Bu Ocak ayı bakışlarım uzaklara Paltosuz üşüyen çocukluğuma takılıp Merhametli insan kılığına girdim Gömülü tüm titremeler karşımda adeta Bir kıvılcım bekliyorum İçimde gürül gürül yanan ateş Yaşlı yüreğim göve yükselir Kırmızı turunculu hasret içinde Kar tanelerinin ezgisini seyre dalmışım Derinlerde bir yerde köy türküsü Beyaza değdikçe huzur yürüyüşüm Yüreğimde hayat...
Neler neler yazıyorsun Veli misin sen Alparslan Boşa toprak kazıyorsun Deli misin sen Alparslan Faydası yok ağlamanın Dere gibi çağlamanın Bizim eski bağlamanın Teli misin sen Alparslan Yine gevşedi yayların Aklı havada bayların Akan suların çayların Seli misin sen Alparslan Alparslan dolu mu kesen Yok mu artık kısa kesen Dağlarda...
Sebebini bilmeden yaşıyorum bu hayatta, Uyanıyorum, işe gidiyorum ve dahası Bir sebep arıyorum her gün Bu dünyada yaşamaya Gülmek için bir sebep, Uyanmak için bir sebep, Sevmek için bir sebep Bulamıyorum bu dünyada. Sevmek insana zulüm, Unutmak insana hediye Ne hediyem olur ne zulüm Bu dünya da zor...
ŞU ‘DİSKRE(KESİKLİ-AYRIK) & FİNİ(SONLU) YAŞAM’…! YANİ BU ‘İKİ ÇIPLAKLIK-ZAYIFLIK-MÜLKİYETSİZLİK’ ENTERVALİ(ARALIĞI); ‘GÖRECE ÖZ-GÜRLÜK/ÇARESİZLİK ENİGMASI-DİLEMMASI (MUAMMASI-BİLMECESİ-İKİLEMİ)’ ARASINDA HANGİ ‘EKSTRA DEĞERLER KÜMESİNİ KAZANDIĞIMIZ VE BUNLARI PAYLAŞTIĞIMIZ’DIR ASIL OLAN…! BU GERÇEKLİĞE ERENLERE NE MUTLU…! Bir paylaşımında kadim gönül dostum Sare Çankaya; “Matematikçiler, filozoflar, teologlar, filologlar ve hatta belki sosyologlar; çözebilirler mi ‘özgürlük/çaresizlik’ denklemini…? Mutlu...
Eski bir sokaktaydım şimdi. Köşedeki ahşap, iki katlı, mavi boyalı evin yanındaki harap bina, kırılan umutlarım gibi ayakta durmaya çalışıyordu. Biraz ilerledim ayaklarım beni oraya sürüklüyordu sanki. Gitmek istediğimden emin değildim ama itiraz da edemiyordum. Önünden şöyle bir geçerim diye düşünürken kapının önüne gelmiştim bile. Baktım, kapı aralıktı. Tokmağından tutup...
Gün geliyor, ana evinin, o birlikte kahvaltı ettiğin, gülüp eğlendiğin, komşularla hoşbeş ettiğin, halı silkeleyip çamaşır astığın balkonunda, sırtını duvara yaslamış bir selâ dinliyorsun. Selâ bitiyor, annenin kimliğini okuyor hoca, “vefat etmiştir” diyor sonra… Mıh gibi saplanıp kalıyorsun yaslandığın o duvara 25 yıl önce kaybettiğin baban da ölüyor yeniden orada,...