
Her Haziran kapıya dayandığında,
Bir fırtına kopar içimin kuytularında.
Sokaklar neşeyle çalkalanır,
Vitrinler alabildiğine süslü, alabildiğine sağır…
Kulaklarımda bir kelime yankılanır durur,
Herkesin dilinde kolayca dökülen,
Benimse boğazımda yutkunamadığım bir düğüm:
Ben sana ömrümce…
“Baba” diyemedim.
Hiç görmedim ki yüzünün hatlarını,
Gülüşün nasıldı, gözlerin ne renk?
Başkaları anlatır da seni bana,
Ben zihnimde hep yarım bir silüet çizerim.
Boynum bükük kalır el ele yürüyenleri görünce,
O koskoca, sığınılası gölgeni ararım.
Rüzgâr saçlarımı dağıtır da hoyratça,
Senin yerine okşayacak bir el bulamam.
Ben o şefkatin sıcaklığına hasret büyüdüm,
Yüreğimi o yokluğun buzuyla büyüttüm.
Diyemedim işte…
“Baba” diyemedim.
Kiminin dünyasından erken göçüp gittin,
Kimiyle arana aşılmaz dağlar, yollar koydun.
Bir kere sarılamadan o koca gövdene,
Kavuuşamadan sana, bitti bu amansız hikaye.
Şimdi her Haziran’ın üçüncü pazarı,
Benim payıma düşen sessiz bir feryattır.
Giderim, soğuk bir mezar taşının mermerine sarılırım,
Ya da sararmış bir fotoğrafın sessizliğinde avunurum.
Bakarım, bakarım da yine ses gelmez oralardan…
Ey kalbimin derinindeki o en büyük sızı,
Ey hayatta tek başıma durduğum o direnç, o asil miras!
Sesim gökyüzüne ulaşır mı bilmem ama,
Bu buruk günde, içimin en tenha yerinden haykırıyorum:
Sana doya doya sarılıp,
Gözlerinin içine bakarak,
“Babalar Günün kutlu olsun” diyemedim…
Ben sana…
“Baba” diyemedim.
Ali ERDİN