
Edebiyatın ve sanatın içerisindeyken kelamın sıhhatine talip olmayı, kalemin namusunu ve dürüstlüğünü her şeyin üstünde tutmayı bir yaşam felsefesi haline getirenler vardır. Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; 33 yıllık mürekkep sevdasından moderatörlük kulelerine, sanatın pek çok dalında bıraktığı asil izlerden yayınevi çapaklarına karşı yürüttüğü o dik duruşlu mücadelesine uzanan hasbi yolculuğuyla yazar ve editör Müzeyyen Eser ile derin bir hasbihal gerçekleştirdik.
Röportajımıza sizi tanıyarak başlayalım: Müzeyyen Eser kimdir? Bir okur sizi tek bir cümleyle nasıl tanımlamalı?
Öncelikle hoş buldum; bizlere kıymet verip bu değerli röportajınızda yer verdiğiniz için teşekkürlerimi kabul etmenizi rica ederim. Kendimden uzun uzun söz etmeyi severim aslında. Ancak kısaca sorunuza şu yanıtı vermek isterim: Müzeyyen Eser; gereksiz dürüst, sivri dilli ve kalemi birilerine batan bir yazar; aynı zamanda geleneklerine bağlı, tipik bir Anadolu kadınıdır.
Yazmaya sizi ne başlattı? Tam 33 yıldır bilfiil, aşkla yazıyorsunuz. Sizin için yazmak ve okumak “ibadet hükmünde iki büyük eylem”. Yazmak hayatınızda bir tutku muydu, yoksa bir zorunluluk mu?
Ben unutkan bir mizaca sahibim. Başlarda günlük tutarak başladı bu serüven. Tam 33 yıldır bilfiil yazıyorum; ciddiye alarak, aşkla. İki yıl çocukça karaladım ama onları saymıyorum. Öteden beri her şeyi not alırım. Eğitim aldığım süreçte öğretmenlerim sayesinde edebiyatı çok sevdim. Yazmak ve okumak benim için ibadet hükmünde olan iki büyük eylem; bunu nefes almak gibi düşünün. Dahası, yazdıklarımı silmek bile benim için inanın büyük keyif. Çünkü her sildiğim metin beni bugünkü profesyonel günlere taşıdı. Özetle yazmak okul yaşantımda zorunluluktu, sonrasında tutkuya, hatta sevdaya dönüştü. Yani işe geçen pazartesi başlayanlardan değilim!
“Beni Sevin Nolur” çok farklı ve sarsıcı bir kitap ismi doğrusu. İlk eserinizde neyi işlediniz Müzeyyen hocam? Ve neden ilk kitabınız bir çocuğun ailesinden dilendiği “sevgi açlığına” bir çağrı?
Aslında ilk olarak başka bir kitap üzerinde çalıştığım sırada sosyal medyada bir sahne sanatçısı ile tanıştım. Röportaj yapmam lazımdı. Ezbere yazılacak, hayal gücü kullanılacak, uydurulacak bir şey yazamazdım; çünkü konu hem çok ciddi hem de kişileri töhmet altında bırakacak nitelikteydi. O sırada rastladım kitabın başkahramanına. Klasik bir istek vardır biz yazarlardan, “Benim hayatımı yaz, vallaaaaağ roman olur” derler. Başta açıkçası pek ciddiye almadım. Anlattıkça ve gözyaşı döktüğünü görünce hem üzülüp inandım hem de çok heyecanlandım. Çünkü çocukken, ailenin tutarsız ve körü körüne sarıldığı doğrular yüzünden cinsel kimlik bunalımı yaşanmıştı ve gerçek bir öyküydü.
Bana garip gelen şey; bir cami hocası tarafından 8-9 yaşlarında taciz edilmesi, aynı zamanda ibadetlerini aksatmamaya özen göstermesiydi. Üstelik 35 yaşındaydı; parasını sahnede şarkı söyleyerek kazanıp günahtan korkuyordu. Ezan nerede okunursa okunsun, gidip namaz kıldığını gördüm. Bu yönüyle çok dikkatimi çekti. Bir buçuk ay kadar gece gündüz sohbet ettik ve çok kısa sürede eser ortaya çıktı. “Beni Sevin Nolur”u bugün yazsam inanın patlar. Gerçi senaryosunu kendim yazmam şartıyla, konusu ile 40 senaryo arasından ikinci olarak seçildi. Buradan hareketle, ilk kitabımın kapağını okumadan güllü çiçekli zeminde iki sevgiliyi el ele resmeden kapak tasarımcım gibi yanlış anlamasın kimse; bu, bir çocuğun ailesinden dilendiği sevgi açlığıdır. Yoksa beni ister sevsinler ister sevmesinler, sıkıntı yok. Demem o ki; kimse ezbere yazıp yaşamasın, ezbere de edebiyat yapmasınlar lütfen. Bu, sandıklarından daha ciddi bir meslek çünkü.
