Denizin kalbi, dikenli tel gibi gerilmiş, Ufukta zincirli bir sabah bekliyor. Her dalga, yasaklanmış bir ekmek kırıntısı, Her rüzgâr, yoksulluğun bileğine bağlanmış düğüm.
Ama gemiler çıkar, İnancın tahta kaburgalarına sığınarak. Onlar, taşımaz sadece un ve ilaç, Taşır: İnsanın inadını, Çocuğun gözlerindeki su damlasını, Bir annenin kırılmayan duasını.
Sumud… Bir kelime değil, Küller içinden yeniden doğan nefes. Yeryüzünün en sessiz çığlığı, Engelleri yaran kararlılık.
Deniz diken olur, engel olur, Ama direnç kanat takar teknelere. Karanlık, üzerine çökerse gökyüzünün, Bir mum yakılır Bir filonun güvertesinde.
Çünkü Sumud, Bazen sadece yaşamak demektir. Bazen ufka bakıp, “Bu yolun sonu Gazze’dir” diye Susmadan yürümektir.
Musa Dağ’da 40 Gün – Franz Werfel 1915’teki tehcir emrinin, yaklaşan ölümün soğuk nefesi olduğunu anlayan ve emre uymamaya karar veren Antakya Ermenilerinin direniş ve kaçış hikâyesine odaklanan Musa Dağ’da Kırk Gün adlı roman, yazarı Franz Werfel’in altını çizdiği gibi yakın tarihin gerçek ve hazin bir sayfasıdır. Werfel’in sözleriyle bu...
Giden bir kere gidiyor, geride kalan bin kere. Her ayrılık, her kaybediş ve her ölüm yüreğimize saplanıp, orada kök salıyor. Biz nereye, o yürek acısı da oraya… Arada bir, kafesimizin içinden kafamızı uzatıp, gökyüzünü gördüğümüzde özgür olduğumuzu düşünsek de, sevgisiz toplumlarda yaşayan her insan bir kafesin içinde ve her kafes...
Yatakta muhteşem bir “SEVİŞME” deneyimi yaşayan bir erkeklerin, her şeyiyle onlara bu deneyimi yaşatan kadınların peşinden gittiklerini ve adeta onlara bağımlı hale geldiklerini anlatmamıza gerek yok sanırım. “Komşunun tavuğu,komşuya kaz görünürmüş”der atalarımız.. Peki hiç merak ettin mi, erkeğini yatakta çılgına çeviren kadınların diğer kadınlardan farkı ne? Onlar neden farklı “SEVİYORLAR”...
Dün yine sararmış… Resimleri mektupları karıştırdım.. Dünlerden anılarla mutlu olurum diye.. Nasıl özlem hasret vardı içinde.. Hasret yelkenleri aldı beni ben bende kendimde kayboldum… Hani hep vefasızım hep kendim içindi yaşamıştım… Ben bunca anılardan sonra gelgörki, hâlâ yaşıyormuyum..? Neçok hasret göndermişsin bana bir pul parasına.. Bunca hasrete hangi yürek hâlâ...
Acının Arif’i çok da; yazsan, çizsen, okusan da anlatılacak bir tarifi yok. Cennette de olsa kavuşasıya sevin. Bu hayatta insanı bir kenara atanı çok da; gerçekten sevenin sevgisinin son kullanma tarihi yok. Güray Gökkaya
KÜLKEDİSİSYLVAIN JOHNSON226 SAYFA 📖Cendrine küllerde doğmuştu, orada yaşadı ve sonsuza kadar kendini orada kaybetti. ♨️Üvey anne Carmen, üvey kız kardeşler Anastasia ile Annabelle ve kızına yapılanlara asla ses etmeyen bir baba. Bu zalimlerin yanında yaşamaya mahkum edilmiş masum bir kız. Cendrine. ♨️Üvey annesi tarafından krematoryumunun bodrumunda adeta bir esir hayatı...