Gerçek başarı ve ilham; hayatın dayattığı hazır rollere razı olmak yerine kendi yolunu emekle, inatla ve öğrenme aşkıyla çizen samimi yüreklerin gayretinde saklıdır.
Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; Ankara’da filizlenen sosyal hizmet uzmanlığını Maya.La ile geniş kitlelere ulaştıran, çocuklardan yetişkinlere uzanan geniş bir yelpazede “deneyim tasarımı” yapan ve D.A.T.E.R. podcastiyle insan ilişkilerinin derinliklerine ayna tutan Sosyal Girişimci ve Deneyim Tasarımcısı Handan Dallı ile hasbi bir sohbet gerçekleştirdik.
İnsanların kendilerini daha ait ve güçlü hissedecekleri alanlar inşa etmeye inanan, yayıncılığı sayfalarla değil ses dalgaları ve yaşanmışlıklarla yeniden tanımlayan konuğumuzun ilham dolu serüvenini Satır Arası farkıyla araladık.
Handan Hanım, Satır Arası’na, bu samimi gönül masamıza hoş geldiniz. Sizi yalnızca sosyal alanda üreten biri olarak değil; insanların bağ kurabildiği, oynadığı ve birlikte öğrenebildiği alanlar inşa eden bir fikir ve deneyim yolcusu olarak ağırlamaktan büyük bir onur duyduk.
Röportajımıza sizi tanıyarak başlayalım: Handan Dallı kimdir? Ankara’da sosyal hizmet okuyarak içinizdeki faydalı olma güdüsünü mesleki bir role dönüştürme serüveniniz nasıl başladı?
Merhaba.
Handan kimdir sorusuna sık sık kafa yoruyorum bu ara. En çok düşündüğüm ve cevaplamakta en zorlandığım soru J Nova Norda’nın “Peşindeyim Kendimin” şarkısına bir göz kırpalım.
Handan’da iz bırakmayı, anlatmayı, üretmeyi, oynamayı, bağ kurmayı seven meraklı bir genç profesyonel diyebiliriz.
İnsan ilişkilerine ve toplumsal sorunlara hep kafa yoran bir çocuktum, çok gözlerdim yetişkinleri. Lisede TÜBİTAK projem “Konya’da gelin kayınvalide ilişkileri” üzerine bir çalışmaydı hatta. Toplumsal gözlem ve üretme bir şeylerin parçası olma tutkum da beni bu mevzuyu profesyonel olarak yapmaya yönlendirdi. Fayda yaratılacak ve ben orada olacağım. Daha ne isterdim ki J böylece bir baktım işini içselleştirmiş biri olmuşum.
Hayatınızın ikinci büyük dönüm noktasının İstanbul’da işe başlamak ve yalnız bir yetişkin olarak hayata adım atmak olduğunu belirtiyorsunuz. Kalabalıkların içindeki o yalnızlık, kendi ayaklarınızın üzerinde durma çabası ve şehrin kaosu, bugünkü bağımsız üretici kimliğinizi nasıl şekillendirdi?
Şükürler olsun ki ben kendimi pek kalabalıklar içinde yalnız hissetmem. Buna emek de verdiğim için sanırım geldiğim yerlerde hep tabiri caizse kabilemi oluştururum J ama şehrin kaosu ciddi anlamda meydan okuma oldu. Bir başka semtte kahve denemeye gitmek için strateji geliştirmek gerekmesine ayak uydurmam zor oldu. Bu tarz İstanbul ‘a -belki diğer kocaman şehirler de böyledir belki bilemiyorum- ait hayatta kalma becerileri de pek çok üretim sürecinde işimi kolaylaştırdı. Kriz çözmeye daha teşne oluveriyorsunuz bu şehirde pişince. Bir de şehrin kaosu ve hakikaten sürprizli tarzı görmek isteyene epey yaratım malzemesi veriyor bence.
Bir sosyal hizmet uzmanı olarak yola çıkıp kendinizi tek bir meslek tanımına sığdırmadınız. Kurucusu olduğunuz Maya.La ile çocuklara problem çözme ve sürdürülebilirlik, yetişkinlere ise değerler ve yaratıcılık üzerine eğitimler veriyorsunuz. Sizi o klasik meslek sınırlarının dışına çıkarıp bu çok yönlü “deneyim tasarımı” alanına çeken temel motivasyon neydi?
Yine çocukluğuma referans vererek cevaplayacağım galiba. Mahalledeki argo tekerlemelerin yerine uygun kafiyeli argo olmayan sözcükler aramakla başladı bence bu deneyim tasarım yolculuğum. Ve eğlenebildiğim, daha önce görmediğim bir şeyi gördüğüm süreçlerde maksimum verim aldığımı fark ettim.
Zamanla kariyerim de ilerledikçe insanların-kurumların “aslında” ihtiyaç duydukları şeyleri duymaya dair bir kas geliştirdim bence ve “ben katılımcı/faydalanıcı olsam neyi hiç unutmazdım?” şiarıyla hareket ettik. E hedef kitleye uygun, yapının çekirdek değerleriyle örtüşen -ki bu konuya fazlaca kafa yorarım- özgün işler tasarlamak beni tabiri caizse parlattı. Ortak sofralar kurmak yeni tarifler mayalamak gibi görüyorum yaptığım şeyi ve bundan iyi bir yöntem bilmemek temel motivasyonum.
Çalışmalarınızın merkezinde “insanların bağ kurabildiği, oynadığı, birlikte öğrenebildiği alanlar tasarlamak” yer alıyor. Modern çağın hızında ve bireyselleşmesinde, insanları tekrar bir araya getirip “oyun ve öğrenme” etrafında buluşturmak toplumsal iklimde nasıl bir iyileşme sağlıyor?
