Turunç, Marmaris’in yeşil ile mavinin birleştiği, koylarından biri olup, “cennet” beldelerimizden biridir.
Türkmen boylarından bir Yörük kızı olan Behiye Günnaz Can, o yıllarda çoğunlukla doğumlar yaşadıkları Turunç köyünde gerçekleşirken, sıra dışı bir şekilde, henüz karayolu olmayan Marmaris’e babasının annesini zorlu hava koşullarında tekneyle hastaneye yetiştirmesi sonucunda 29 Kasım 1964’te doğmuştur. Beş kardeşin en büyüğüdür Günnaz…
Hayat dolu ve dersleri çok iyi iken, annesini ilkokulu bitirirken talihsiz bir olay neticesinde kaybetmesi ve ardından Turunç’ta ortaokul ve lise olmaması ve o günkü koşullar sebebiyle on yaşında okuldan alınması kendisi için çok büyük bir trajedi olur. Herkes ‘öksüz, garip’ diye boynunu bükeceğini sanırken, O bu durumdan nefret eder. Turunç O’nun için bir cehennem, olur. O, yüreğindeki ateşle önce kendini sonra etrafını aydınlatmak istiyordu.
Anneyi kaybedince her günü ağlamakla geçen Günnaz, buna rağmen hayallerinden vazgeçmiyor ve bol bol okumak, yavaş yavaş yazılar yazmak ve öğretmen olup çocuklara bilgi ve ışık saçmak istiyordu. Babasına ne kadar yalvardıysa da okumak için ikna edemiyordu.
Turunç’ta karayolu ve elektrik olmayan yıllarda, teknelerle müşteriler beldeye gezmeye gelirlerdi, her restoranın bir iskelesi vardı. Gün batıp, akşam saati geldiğinde her bir köşede gaz lambası kullanılırdı. Et ve ekmek günlük olarak Marmaris’ten gelirken, yumurta-yoğurt-süt ve sebze köyden temin edilirdi. Bu esnada pansiyonculuk da başlamıştı.
Bağ-bahçe, dağ-bayır, zeytincilik ve pansiyonculuk derken günler dolu dolu geçiyordu. Günnaz, imam olan babasının ve caminin kütüphanesinde ne kadar kitap varsa okumuş hatta pansiyonerlerin bıraktığı romanları, dergileri okuyordu. Okumak kendisi için bir tutku olmuştu. On beş yaşında geldiğinde, ileride okulu açıktan bitirebileceğini kafasına koydu.
Gündüzleri köyde herkesin ilgilendiği rutin işlerle ilgilenir, akşamları da çeyiz hazırlık faslı derken, ancak herkes yattıktan sonra kendi kendine bir de İngilizce çalışmaya başlamıştı. Köyde tek tek akranlarının kısmetleri çıkarken, istemediği halde on sekizinde bir kısmeti çıkar ve böylece ailesi ilk görücüye kızlarını verirler. Altı yıl süren evliliğinden bir oğlu olur; ‘Serkan’. Serkan henüz dört yaşındayken boşanırlar. Ruhsal açıdan ve ekonomik açıdan çok zorlu bir sürece girilmiştir. Ekonomik bağımsızlığın, özgürleşmek için üretim içinde olunmasının önemini çoktan kavramıştır ve böylece iş hayatına da ilk adımı, kendi evinin bahçesine 3-5 masa koyarak gözlemecilikle atmıştır. Ayrıca kiraya vermek için kendi mülkü olan birkaç ‘apart’ yaparak geçimini sağlar.
Yazmaya da olan tutkusu ile, 2003 senesinde ilk olarak; otobiyografik bir kitap olan “ZAKKUMLAR AÇARKEN”i kaleme alır. Bu ilk kitap çok trajik ve dokunaklı olduğu için; liseyi bitirmek üzereyken kaleme aldığı ikinci kitabı “YES PLEASE”in fıkra tadında gülümseten öykülerden oluşmasını arzu ederken biricik oğlu Serkan’ı yirmi iki yaşında kaybeder…. Tamamen alabora olmuştur, ama metanetlidir Günnaz, geride kalan gençlik ve gelecek nesiller adına tüm enerjisini ortaya koymakta kararlıdır.
İlk iş, sevgili Serkan’ın anısına çocuklar ve hatta yetişkinlerin faydalanabileceği bir kütüphane açar. Sağdan soldan toplanan kitaplar giderek çoğalarak kütüphanede yerlerini alır. Bu bağlamda yeğeni Nur da teyzesinin çok sağlam destekçisidir. Ne var ki kader ağlarını örer, ve Serkan’dan bir buçuk yıl sonra, yedi yaşındaki Nur da vefat etmiştir….
Kütüphanenin adı Serkan&Nur Kütüphanesi olarak halen Turunç’ta faaliyet göstermektedir.
Kırklı yaşlarda orta okul ve liseyi ardından Açık Öğretim Fakültesi ‘Sosyoloji’ bölümünü bitirerek 2018 yılında nihayet diplomasını eline almıştır. Son kitabı “TURUNÇ SÖYLENCELERİ” de aynı yıl, bir diğer yeğeni Nur’un küçük kız kardeşi Ela’nın teyzesini teşvik etmesi ve kitapta bizzat resimlemeler yapması ile ortaya çıkmıştır.
Hayallerini tek tek gerçekleştiren, her şeye rağmen dimdik ayakta duran Günnaz, oldukça hümanist, çocuk ve hayvan sevgisi ile tanınır. Şimdilerde kendini doğaya vermiş olup, meyve-sebze ve çiçek yetiştirmekte, sufizm ile ilgilenmekte ve Cavalier King Charles Spaniel cinsi “Güneş” isimli köpeği ile birlikte yaşamaktadır.
GÜLENAY GÜNEŞ
YAZMAK İSTERDİM
Kini sonbahar yapraklarına
Yazmak isterdim
Dökülüp yok olsunlar diye
***
Nefreti karlara yazmak isterdim
Eriyip aksınlar diye
***
Haseti bulutlara yazmak isterdim
Rüzgarlar alıp götürsün diye
***
Sevgiyi çocukların kalbine
Yazmak isterdim
Büyüyüp çoğalsınlar diye
BEHİYE GÜNNAZ CAN