En Büyük Gürültü, Sessizliğin İçindedir
Topal sivrisinek bir gün gökyüzüne baktı.
Bulutlar, hiçbir ayrım yapmadan yeryüzünün üzerine gölgelerini bırakıyordu. Yağmur, zenginin çatısına da yağıyor, yoksulun toprağını da aynı şefkatle ıslatıyordu. Güneş ise doğarken kimsenin kimliğini, inancını ya da dilini sormuyordu.
Doğa, adaletin en sade öğretmeniydi.
İnsan ise çoğu zaman onun en başarısız öğrencisi…
Çünkü insan, kendisini doğanın efendisi ilan ettiği gün, aslında kendi vicdanının esiri olmaya başlamıştı.
Bugün insanlar sınırlar çiziyor.
Toprakları bölüyor.
Dilleri ayırıyor.
İnançları yarıştırıyor.
Renkleri tartışıyor.
Oysa gökyüzü bunların hiçbirini yapmıyor.
Rüzgâr pasaport taşımıyor.
Nehirler milliyet bilmiyor.
Ağaçlar kimlik kartı istemiyor.
Kuşlar ise hiçbir ülkenin marşını söylemiyor.
Belki de insan, yeryüzünde en çok kural koyan; ama en az huzur bulan canlıdır.
Topal sivrisinek bunları düşündükçe kendi topallığını unutuyordu.
Çünkü başkasının acısını hissedebilen biri, kendi yarasını daha sessiz taşımayı öğrenir.
Bugün dünyanın en büyük yoksulluğu ekmek yoksulluğu değildir.
En büyük yoksulluk vicdan yoksulluğudur.
En büyük yalnızlık, kalabalıkların içinde anlaşılmamaktır.
En büyük hastalık ise başkasının acısına alışmaktır.
İnsan kötülüğe alıştığında yalnızca ahlakını değil, geleceğini de kaybeder.
Bir şehir düşünün…
Yolları pırıl pırıl…
Binaları gökyüzüne yükseliyor.
Meydanları ışıl ışıl…
Ama komşular birbirini tanımıyor.
Çocuklar selam vermeyi unutmuş.
Yaşlılar yalnız bırakılmış.
İnsanlar aynı apartmanda yaşıyor; ama birbirlerinin hayatına yabancı.
Böyle bir şehir gelişmiş olabilir.
Ama olgunlaşmış değildir.
Çünkü medeniyet, gökdelenlerin yüksekliğiyle değil; insanların birbirine gösterdiği saygıyla ölçülür.
Topal sivrisinek geceleri insanların pencerelerine yaklaşırdı.
Işıkların altında çalışanları görürdü.
Hayalleri için mücadele eden gençleri…
Evine ekmek götürmeye çalışan babaları…
Çocuğunu sevgiyle uyutan anneleri…
Sessizce dua eden yaşlıları…
Ve o zaman anlardı ki…
İnsan aslında kötülük için yaratılmamıştı.
İnsan, iyiliği unuttuğu zaman kötülüğe dönüşüyordu.
Bu yüzden umut hiçbir zaman tamamen ölmez.
Çünkü insanın içinde, ne kadar derine gömülmüş olursa olsun, yeniden filizlenmeyi bekleyen bir vicdan tohumu vardır.
Topal sivrisinek hiçbir zaman güçlülerin sofralarına özenmedi.
Çünkü biliyordu…
Bazı sofralarda ekmek çoktur; huzur yoktur.
Bazı evlerde servet vardır; sevgi yoktur.
Bazı makamlarda unvan vardır; itibar yoktur.
Bazı yüzlerde gülümseme vardır; samimiyet yoktur.
Hayatın en büyük zenginliği, sahip olduklarımız değil; paylaşabildiklerimizdir.
İnsan çoğu zaman başkasını değiştirmeye çalışır.
Oysa en zor değişim, insanın kendisiyle yüzleşmesidir.
Kendi hatasını görmek cesaret ister.
Özür dilemek büyüklük ister.
Affetmek ise gerçek güç ister.
Topal sivrisinek bunu biliyordu.
Bu yüzden hiçbir zaman kin taşımıyordu.
Çünkü kin, önce onu taşıyanın omuzlarını ağırlaştırır.
Bir gün insanlar sustu.
Meydanlar sustu.
Mikrofonlar sustu.
Kürsüler sustu.
Ama vicdan konuşmaya devam etti.
İşte o gün topal sivrisinek gülümsedi.
Çünkü hakikatin sesi, alkışa ihtiyaç duymaz.
Doğru olan, kalabalık olduğu için doğru değildir.
Yanlış olan da az kişi tarafından söylendiği için yanlış olmaz.
Hakikat, çoğunluğun oyuyla değişmez.
Ve şimdi topal sivrisinek bütün insanlığa sesleniyor:
“Benim kanatlarım eksik olabilir.
Ama sizin merhametiniz eksik olmasın.
Benim yürüyüşüm aksayabilir.
Ama sizin adaletiniz aksamasın.
Ben küçük doğdum.
Siz küçülmeyin.
Benim ömrüm kısa.
Siz ardınızda uzun iyilikler bırakın.
Çünkü bir gün hepimiz susacağız.
Geride yalnızca yaptığımız iyiliklerin sesi kalacak.”
İşte gerçek manifesto budur.
İnsanı insan yapan, sahip olduğu güç değil; taşıdığı vicdandır.
Ve vicdanını kaybedenler, sağlam bacaklarla yürüseler bile, hayatın en büyük topallarıdır.
Topal sivrisinek sustu.
Gece yeniden sessizliğe büründü.
Ama bazen bir sessizlik, bin nutuktan daha gür ses çıkarır.
Çünkü asıl mücadele, dışarıdaki karanlıkla değil; insanın içinde büyüttüğü karanlıkla başlar.
Ve o yolculuk henüz bitmedi…
…
Mehmet Sebih Altun