Katlanamıyorum.. Bu gönül ağlıyor şehrin tam ortasında Gök yüzünün vaat ettiği en ayazında Gece en hareretle yüreğime vururken Aşkın kollarında can çekişiyorum Özlüyorum… Nefes diye seni soluyorum Kaskatı gönlüme sığınıyorum Duygularıma oksijen gitmezken Aşkın kollarında can çekişiyorum Dayanıyorum… Buz tutan kirpiklerime aldırmadan Üzerime düşen kar tanelerini kovuyorum Senin varlığınla üşürken…...
Şehrin işlek caddelerden birinin üzerindeki tarihi caminin yanındaki ağacın altındaki oturma banklarının yanındaki simitçi taze simitlerini tezgâhına dizerken hemen yanında ağacın gölgesinde taburede oturan yaşlı kadın onu sinirli bir şekilde izliyordu. Simitçi işini bitirince ona döndü. -Emine Hala sabahın erken yollara düşüp seni buraya getiren ne? Suratını asıyorsun. Konuşmuyorsun....
“Hayata kendi cümlelerimle bakıyorum. Herkesin hayata karşı bir duruşu bir direnişi vardır. Bunu ifade ederken de kendi cümlelerini kurmalı insan. Sonuçta herkes kendi penceresinin manzarasını izler. Aforizma dolu, kimi zaman hüzün yumağı kimi zaman kırgınlık sandalı kimi zaman da haksızlıklara tavırlı olsak da her zaman insan olduğumuzu unutmamak gerek. Hayatta...
Sonu olmayan sevdanın ateşinde yana, yana Yüzüme kapandı kapı, hiç yüz verilmedi bana Vefasızın birisine gönül verdim koştum ona Aşkın çöl sıcaklığında kurudu gitti gençliğim * Esiyordu o günlerde başımda ki sam yelleri Ne bir yâri sevebildim ne tutabildim elleri Hayallerime doldurdum, ve yaşattım güzelleri Hep kurduğum hayallerde var idi...
Tam bir yıl oldu sen gideli, günler su gibi aktı. Yollarda tesadüf karşılaştığım arkadaşlarımla ayaküstü konuştum. Sonbaharın sarı yapraklarının üstünde yürürken, yalnızlığın verdiği duyguyla irkildim. Ve bir yıl öncesini düşündüm. Sonra denizin dalgalı sularını seyrettim uzun uzun. Deniz hiç durulmadan sürekli bir kabarıp bir iniyordu. Ve martıların suya...