Bencil ve aceleci çağın, insan ruhunu mekanik kalıplarla çürüten o hoyrat gürültüsünün ortasında; insan analizinin en derin dehlizlerine inen, psikolojiyi, felsefeyi ve tasavvufu sâfi bir adalet terazisinde eriten bilge kalemler vardır.
Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; ilkokul sıralarında Değerli Öğretmeni Erkan Kozatepe’nin o hasbi rehberliğiyle kitapların dünyasına adım atan, ilk gençliğinde uğradığı bir edebi eleştiriyi kendi içindeki o kavi anlatım gücünün kalesine dönüştüren ve 2023 yılında edebiyat dünyasını sarsan çapraz kurgulu eseri “İki Deli’nin Dansı” ile yola çıkan Değerli Yazar Yusuf Gürmermer ile kalbi bir hasbıhal gerçekleştirdik.
Karamazov Kardeşler’i andıran o cihanşümul edebi ufku, distopyanın sarsıcı gücünü ve tasavvuf felsefesinin o insanı incelten derinliğini sinesinde taşıyan yazarımızın o kavi ömür mizanpajını Satır Arası farkıyla aralıyoruz.
Yusuf Bey, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece klasik roman sınırlarını zorlayan bir yazar olarak değil; insan ruhunun derinlerini psikoloji, felsefe ve tasavvufun o kavi sacayağında analiz eden bir kelam zanaatkârı olarak ağırlamak bizim tezgâhımız için büyük bir şereftir.
Röportajımıza sizi, o ilkokul sıralarından bugünün felsefi derinliğine uzanan edebi serüveninizi tanıyarak başlayıp soralım: Yusuf Gürmermer kimdir? Bir okur sizin “İki Deli’nin Dansı” eserinizle karşılaştığında, sînesinde insan analizinin hangi sâfi ve derin yüzleriyle yüzleşmelidir?
Toplumsal gelişimi destekleyen toplumun en iyi yerlere gelmesi için gerek maneviyat üzerine gerek topluma faydalı içerikler üreterek, topluma hem okuma alışkanlığını hem de maneviyatın derinliğine inerek toplumu dinginleştiren eserler üreten bir yazardır.
İki Delinin Dansı adlı eseri okuyuculara insan analizini aslında tek bir kişiyle anlatılan içsel dengeyi sağlarken çevresinde bulunan insanların karakterlerini içsel döngüde ne yapılması gerektiği hususunda karar verme sürecinde çözmeye başlaması ile analiz edilir. Sadeleştirecek olursak ortak akla komut veren irade kişinin bireysel muhasebesi ile kendince karar vermesinden ziyade vicdanı savunan süreçte çözümlenecektir.
Edebiyata ve kitaplara olan o ilk haşır neşirliğinizin temelinde ilkokul öğretmeniniz Erkan Kozatepe’nin o asil ve vefalı rehberliği yatıyor. Günümüzün o bencil ve özensiz eğitim çarkları arasında; bir öğretmenin bir çocuğun ruhuna, dil bilgisine ve okuma aşkına dokunarak geleceğin kavi bir yazarını inşa etmesindeki o sâfi “vefa” köprüsünü sizden dinleyebilir miyiz?
Sanat üzerine daha yakın olan alan derslerinin öğretmenleri benim gözümde kutsallık taşır Erkan Kozatepe’nin uzmanlık alanı olduğu Türkçe dersinde bunu keşfetmesi sonucu ilerlememem için destek oluşunu ve göstermiş olduğu Vefa’ya müteşekkirim.
Liseye geçiş döneminizde edebiyat öğretmeninizin herkesin sustuğu o kavi öykünüzü sert ve sınırlayıcı bir üslupla eleştirmesi, sizde kırılmak yerine anlatım gücünüzün ne kadar büyük olduğunu fark ettiren bir “uyanış” anına dönüşmüş. Sanatın ve kelamın, bencil engellere ve kalıplara çarpınca daha da harlanan o “başkaldıran ve kendini bulan” tabiatı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Eleştiri dediğimiz kavram benim nazarımda sanat üzerine olmamalı. Nasıl fiziki bir engel durumunda eleştiri yapmak abes kaçırıyor ise sanatını icra eden sanatçılar içinde eleştiri abes olmalı. Eleştiride çıkan ilk ok her zaman geri dönmek ister.
