GÜLENAY GÜNEŞ
…
İnsan ilişkileri manevi değerler içeren, hayatımızın birer omurgasıdır. Hangi ilişki türü olursa olsun, tek taraflı değil çift taraflı değer görmesi önemlidir. Gerek romantik gerekse dostluk ilişkilerinde haliyle beklentilerimiz olacaktır. Bu anlamda ‘karşılık’ tarafların her zaman eşit derecede aynı şeyi yapmalarını gerektirmez. Zaman zaman aile bağlarında da sevgiye dayanan masum beklentilerin olması ve karşılık bulması beklenir. Ancak elbette bu sevmek için bir derece değildir. Herkes sevgisini farklı biçimlerde gösterebilir, önemli olan birbirinin ihtiyaçlarını anlamaktır. Burada vurgulamak istediğim; sevgiye, sevenin de sevilenin de layık olmasıdır.
Aşk ve sevgi birbirine çok yakın kavramlar gibi dursa da aynı değildir. Aşk daha çok tutku ve heyecanı içinde barındırırken, sevgi daha sakin, derin ve sürekliliği olan bir bağdır. Bu sebeple yalnızca ‘romantik’ ilişkilerde değil, ailede, dostlukta, hayvanlara ve doğaya karşı hissedilebilen bir duygu olarak karşımıza çıkar. Olgun bir aşk sevgiye, güçlü bir sevgi de zamanla aşka dönüşebilir.
Bu satırları yazarken Selvi Boylum Al Yazmalım filminin son karesi canlandı gözümde…
“Sevgi neydi; sevgi emekti.” Asya, İlyas’a aşıktı ama Cemşit’i sevdi ve tercihi Cemşit oldu Asya’nın.” Sevgi ve emek, aşkın ötesine geçmişti. Bu yol ayrımı beni hep düşündürmüştür ve halâ düşündürür.
Özel bir duygu olan ‘sevgi’ye hakkını vermek, layıkıyla üstümüze düşeni yerine getirmek, bu anlamda sorumluluk almak ve elini taşın altına koymak gerektiğine inanıyorum.
Erich Fromm’un “Hayatımıza giren herkes değerlidir, ama herkes özel değildir. Saygı hepsine, sevgi layık olana verilir.” sözü de burada düşüncelerimi özetler nitelikte.
