Arada bir gözlerim ıslanır Sen hiç aldırma Sanma ki ağlıyorum Kurnası bozuk Çeşme gibi akar Güneşli havada Hem güneş vardır Hemde çisi çisi yağmur yağar İşte benim gözlerimde Güneşli havada Yağan yağmur gibi Kendi kendine ağlar Sen ağlıyor sanma Bazen yaşlar fazla geliyor İşte o zaman akıyor Göz yaşlarım Benim...
Doğu’da askerdi, Batı’da er idi, Yıldız gökte baba yiğitti izlerdi, Uyku kaybeder görenler yıldızı. O yıldız kaydı, asker şehit kaldı. Sessizdi kalp alında vurulmuşun, Sormamıştı parolayı kör kurşun Parola tunç dağda kan renginde, Küflü sefer tası kuru ekmeğinde. Sefertası ana elinde, ayak çıplak, Ayakkabısız ayaklar çıplaktı ayak, Asmıştı boynuna oğlu...
Mahmur bakışına elâ gözüne Ne güzel yakışır sürme kara kız Yalnız ben olayım baktığın yerde Benden başkasını görme kara kız Bülbül olup konsam gonca gülüne Can feda edilir tatlı diline Papatya takayım zülfün teline Savur saçlarını örme kara kız Kiraz dudağına inci dişine Akıl firar eder bir gülüşüne Bir tek...
Ernest Hamıngway ismini çok duymuştum. Hatta yazmalarıma bir katkısı olur ümidiyle “Yazma Üzerine” adlı bir kitanını bile alıp incelemiştim. Tabi o bir derlemeydi. İspanya iç savaşında, dünyanın öbür ucundan savaşmak için gelen antifaşist bir gerilla grubunun bir köprüyü havaya uçurmak üzere görev alanların; grup içi diyalogları, aşkları, tutkuları, bir davaya...
Ben yazar olmak istedim. Yazar olarak edebiyatın bütün mevsimlerini yazdıklarıma koymak istedim. Bu öyle kolay olmadı. Edebiyatı öğrenmek ve öğrendiğimi yazılarımın arasına sokabilmek için bütün yazarları seferber etmiştim. Büyük yazarlar da yeni aklım ve yeni gözlerim oluşmuştu. Aklın akılla sefer birliğiydi. Beni aydınlatanlar, benim elimde başkaları için de esrarlı birer...