İlk başta politik kurgu ve toplumsal sıkıntıları romanınıza endeksleyeceğiniz bir distopya yazmayı planlarken; insanların sanata ve edebiyata daha çok yaklaşmasını arzulayarak ilk eserinizi evrensel klasik tarzda bir romana dönüştürmüşsünüz. Toplumun o bencil gürültüsünü sâfi sanatın estetiğiyle iyileştirme kararınızın arkasındaki o “esnaf ferasetini” bize açar mısınız?
Politik kurgu ya da distopya dediğimiz tür her zaman arkasında yeni bir tavsiye planı oluşturur. Tabii ki benim arkamda da tavsiye oluşturuyordu fakat toplumun bilinçlenmesi için öncelik taşıyan en büyük faktörün sanat olduğunu düşünerek yazmamaya ya da ertelemeye karar verdim.
Aklınızda ve olay örgüsü hazır olan iki büyük proje daha var: Biri “1984” benzeri bir distopya, diğeri ise “Karamazov Kardeşler”in o sarsıcı derinliğini andıran 1500-1800 sayfalık kapsamlı bir klasik neşriyat hayali. Günümüzün o sabırsız, okumayı unutan ve hızlı tüketen insanına karşı böyle kavi, hacimli ve köklü eserlerle meydan okuma cesaretinizi neye borçlusunuz?
Bu eserin birikimlerin ve yeteneğin aktarılmasını amaçladığım için verdiğim bir karardır.
Gelelim “İki Deli’nin Dansı” adlı o eserinize… Çapraz kurgu içeren, felsefe ve psikolojiyi harmanlayan ama en çok da tasavvuf felsefesinden ilham alan bir eser. İnsanın o kendi içindeki delilik ile dervişlik arasındaki o ince sınırda, tasavvufun o “peki…” diyen sâfi teslimiyetiyle dans etmesi edebi dünyanızda nasıl bir karşılık buluyor?
Delilik ve dans ibaresi biraz önce belirttiğim üzere ortak akla komut veren iradenin çatışması sonucu vicdan çizgisinden sapmadan gidilen yolculuğun sonuna teslimiyet diyebiliriz.
Eserinizin gerçek hayatla bağının güçlü olduğunu, insan analizlerini ve ruhun o en derinlerini anlattığını belirtiyorsunuz. Edebiyatı sadece hayali bir kaçış değil, insanın kendi içindeki o gizli dünyaları mühürleyen, harflerin sıhhatiyle insanı kendine getiren gerçek bir “şifa dükkânı” olarak nasıl mizanpajlıyorsunuz?
Buna tamamen romanın başından sonuna hakikat arayışı diyebiliriz.
Son olarak; “İki Deli’nin Dansı” ile edebiyat yolculuğuna adım atan, olay örgüleri hazır cihanşümul projeleriyle yarına kavi birer miras hazırlayan değerli bir müellif olarak; Satır Arası masamızdan, sektör sınırı olmaksızın hayata inançla, felsefeyle ve teslimiyetle derin bir iz bırakmaya niyet etmiş tüm yazar adaylarımıza bırakacağınız o nihai “Sonrası Bahar” mesajınız ne olur?
Sabır ve azim terimleri bu kapsamlı soruya klişe olsa da bu kitabı yazarken önceki verdiğim anlayış konseptinden sonra gelir. Anlayış esnasında her ne kadar bireyler zorlansa da aslında sebebini bilmediğimiz tasavvufta kabz hali denilen iç sıkıntı anlayış sürecini bozmakla başlar. Sonrasında sabır ve azim dediğimiz kavramları devreye girerse sonrası bahar olur.
Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; Erkan Kozatepe öğretmeninin sâfi mirasını sînesinde taşıyıp lise sıralarının o kısıtlayıcı eleştirilerinden kavi bir anlatım kalesi inşa eden; “İki Deli’nin Dansı” ile tasavvufi ve felsefi bir uyanışı mühürleyen Değerli Yazar Yusuf Gürmermer’in o muazzam edebi mizanpajını terazimizde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki; edebiyatta, felsefi derinlikte, tasavvuf teslimiyetinde ve her çetin insani imtihanda niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca… Sonrası Bahar.