Oyun oynarken zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımız yılları düşünün. Ve yine zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımız, bağ kurduğumuz insanlarla bir aradalıkları, ilgimizi çeken bir konuda ortamlarda satılacak bir şey öğrendiğimiz heyecanlanan o halimizi. Tam o halleri yakalamaya çalışıyorum.
Çünkü bu, kimliklerimizden kurumsal profillerimizden uzak birkaç saatlik oyunları ve temelde bağ kurmaya açılan alanlar çoğumuzun gözünde 5-6 yaşındayken görülen parıltıları ortaya çıkarıyor. Karanlıkta kaldıkça da o parıltıları cebimize koymak bence epey iyileştirici.
Üretim alanlarınızdan bir diğeri de insan ilişkileri üzerine kurguladığınız D.A.T.E.R. podcasti. Derinlik, Aşk, Tutku, Emek ve Rıza kelimelerinin baş harflerinden doğan bu projede; toksik ilişkilerden ruh eşi mitine, ilk buluşmalardan aşk acısına kadar pek çok konuyu ele alıyorsunuz. İnsanların modern çağda sağlıklı bir ilişki kültürü kuramamasının temelinde sizce hangi eksiklikler yatıyor?
Bölümleri dinlemek lazım bunun cevabı için dermişim J
Bence temel sebeplerden biri hızla değişen dönüşen dünyada zihnimiz ve ilişkilenme biçimimiz eş zamanlı dönüşmemesi. İnsanız neticede. Bu yüzden seçenek bolluğu illüzyonu, bireyselliğin lezzeti gibi meseleler yükselirken romantik bir ilişki inşasında gereken o çok temel “emek, inanç, denge, iletişim” gibi değerlere yer kalamaması gibi geliyor bana. Seçenek çok? Filtreler var? Ama bağ nerede, tanıma emek verme hevesi nerede?
Matematikleşti en çok akışa ihtiyacı olan insani durumlardan biri. Bir de bence aktif dinleme kültürü epey eksik içinde bulunduğumuz çağda-yerde. Bunun da çok ciddi bir engel olduğunu düşünüyorum. İnsanlar anlatmaya duyulmaya hevesli ama duymaya ve meraka o kadar da hevesli değil gibi.
Henüz yayımlanmış basılı bir kitabınız olmasa da podcast, söyleşi ve içerik üretimini kendi yayıncılık yolculuğunuzun bir parçası olarak görüyorsunuz. Geleneksel sayfaların yerini sesin ve dijital paylaşımların aldığı bu yeni dönemde, “okura” değil de “dinleyiciye” dokunmak yazar/üretici ruhunuzu nasıl besliyor?
Başta da bahsettiğim gibi iz bırakılırken parçası olmaya karşı tutkuluyum. Bir de tek başına kurtuluşa inanmıyorum. İçimde bir köy var ve meydanda birlikte aşure yapıyoruz gibi bakıyorum ürettiklerime.
Herkes kendindekini versin anlatsın, birlikte beslenelim. Böyle bir yerden aşureye kendi malzemelerimi katıyorum hissi epey iyi geliyor bana. Aslında yalnız değiliz aslında bir başkası da o yolda yürüdü’leri duymak bana iyi geliyorsa ben de bildiğim yolları anlatayım hatta birlikte yürüyelim gibi bir duygudayım.
Yaptığınız tüm bu farklı ve renkli işlerin ortak noktasında şu derin soru yatıyor: “İnsanların kendilerini daha güçlü, daha ait ve daha kendileri gibi hissedebilecekleri deneyimleri nasıl tasarlayabiliriz?” Yıllar süren saha çalışmalarınız ve gözlemleriniz sonucunda, bu sorunun cevabına ne kadar yaklaşabildiniz?
Güzel soru. Deneyimleri tasarlarken “insanları” dahil ederek tasarlayabiliriz. Bir hedef kitleye gidip “selam sana bunu vereceğiz” demeyi çok hiyerarşik ve sürdürülemez buluyorum. Birlikte tasarlarsak pek çok şeyi halledebiliriz gibi, gerçekten birbirimizi duyarak.
Cevaba yaklaşmışım gibi sanırım, yolda dönüşürse güncellerim J
Son olarak; faydalı olma güdüsüyle yola çıkıp kendi girişimini kuran, ilişkileri ve insan doğasını anlamlandırmaya çalışan bir üretici olarak; Satır Arası masamızdan, kendini bulma ve bu hayata ait hissetme yolculuğunda çabalayan okurlarımıza bırakacağınız o nihai “Sonrası Bahar” mesajınız ne olur?
Anlatabilmek, doğru şekilde anlatabilmek değerli. Ama iyi bir şekilde kendi meramını anlatmak için dahi kendini iyi duymak-dinlemek gerek.
İnsan sevmeye ötekinden başlar demişti Özge Orbay bir paylaşımında. Belki ilk etapta bir başkasını gerçekten duymaya çaba göstererek kendimizi de gerçekten duymayı öğreniriz. Velhasıl dinlemek ve duymaya alan açmak önemli. Duyduğunuz ve duyulduğunuz anlara diyelim J
Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; sosyal hizmet anlayışını modern bir deneyim tasarımına dönüştüren, kurduğu Maya.La ve D.A.T.E.R. podcastiyle insan ilişkilerine, öğrenmeye ve toplumsal bağlara ayna tutan Değerli Tasarımcı ve Üretici Handan Dallı’nın ilham veren hayat yolculuğuna konuk olduk. Gördük ki; insan öğrenmekten vazgeçmeyip çevresini güzellikle kuşattığında ve sabırla tohum ektiğinde, hiçbir emek zayi olmaz; her gayret bir gün kendi baharını doğurur. Niyet sâfi, emek kavi ve adım samimi olduğunda… Sonrası Bahar.