzbaşı rütbesine terfi edildi.

15 Eylül 2000 tarihinde Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinden Yüzbaşı rütbesiyle yedeğe ayrıldı.

23 Ekim 2003 tarihinde Devlet Sınır Kuvvetlerinin (DSK) bünyesindeki askerî üste göreve başladı ve DSK’nin ilk Havacılık Birliğinin kurucularından biri oldu.
Mi-8 MTV helikopterinde teknisyen olarak başladığı görevini, 2005 yılında aynı helikopterde teknisyen eğitmen olarak sürdürdü.

Eğitmenlik yaptığı dönemde birçok askerî havacılık personelinin yetişmesinde önemli rol oynadı.

2008 Yılında binbaşı rütbesiyle filo komutan yardımcılığı görevine atandı.
7 Eylül 2015 tarihinde Yarbay rütbesine terfi edildi.
9 Aralık 2015 tarihinde Devlet Sınır Kuvvetlerinin Havacılık Dairesi Uçuş Mühendisliği Şubesinde helikopterler ve motorlar üzre kıdemli mühendis subay görevine getirildi.

1992–2016 Yılları arasında toplam 3.200 saat uçuş gerçekleştirdi.
İkinci Karabağ Savaşı’nın da aktif katılımcılarındandı.

Görev süresi boyunca çeşitli madalya ve takdir belgeleriyle ödüllendirildi.
Aldığı 13. ve son madalya, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından Vatan Savaşı’nda gösterdiği hizmetlere göre takdim edilen “Vatan Uğrunda” madalyasıdır.

2021 Yılında DSK bünyesinde kurulan Özel Hava Operasyonları Kuvvetleri Komutan Yardımcılığına ve Mühendis Havacılık Şubesi Başkanlığına atandı. Aynı yıl Albay rütbesine terfi edildi.

30 Kasım 2021 tarihinde, Hızı bölgesinin sınırları içinde bulunan “Karaheybet” Havacılık Poligonunda gerçekleştirilen eğitim uçuşu sırasında meydana gelen kaza sonucu ŞEHİT oldu.

Görev süresi boyunca dört farklı helikopter tipinde Mi-24, K-27, Mi-8 ve Mi-17 uçuş yetkisi ve ilgili sertifikalara sahipti.

Evliydi, üç kız çocuğu babasıydı.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.