Bazı miraslar para ile değil, insanlıkla bırakılır.
İstanbul’da doğmak başka, İstanbullu olmanın kültürünü taşımak başkadır.
Ben yedi göbek İstanbulluyum. Çocukluğumdan bugüne taşıdığım hatıralar arasında yalnızca eski sokaklar, ahşap evler ve komşuluklar yok. Bir de ailemden gördüğüm, bugün giderek azaldığını düşündüğüm bir insanlık, bir nezaket anlayışı var.
Babamlar beş kardeşti. Bir kız, dört erkek. Babaanneme bir kadın komşu geldiğinde dört erkek kardeş hemen selam verir, müsaade isteyip dışarı çıkarlardı. Kadına duyulan saygı, onların aile terbiyesinin doğal bir parçasıydı. Bugün küçük gibi görünen bu davranışlar, aslında büyük bir kültürün göstergesiydi.
Babam İSKİ’de müdürdü. Ancak onun için makam sahibi olmak, İnsanlara faydalı olmaktı. Mahalledeki komşuların çocuklarına iş imkânı sağlamış, pek çok insanın hayatına dokunmuştu. O zananlar KPSS yoktu tabi. Böylece de ardında çok dua bırakmıştı. Bugün bile kendisini tanıyanlar güzel sözlerle anar.
Dedem de Kartal Özel İdare Müdürlüğü yapmıştı. Yıllar sonra amcam aynı kurumda müdürlük görevini üstlendi ve babasının makamında oturdu. Daha sonra Beyoğlu Özel İdare Müdürlüğü ve Beyoğlu Kaymakam Muavinliği görevlerinden emekli oldu. Onun da çok kişiye faydası oldu.
Ailemde makam sahibi olmak, ayrıcalık değil sorumluluk demekti. Komşusunu gözetmek, ihtiyaç sahibine el uzatmak, kimseyi küçümsememek onların yaşam biçimiydi.
Bugün halâ onları tanıyanların hepsinden saygıyla ve takdirle söz etmesi tesadüf değil. Çünkü bazı insanlar görev yaptıkları kurumdan ayrılır ama insanların gönlünden hiç ayrılmaz.
Ben eski İstanbul’u biraz da bu yüzden özlüyorum.
Kapıların birbirine açıldığı, komşunun komşuyu tanıdığı, kadınlara saygının sözde değil davranışta gösterildiği, insanların birbirinin derdiyle dertlendiği günleri.
Üstelik bu değerlerin ailemizde yaşadığını görmek beni ayrıca mutlu ediyor. Bugün oğlum birinin elinde yük görse hemen yardımına koşar, yükünü paylaşır. Bazen çevredekiler, “Nasıl bir çocuk yetiştirmişsiniz siz?” diye de sorarlar.
Bunun cevabı aslında çok basit: İnsan, gördüğüyle büyür, öğrendiğiyle yaşar. Biz büyüklerimizden saygıyı, yardımlaşmayı ve insanı incitmemeyi öğrendik. Oğluma da bu değerleri aktarmaya çalıştım.
Demek ki bazı miraslar gerçekten kuşaktan kuşağa geçiyor. Ne tapuyla ne parayla ne de makamla ölçülüyor. İnsanın karakterine işliyor.
Makamlar değişir, görevler biter, insanlar emekli olur. Fakat iyilikle anılmak, bir insanın arkasında bırakabileceği en büyük mirastır.
Ben böyle bir ailede büyüdüm. Bununla gurur duyuyorum.
İstanbul benim için sadece bir şehir değil. Köklerim, çocukluğum ve ailemin bana bıraktığı insanlık mirasıdır.
Evet İstanbullu olmak bir ayrıcalıktır belki. Ama asıl ayrıcalık, bu şehrin kültürünü, nezaketini ve insanlığını yaşatabilmektir.
Ayşen Özgür