Bizim yeşilimiz görülmeye değer gerçekten. Bunca yeşilliğin ve şelalelerin arasında bir de yemek molası vermeyelim mi?
Yemek için Maşukiye’ye doğru yol alırken adının ilginçliğinden bahsettik. Hikâye işte; Aşuk ve Maşuk, birbirlerini çok seven iki sevgiliymiş. Aşuk’un gözü Maşuk’tan başka hiç kimseyi görmez; baktığı her yerde onu görür, duyduğu her seste onu yaşarmış. Öyle âşıkmış ki yemeden içmeden kesilmiş. Fakat klasik bir durum işte, aileleri bu aşka izin vermeyip karşı çıkmış. Deli gönül aileyi dinler mi? Ne kadar karşı çıkılsa da âşıklar gizli gizli buluşur, birbirlerine sevgilerini fısıldarlarmış. Bu sevgi o kadar büyük, o kadar yüceymiş ki buluştukları yerlerde şelaleler bile şahitlik yapar, alkış tutarlarmış aşklarına… “Biz” olmayı başarabilen nadir sevgililerin hikâyesiymiş onlarınki…
Kartepe’den gelen kar suları besliyor Maşukiye Nehrini. Gerçekten de nehir kenarında, yeşil ve mavinin bütün tonlarının bulunduğu bir şelale üzerine kurulmuş açık hava bir restoranda, unutulmayacak bir ambiyansta yedik yemeğimizi…
Ardından Maşukiye Ayrı Gezegen Cam Teras’tan Sapanca manzarasını izlemek için çıktık yola. Son zamanlarda turizmde oldukça revaçta cam teraslar. Yerden yüksekliği 185 metre. Yürümekte biraz zorlansam da Sapanca Gölü’nü ve dağları aynı anda görmek, tıpkı bir yağlı boya tablo gibi muazzam bir görsel şölen sundu bize. Sırada eğlence merkezi var ama o kadar yorulmuşuz ki burada kendimizde pek enerji bulamadık dersem yalan olmaz. Fiyatlar da oldukça yüksek doğrusu. Son durağımız Sapanca Gölü’ydü. Vardığımızda yağmur hızını biraz artırsa da alışveriş ve hediyelik eşya stantlarını gezmekten alıkoyamadı bizleri. Burada hâlâ faytonların oluşu dikkatimi çekti. Sapanca Göl kenarında çayımızı içip manzarayı izleyerek, yağmurla geldiğimiz Kocaeli’nden “iyi ki”leri cebimize koyup yine yağmurla dönmek üzere otobüsümüzde yerimizi aldık.
Gülcan YENİCİ