İkinci eseriniz “Evliliğim Evcilik” sizin kendi otobiyografiniz. Bu eserle aslında neyi eleştiriyorsunuz? Günümüz ilişkilerinde ailelerin rolü ve evli çiftlerin sosyal medya amatörlükleri hakkında ne söylemek istersiniz?
“Evliliğim Evcilik” benim kendi otobiyografim olan eserim. Ben çocuk yaşta, aşk ile evlendim; imrenilen bir evlilik ve huzurun hüküm sürdüğü bir yuvaydı bizimkisi. Kimi nazarla bittiğini düşündü, kimi altında bin tane sebep aradı boşanmanın. Eleştirilerim şunlardı: Aileler evliliklerde büyük etken, özellikle anneler. Büyükler kriz anlarını düzgün yönetirse, evlilikler çekirdek aileden ziyade geniş ailelerde yaşanırsa bitiş bugünkü kadar kolay olmaz. Benim için tersi olsa da ben artık çekirdek aile amatörlükleri yüzünden boşanılmasına karşıyım. Aşk nedir; sevgi, hürmet, kıymet nedir ve nasıl olmalıdır aslında bunu izah ettim.
Evli çiftler sosyal medyadan Allah aşkına uzak dursun. Çünkü boşanma sanıldığı kadar kolay da değil; evlilik ve insan hayatları da oyuncak değil. Ben ilk evliliğimin adına gerçekten çok ama çok müsterihim. Aslında anlatmaya çalıştığım ana tema; kadın ilişkinin başrolündedir. Kadınlar kolayca pes edip yuvalarını yıkmasınlar; sonra olan kimseye değil, çocuklara oluyor. Kimse kimseyi aldatmasın çünkü kadının da erkeğin de doğası aynı. Yuvasını yıkmak yerine ayakta tutmak için savaşsın. Üç yıl beş yıl değil, 25 yıl sabrettim ve hayatım tüm olumsuzluklara rağmen genel manada mutlu yaşandı. İki evladımızı gereği gibi büyüttük çok şükür.
Üzerinde tam 10 yıldır titizlikle çalıştığınız o “bitmeyen” eserinizin konusu sosyal medya ve ilişkiler. 300 bine yakın insanla bir nevi röportaj yaparak bu kitabı dokudunuz. Sosyal medya ilişkilerini neden toplumun “gizli iç kanaması” olarak görüyorsunuz?
Bu kitabım gerçek hikayelerden örülü ancak konusu biraz marazlı olduğu için araştırmadan yazamazdım: Sosyal medya! Ortalama üç yüz bine yakın insanla kendimce röportaj yaparak kaleme aldım. Konu zor olunca çarçabuk çıkmıyor maalesef; toplumun nabzını tutabilmek adına kırk kılığa girdim. Bu süreç bana insanları dinlemeden yargılamamayı öğretti. Hayat benim dört duvar arasında yaşadığım kadar temiz değilmiş maalesef; topluma acil müdahale gerekli. Çünkü sosyal medya ilişkileri, toplumun gizli iç kanaması. Her ne kadar örtbas edilse de ben bunu yazarım arkadaş. Artık köklü yuvalar yıkılmasın. Ben yandım eller yanmasın! Çünkü çeyrek asırlık evliliğim kıytırık bir internet ilişkisine kurban gitti. Bence özellikle kadınlar özenti olmuş; tek tip estetikli kadınlardan bıkıldı. Erkekler doğal kadınlara hasret. Kadın cephesinde de güvenilecek erkeklerin olmaması sorunu var… Aklı başa almak lazım çünkü freni patlak kamyon misali nereye toslayacağımız artık belirsiz. İnternet bıçak misali ya insan keser öldürür ya ekmek keser karın doyurur.
Bir yazar ve tecrübeli bir editör gözüyle bakınca, günümüz yayınevlerinin sadece “rant odaklı” çalışmasını ve yazarlara uygulanan o “hayal tacirliğini” nasıl yorumluyorsunuz? Sizin bu yolda canınızı yakan dolandırılma hikayeniz sektöre dair neyi ifşa ediyor?
İlk yayınevi de ikincisi de fiyaskoydu. Satışı kontrol edemiyorum, şaibeli bir kere; ne derlerse inanmak durumundayız. İlki, satılan kitabıma telif vermemek için mi bilinmez, sözleşmede 1000 adet yazmasına rağmen, altıncı yılda kitaplarımı imha ettiğini söyleyip amatörlük zamanlarımdaki yazar olduğumu düşünerek dijital baskı uydurmasıyla güya beni kandırdı. Hadi ilki net ve şeffaf bir yayınevi değil diye, sözde “Mağdur Yazarların Çatısı” sloganıyla yola çıkan ikincisine hissedar oldum; olmaz olaydım. Aynı zamanda yayın koordinatörü olduğum yayınevi tarafından 13 yazar arkadaşımın çoğuyla birlikte dolandırıldım. Kesinlikle ikisinden de zerre kadar memnun değilim.
