Dışarda yağmur, içimde bir boşluk vardı…
Camdan süzülen yağmur tanelerine takılı kalmıştı gözlerim,
O an dile gelmeyen, bir türlü söyleyemediğim duygularım vardı.
Dört duvar arasında sıkılır gibi, kendimizi yağmurun kucağına atmıştık.
Islanırken damla damla,
Yüreğimden uçup giden düşlerim vardı.
*
Mevsim sonbahardı.
Dökülen yapraklar bana yalnız yaşayan kadınları anımsatıyordu.
Sessizce yürüyorduk konuşmadan
Sanki ikimizde başka mevsimlerdeydik…
Sevdiğinden ayrılmış bir kadın çıplak omuzlarını seyrediyordu aynada, saçlarını tarıyordu.
Kalın kazakların altından irileşen göğüslerine bakıyordu genç kızlar, delikanlılar bıyıklarına…
Aynalar biraz yalan söylüyordu sonbahar gecelerinde
Uzun sohbetlerin sonunda düşler tarlasında kayboluyordu kimileri
Sanki birden mevsim dönüyor, ansızın kış bastırıyor, ayaklar altında ezilen kar tanelerin sesini dinliyorduk yürürken.
Yağmur günlerce devam ediyordu.
Islanmasın diye daha da birbirine yakınlaşan bedenler dile geliyordu.
Aleve kesiliyordu titrek dudaklar bir yan bakışta.
Yalnız kalmaktan korkuyordum bu sonbahar akşamlarında…
Güzel kadınlar çirkinleşiyordu yapmacık gülüşlerde.
Öpüşmelerin sonunda rujun tadıydı dudakta kalan, ten kokusu değildi.
Ve rüzgâr uçuruyordu parfüm kokusunu.
Gece, karanlığa gebeydi. Sessizlik hâkimdi.
O gün, öylesine bir garip oluşum, senin de canını sıkmış, ayrılmamız gereken saatten daha erken ayrılmıştık.
“Gitme”, demiştim. “Birazdan bak sana neler anlatacağım. Güldüreceğim seni. Gitme.”
Ellerimden tutmuş; “Sen önce kendini düzelt, kendine çekidüzen ver. Yoksa beni güldürmen mümkün olamaz.”, demiştin…
Doğruydu.
Yüreğim hüzün doluyken sana hiç bir şey veremiyordum.
Sessizce yürüyorduk konuşmadan ağaçlı yolda…
Her adımda biraz daha koyulaşıyordu karanlık,
Ellerimiz çözüldüğünde kendi yalnızlığımızda kayboluyorduk.
Ay ışığı bekliyorduk karanlık gökyüzünden,
Oysa bir yıldız bile yoktu…
AŞK YAZARI MUSTAFA ÇİFCİ