DOLAR
32,8198
EURO
35,6284
ALTIN
2.546,99
BIST
11.089,53
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
31°C
İstanbul
31°C
Az Bulutlu
Perşembe Az Bulutlu
28°C
Cuma Az Bulutlu
28°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
32°C
Pazar Açık
32°C

ÜRETMEMEK YOK OLMAKTIR

ÜRETMEMEK YOK OLMAKTIR
29 Eylül 2023 15:29
0
A+
A-

Her milletin kendine göre bir tarihi vardır. Ama uşaklığını meslek edinenlerin tarihi yoktur. Çünkü tarih onları yaşamamış saymaktadır. Bizde her türlü üretim tarihi sona erdi. Bilinen o ki bizde üretimin sona ermesiyle gök sağır, toprak düşman ve biz de zavallı olduk. Üretmeden tüketmek zavallı olmanın hazin bir ifadesi olurken, yok olmak da kader olmaktadır. Çünkü sömürücülerin çadır hokkabazlığına çıktığı bizim ülke işgal altındadır. İşgalin acı tarafı, vatandaş esrarkeş uykusuna yatırılarak yürütülmektedir. Yöneticiler de suyun akışına tabi olup tüketim sarhoşluğun tadını çıkarmaya bakmaktadır. Peki aydınların durumu? Ülkede her aydın artık sabıkalı… Evet, hem sabıkalı, hem birer suçlu gibi… Daha doğrusu ülkesini düşünen aydınlar hem suçlu hem de sabıkalı yapıldı… Suçlu ve sabıkalı gömleği giydirildikten sonra karanlık odalarda cehaletin nasırlaşan devri başlatıldı. Çünkü aşağılanan bilim adamının sevdası sadece kara kader olmakta… Kara kader olmakta çünkü bilimi adamının ölüm mumlarını devleti yakıyor olmakta… Ölüm mumların arkasında bilim adamları kendi kendinden iğrenmeye başladı. Zaten iğrene iğrene her aydın ihtiyarladı. İhtiyarların alnında itiraf edilmez ıstırabın çizgileri var. Sırtında sanatın gömleği de açlığın simgesi gibi durmakta… Açlığın gömleğini giydirenler zenginliğin maskesi altında ona ağız dolusu küfürler savurur oldu. Küfür savuranlar için ilim saçma ve edebiyatta zırva olmaktadır. Ve sanatçıların hepsi de kafayı yemişlerden olmakta… Zaten ülkede insanlar sanatı ve edebiyatı terk etti edeli boğaz boğazadır. Kavga aralarında bitiremedikleri ihtiras dolu savaşlar olmaktadır. En vahşi köpekleri evcilleştirenler bir tek kendi kendini ehlileştirememiş. Dürüstlük değil de artık aldatmak revaçta… Zaten aldatmak vahşi kapitalizmin bin bir hilesi… Hile ve kurnazlık kapitalistler için her türlü zeka oyunu… Biz kapitalizmi imal etmedik ama aklımızı bu yolda harcayacağız. Kapitalizmde yöneticiler imtiyazlı… İmtiyazı seçmen vatandaş vermekte… İmtiyazı alan yönetici, hizmet etmek zorunda… Rahat ve huzur vermek zorunda… Memleketi karanlıktan ışığa çıkarması boynunun borcu… Ama onlarla memleket hala kurtuluşu bekler durumda… Sonra anlıyoruz ki kahramanlarımız bizim hizmetimizde değil… Ne istiyoruz bu kahramanlardan bilmem diye düşündüm ama sonra işsiz güçsüzleri savunmak bir vazife oldu. Devlet gücünü elinde bulunduranlar adeta ülkenin gelişmesine tahammülü yok gibi… Açıkçası siyasetin icadından beri, iktidar ve muhalefet aynı usullerle uyutulmakta… Memleketin kaderi çoktan yazılmış… Ama bu kaderi belirlenmiş memlekette seçimler adeta bir aldatma oyunu olmakta… Daha doğrusu seçim; memleketi geride bırakmanın sadece bir meşrutiyet kazandırma kılıfı olmakta… Ve gelişme olmayınca işsizler hala işsiz ve halk da fakir kalmakta… Yöneticiler ise; hala ne suya dokunuyor, ne de sabuna… Ve sorumsuzluk altında halkın diz çökmeyle yalvarma devri başlıyor. Devlet işçileri hırpalarken, diz çöken işçilerin yüzüne bir tek tükürmediği kalıyor… Hep aynı istismar… Aynı istismar yollarıyla memleketin bereketini kaçırdılar. Halk olarak şikayet etmeye hakkımız var mı? Evet, memleket artık halkını doyurmuyor. Belki de artık doyamayanların garip macerası başlıyor. Bu korku işinden kopmuş ve işsiz kalmış işçinin kuyruğunu bacakları arasına almanın çaresizliği… Gözü kör olsun bu memleket evladını gavurun yetmiş kuruşuna muhtaç edene. Memleketin dramdan kurtulması artık mucize… Memleket artık eski memleket değil. Ne yazık ki memleket çoğalan işsiz ve güçsüz ile doldu… İşsizlerle memleket ise; kaldığı yerde hep geride… Peki çağın neresindeyiz? Kimimiz hala tarih öncesinden kalma fikirlerde kalırken, kimimiz Orta çağdan kalma düşünceleriyle yaşıyor. Bu olanlar olacak bir tufanın habercisi… İşte hepimiz böyle bir memleketteyiz. Memleketin durumu yüzümüzü kamçılıyor. Kamçılayan kamçısıyla, biz de kamçının yüzümüzde bıraktığı izlerle kalıyoruz..

Ibrahim Ayğırcı

ETİKETLER: , , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.