Derde saldı yine dertli başımı Kimse silmez akan kanlı yaşımı Bak dikerler birgŭn mezar taşını Istırap çemberi sarar insanı Çok çektim aşkını yüreğim dağlı Bŭtŭn aşk dağlar dumanlı karlı Kolların kenetli ayağın bağlı Istırap çemberi sarar insanı Yine akşam oldu yine dert doldu Neden gŭlbenzin sararıp soldu Gŏnŭl isyan etti...
Hırsız ile arsızlar rağbet görür toplumda, Edebimden susunca edepsiz bağırıyor, Sahilde geziyor da belletmez izin kumda, Edepliler susunca edepsiz bağırıyor. İşini eksik yapar peşin alır parayı Doğruyu söyleyince hemen açar arayı Su yerine içermiş rakı ile birayı Edepliler susunca edepsiz bağırıyor. Güvendiğim insanlar gün doğmadan satıyor Bilmem nasıl vicdan var...
Her aşk hikayesi, toprağın soğuk yüzüyle tanışmaya mahkûmdur. Hayatın soğuk yüzünde yaşayıp da toprağa eren aşkların ayazıysa toprağı bile yakar. Yanan toprağın aşıklar için yaktığı ağıtı, aynalara işleyip anıtlaştırabilecek nice mahir ustalarla doludur dünya. Bu kitap, bir celladın ve bir sirk sanatçısının aşk hikayesinin aynadaki yansımasıdır. Aynaya her baktığında kendinden...
Bu akşam da içten içe yalnız ve yalınım Sen nereden bilirsin Burada azapsal başkalaşım, Gözden gönle hevenk, Envai acı yemişler… Bin bir kahrı içime ederken zerk, Kol gezerken keder Sen nereden göresin; Öyle ötelenmişlikler derledim ki Görülmez başkasınca, O başkası Olsa da aşkın süt anası… Gözlerime nicedir tutulmuş bir sual...