Dil Aver Karagöz
…
Çocukluğumu düşünüyorum olur olmaz mutlu olurdum
Bu kötü bir şey mi…. Asla değil !
Dışarıda tehlike var deseler o ne derdim
Kim kötüydü ki….
Tanımasa bile,
Herkes herkese selam verirdi!
Şimdilerde öyle mi?
Selamsız bir evlada bir kardeşe yeniliyor insanlar
Ve kendi içine çekiliyor…
Mutsuzluğun en beterini yaşıyorlar.
Aynı çatı altında temizlenmeyi bekleyen kirli zemin gibiyiz.
Hayatımızı kendimizin dizayn edeceği zaman çoktan geldi geçiyor.
Dışarıda o şatafatlı , kahkaha dolu samimiyetsiz arkadaşlıklar ve evimizdeki sanal dünya en acımasız biçimde benliğimizi esir alıyor. Aslında Mutluluğun en acımasız katili yalnızlığın kollarına atılmışız haberimiz yok.
Bir yerde okumuştum çok ilgimi çekmişti;
Japonların bu feci duruma koyduğu çok ağır bir kavram var.
Kodokushi.
Yani “Yalnız Ölüm”…
Öyle değil midir….
Kendini aileden, anadan , babadan evlattan soyutlamak….
Ölmek fiziksel olarak hareketsiz hale gelmek midir sizce….
Kapitalizmin en acımasız sunumu da bu;
Yaşarken duygusal ölüm.
İnsanı kendi dünyasına hapsedip yavaş yavaş yok etmek.
İnsana en güzel ayakkabıyı, en güzel pantolonu, en güzel karakteri giydiğini hissettirir ve yalnızlaştırır.
Artık o samimi güzel gülüşler yok, yaşamın çobanlığını yapan elinde dikenli değnek olan çobanlar ve birer sahtekar olarak onların tercih ettiği tarlada otlayan sürüler var.
Biraz doyuruyorlar ki yine ertesi gün onların vereceği ot’a muhtaç olalım.
“Düşünceden arındırılmış ezberlerilmiş bir yaşam”.
Şimdi ben diyorum ki yaşamda yürürken o çobanlara değil özgürce dolaştığınız o eski zamanlara denk gelelim.
Sağlıcakla o güzel günlere ermemiz dileğiyle.
İnsan olmaya.