

İstanbul benim gizli aşkım.
Adını içimde fısıldarım, yüksek sesle değil.
Çünkü bazı sevgiler fısıltıyla yaşar,
bağırınca mahvolur.
İstanbul bana aşkı sessiz sessiz anlattı,
benden başka kimse duymasın diye…
Bir vapurun camına düşen buğuda, akşamüstü uzayan gölgelerde,
kalabalığın içinden geçerken kalbime dokunan o tanıdık sessizlikte.
İstanbul bana aşkın insana her zaman mutluluk vermediğini,
çoğu zaman mutsuzlukla başbaşa bıraktığını da öğretti.
Yan yana yürüyerek susmayı, aynı sokağı defalarca geçip
her seferinde biraz daha özünü ona ait hissetmeyi de öğretti…
Bu şehir insana sevmeyi bambaşka öğretir, biliyor musun?
Kalbi acele ederek sevmekten kurtarır.
Aşkın gözlerinin derinliğinde boğulmayı öğretir.
Işığın eski bir duvara nasıl yaslandığını,
denizin akşamları neden daha derin göründüğünü,
rüzgârın neden bazen insanın içini rahatlattığını öğretir…
İstanbul’la yaşanan aşk bir başkadır.
Bazen yorar, bazen sessiz bırakır insanı.
Ama tam da bu yüzden güzeldir;
eksikleriyle, duraklamalarıyla, yarım kalan anılarıyla.
Ben bu şehri severek aşkın ruhuna sahip olmayı öğrendim.
Bir şeyi sahiplenmeden de sevilebileceğini,
yanında olmadan da bağlı kalınabileceğini,
aşkın her zaman mutluluk vermediğini,
bazen insanı içten içe paramparça ettiğini daha net öğrendim.
İstanbul’a “benim gizli aşkım” dedim.
Gösterişli olmadığı için, herkesin anlayamayacağı,
sadece içimde gizli yaşadığı için.
Bazı aşklar anlatılmaz.
İnsan onları kalbinde taşır, İstanbul gibi…
Sessiz, derin ve hep daha da içe dönük.
Ben İstanbul’u gizli gizli sevdim,
onun beni sevdiği gibi.
Beni kalabalığın içinden seçmeden, adımı bilmeden,
ama her gün biraz daha kalbime yerleşerek sevdi…
Ne ilan-ı aşk etti bana, ne de söz verdi.
Ben sokaklarında yürürken,
akşamlarında gökyüzünde yıldızları sayarken,
rüyalarımda onunla baş başa kalırken sevdi beni…
Belki bu yüzden adına gizli aşk diyorum.
Çünkü kimseye anlatılacak bir tarafı yok.
Yaşanıyor sadece; sessizce ama derinden.
Bu şehir, en karanlık sokakta bile
bir pencere açık bırakır insana; ışık için değil,
yalnız olmadığını hatırlatmak için.
İstanbul’la yaşamak zordur, evet.
Ama bazen insan zor olan şeylere tutunarak iyileşir.
İstanbul herkesi sevmez ama herkesi sınar.
Kalabalığın içinde yalnız kalabilenleri seçer.
Dayanamayanları sessizce dışarı atar.
Bu şehirde aşk aceleye gelmez.
Ya sabredersin ya kaybolursun.
İstanbul affetmez ama alışanı da kendinden vazgeçirmez.
İstanbul beni hiçbir şey sormadan anladı.
Konuşmadığım günlerde sokakları konuştu benim yerime.
Gülmediğim zamanlarda denizi bile sessiz dalgalandı…
Bu şehir, yaralarını gizli saklı tutanları sever.
Sessiz kalanları, içinde fırtına taşıyanları korur.
İstanbul bana önce acılarıma tutunmayı öğretti.
Her sabah biraz daha yorulmuş halde uyanıp
yine de sokağa çıkmayı, her mevsimde
renk değiştiren yaprakları seyrederek düşler kurmayı öğretti…
Bu şehir kolaylık sevmez.
O yüzden kolay olan şeyler insanı bu şehirde uzun süre tutamaz.
İstanbul’da umut bağırmaz.
Bir pencere aralığından sızar,
akşamüstü uzayan gölgeler gibi hafifçe.
Sonra sertleşir bu şehir, insan gibi.
Kalabalığın ortasında yalnız kalabileni seçer.
Dayanamayanı gürültüsüz siler hayatından.
İstanbul affetmez derler. Doğru.
Ama alışanı da yarı yolda bırakmaz.
Bu şehirde aşk aceleye gelmez. Ya beklersin ya vazgeçersin.
Ben bekledim. Bazen kendimden vazgeçecek kadar.
İstanbul beni benden daha iyi anladığı için
bir kere olsun bile sormadı neden sustuğumu,
neden bazen hıçkıra hıçkıra ağladığımı.
Sokaklarını verdi bana, denizini, rüzgârını verdi…
Bana kalbimin kırıklarını saklayabileceğim
yerleri emanet etti…
Belki bu yüzden adını yüksek sesle söylemiyorum.
Çünkü bazı bağlar anlatıldığında kopuverir
İstanbul’a her zaman “benim gizli aşkım” dedim.
Ben ona deli gibi âşık oldum.
Oysa bana olan aşkını sessizce, susarak,
bana güvenerek içinde besledi…
Halide Halid