Artık amatör yazarların kandırıldığı “eseriniz bizim için değerli” yalanını da yutmam. Bu işi sırf para odaklı yapsalar onu da anlarım ama böyle omurgasız yayınevleri yüzünden insanlar hayal tacirliğine maruz kalıyor, resmen kandırılıyoruz. Bence devlet bu işe acilen el atmalı; yoksa parayı veren, edebiyatın ırzına geçmeye devam edecek. Genç yazar adaylarına önerilerim var ancak şimdi uzun sürer; geniş bir vakitte bu konu üzerine canlı yayın yapmayı düşünüyorum.
Gelelim yeni elinize aldığınız, “tam 35 yıldır gebe olduğum hayal çocuğum” dediğiniz o son asil esere: “YILKI ve Kırmızı”. Sancılı ama kendi alın terinizle gerçekleşen bu edebi doğumu ve bu süreçte Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nın o hasbi desteğini sizden dinleyebilir miyiz?
A evet… Daha dün elime aldığım o üçüncü ve hayal çocuğum; onu daha yeni doğurdum. Ona tam 35 yıldır gebeydim. Onca şiirim silinip gidecekti; sancısı uzun sürse de doğum normal yollardan gerçekleşti, çatır çatır yani. Sevgili dostum Esma Bolat beni yeni yayınevim Aysima Yayınları’nın mütevazı sahibi Yaşar Adıyaman ile tanıştırdı. İşsiz ve parasız olduğumu biliyordu can kadınım. Yıllarca sponsor aradım; kendileriyle baş başa yemeğe çıkmam şartıyla çok sponsorluk teklifi aldım. Kimi yiğitlik yapıp “eşinizle buyurun” dese de aslı astarı olmayan vaatlerdi.
Sonunda akıllı Sultanım Esma, “hem paranı kazan hem kitabını çıkart” deyip beni Yaşar hocam ile tanıştırınca yine kendi alın terimle bu doğumu da gerçekleştirdim, şükürler olsun. Artık şiirlerim kalınca bir kitapla kayıt altında; minnettarım, çok mutluyum. Yılkı olmak öyle kolay değil vesselam. Selam olsun altın yürekli tertemiz insanlara; bunlardan biri de sizsiniz bu arada Ahmet hocam. Var olun, sırtınızda kitaplarımı taşıdınız. Kötülüğü çarçabuk unutsam da iyiliği asla unutmam. Herkesin huzurunda şahsınıza tekrar teşekkür ediyorum. Başka bir yayınevinin yazarı ile röportaj yapıp bunu yayımlamak erdemdir; inşallah bunu yeni gelecek olan yazarlarınız dikkate alırlar.
Son olarak; Müzeyyen Eser ölür de dürüstlükten şaşmaz diyorsunuz. Gönül heybenize “her kişiyi değil, er kişiyi” doldurduğunuz bu edebiyat meydanından okurlarınıza ve “Kelimelerin Sıhhati”ne gönül verenlere bırakacağınız nihai mesaj nedir?
Başta eminim ki sivri dilimi fark ettiler, kalemim de öyle… Müzeyyen Eser ölür de dürüstlükten şaşmaz; ben böyle aile terbiyesi aldım. Çoğu sahtekâr da bu yönümden çekinir. Dürüst ve şeffaf olduğum için kaybettiğim kim ve ne varsa canı cehenneme. Ben gönül heybeme her kişi değil, er kişi dolduruyorum; onlar taklit yapmaya devam etsin. Ben buyum, hoşuna gitmeyen numara yapmadan çıksın hayatımdan; çünkü yalancıktan sevemiyorum, benim de handikabım bu!
Bu işte ne rant peşindeyim ne çıkar. Gece gündüz demeden var gücümle sadece okur, yazar, siler siler tekrar yazardım. Ben bunu tam 33 yıldır bedavaya severek yapıyorum. Değer bilenler ücretini verip alsın kitaplarımızı; teşekkür ile ödenmez yazarın emeği. Bu işe yeteri kadar aşık değilseniz bedavaya benim kıymetli vaktimi çalmayın. Çok iyisiniz, sağ olun. Sabırla okuyan herkese çok teşekkürler. Saygı ve Sevgilerimle, Müzeyyen Eser.
✨ Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; 33 yıllık mürekkep sevdasını, yayınevlerinin editör körlüklerine karşı duran o dürüst ve sivri dilli duruşu, sanatın pek çok dalında açan o asil Müzeyyen Eser mizanpajını daha ‘Kelimelerin Sıhhati’ terazisinde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki; ticarette, davada, yuvada ve her çetin imtihanda niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca… Sonrası Bahar.