MEHMET SEBİH ALTUN
…
Hayat bize çoğu zaman yarını kesinmiş gibi öğretildi.
“Yarın yaparım.”
“Yarın giderim.”
“Yarın konuşuruz.”
“Yarın başlarım.”
“Yarın her şey daha güzel olacak.”
Bu cümleleri ne kadar kolay kuruyoruz.
Sanki yarın kapımızın önünde bizi bekleyen hazır bir misafir.
Sanki takvimdeki her yaprak, bize ayrılmış.
Sanki zaman bizim malımızmış gibi…
Oysa zaman hiçbirimizin mülkü değildir.
İnsan zamanı kullanabilir ama ona sahip olamaz.
Bir günün sahibi olduğumuzu zannederiz; akşam olduğunda o gün elimizden sessizce çekilip gider. Bir haftayı planlarız, hafta biter. Bir yılı hesaplarız, yıl geçmiş olur.
Sonra bir bakarız ki yıllardır “yarın” dediğimiz şeylerin çoğu, hiç yaşanmamış.
Belki de hayatın en acı taraflarından biri budur:
İnsan çoğu zaman yaşadığı hayatı değil, yaşayacağını düşündüğü hayatı özler.
Daha sonra yapacağını düşündüğü iyilikler vardır.
Daha sonra söyleyeceği güzel sözler…
Daha sonra gideceği yerler…
Daha sonra barışacağı insanlar…
Daha sonra okuyacağı kitaplar…
Daha sonra ailesine ayıracağı zaman…
Daha sonra kendisi için yaşayacağı bir hayat…
Ama o “daha sonra”ların hangisinin gerçekten geleceğini kim bilebilir?
Kim yarınların sahibidir ki?