

Yazlıktaydım. Kapının dışından bir miyavlama sesi geliyordu. Kapıyı açtım baktım. Bir kedi boynu bükük öylece duruyordu. Üzgün bir hali vardı. Çok şaşırdım. Başını sevdim. Sevmem için bekliyordu sanki. Kıpırdamıyordu hiç. O anda onu içime sokasım gelmişti. Sonra yan dairenin kapısına gitti. Öylece durdu. O zaman anladım ki komşumu arıyordu. Komşum dışarda hep kedileri beslerdi. Ama yazlıktan evlerine dönmüşlerdi. Anlaşılan onları bulamayınca üzülmüştü. Oradan da bizim kapıya gelmişti.
Artık evimizin maskotuydu. Adını Prenses koyduk. Her sabah ve akşam bize geliyordu. Çok güzel bir kediydi. Tüyleri pırıl pırıldı. Diğer kedilerden farklıydı. Asil bir görünüşü vardı. Kapıyı açtığım zaman eve girip şöyle bir dolaşıyordu. Kuyruğu sevinçten titriyordu. Mamasını yiyiyor. Kendisini sevdiriyor. Sonra çıkıp gidiyordu. Bazen de balkonun camına sıçrıyordu. Oradan meraklı gözlerle içeriye bakıyordu.
Adını seslendiğim zaman hemen geliyordu. Bize mutluluk vermişti. Biraz geç kalsa gözlerimiz onu arıyordu.
Prenses hayatımıza anlam katmıştı.
Ama evde bizimle kalmak istemiyordu. Çünkü özgürlüğüne düşkündü. O bizi biz de onu seviyorduk. Arada bir hala komşumun kapısına gidip o güzel sesiyle üzgün üzgün miyavlıyor. Sonra başı önünde bize geliyor.
Kim demiş kediler nankör olur diye. Hayvanlardan öğreneceğimiz ne çok şey var aslında.
AYŞEN 