Çocuk edebiyatı denildiğinde hemen aklımıza küçük yaştaki okurlar gelir. Oysa iyi bir çocuk kitabı, yaşın sınırlarını aşan ender metinlerden biridir. Satır aralarında unuttuğumuzu sandığımız ya da yetişkinlikle beraber hatırlamadığımız duyguları barındırır. Aslında çocukluk, takvim yapraklarında geride bırakılmış bir dönem değildir. İnsanın içinde yıllarca varlığını sürdüren, zaman zaman sessizleşse de hiçbir zaman bütünüyle kaybolmayan bir hafızadır.
Her insanın belleğinde çocukluğuna açılan görünmez bir kapı vardır. O kapının ardında ilk şaşkınlıklar, ilk korkular, ilk sevinçler ve ilk hayaller bekler. Eski bir masalın tanıdık sesi, çocukken okunan bir romanın kahramanı ya da bir resimli kitabın renkleri, insanın belleğinde beklenmedik çağrışımlar yaratır. Bu nedenle çocuk edebiyatı yalnızca geleceği kuran çocuklara değil, geçmişini anlamaya çalışan yetişkinlere de seslenir.
Bir çocuğun kitapla kurduğu ilişki, dünyayla kurduğu ilk güven ilişkilerinden biridir. Henüz hayatın karmaşık dilini çözemezken öykülerin yalın dili ona eşlik eder. Sözcükler sayesinde yalnızca okumayı öğrenmez. Hissetmeyi, anlamayı ve başkasının yerine kendini koymayı da öğrenir. Bir kuşun kanadındaki telaşı, yağmur altında yalnız kalan bir ağacın sessizliğini ya da arkadaşını bekleyen küçük bir çocuğun sabrını önce kitaplarda tanır. Sonra bir gün aynı duygularla gerçek hayatın içinde karşılaşır. İşte çocuk edebiyatının görünmeyen öğretisi tam da burada başlar. Öğretmeden öğreten, açıklamadan hissettiren, buyurmadan düşündüren bir dil kurar.
Nitelikli çocuk kitaplarının en belirgin özelliği, çocuklara yukarıdan konuşmamasıdır. Onları eksik bilgiye sahip bireyler olarak değil, dünyayı kendine özgü biçimde anlamlandıran insanlar olarak görür. Bu nedenle iyi bir çocuk kitabında didaktik cümlelerin yerini merak alır. Cevaplardan çok soruların çoğaldığı bir evren kurulur. Çünkü çocukluk, kesin doğrular yerine sonsuz ihtimallerin zamanıdır. Bir kelebeğin neden yalnız uçtuğunu, gölgelerin akşam olunca neden uzadığını ya da yıldızların neden sessiz parladığını merak eden çocuk, aslında hayatı anlamaya çalışmaktadır.
Hayal gücü ise çocuk edebiyatının en kıymetli unsurudur. Çünkü çocuk önce düş kurar, sonra yaşadığı dünyayı anlamlandırır. Kurduğu her hayal, gelecekte kuracağı hayatın küçük bir provasıdır. Bir karton kutuyu gemiye dönüştüren, bir dal parçasını sihirli değnek gibi taşıyan ya da bulutlardan şehirler kuran çocuk, aslında yaratıcı düşüncenin ilk adımlarını atmaktadır. İyi edebiyat bu hayal gücünü sınırlandırmaz tam tersine ona yeni yollar açar. Çocuğa hazır dünyalar sunmaz, kendi dünyasını kurabileceği boşluklar bırakır.
Bugün ise çocukluk bambaşka bir çağın içinde büyüyor. Hızın neredeyse bir değer ölçüsüne dönüştüğü, ekranların dikkati sürekli bölerek zamanı küçük parçalara ayırdığı bir dünyada çocukların uzun süre aynı metnin içinde kalabilmesi giderek zorlaşıyor. Modern hayat çocukları erken büyümeye çağırırken, iyi kitaplar onlara çocuk kalabilecekleri güvenli alanlar sunar. O alanlarda hata yapmak mümkündür, korkmak mümkündür, yeniden denemek mümkündür. Kahramanlar kusursuz değildir. Düşerler, yanılırlar, kaybolurlar ama yeniden yollarını bulurlar. Aslında çocukluğun da en çok ihtiyaç duyduğu şey bunlardır.
Yetişkinler çocuklara kitap seçerken çoğu zaman farkına varmasalar da aslında kendi çocukluklarıyla da yeniden karşılaşırlar. Eski masalların tanıdık ritmi, resimli kitapların sıcak renkleri ya da sade cümlelerin içtenliği, yıllardır unutulduğu sanılan duyguları usulca gün yüzüne çıkarır. İnsan, çocuğuna okuduğu bir hikâyede bazen kendi çocukluğunu dinlediğini fark eder. Aynı satırda hem bir ebeveyn hem de yıllar önce masal dinleyen küçük bir çocuk olarak bulunur. Çocuk edebiyatını kuşaklar arasında görünmez bir köprüye dönüştüren de işte bu ortak duygudur.
Büyük cümlelere ihtiyaç duymadan insan ruhuna dokunabilmek, çocuk edebiyatının en güçlü tarafıdır.
Çocuk kitaplarını sadece eğitim araçları ya da okuma alışkanlığı kazandıran metinler olarak görmek büyük bir eksiklik olur. Onlar aynı zamanda insanın vicdanını, merhametini, hayret etme yeteneğini ve umut duygusunu besleyen edebî metinlerdir. İyi bir çocuk kitabı, okurunu yalnızca başka bir hikâyeye değil, kendi iç dünyasına da götürür. Sayfalar kapandığında geriye yalnızca okunan bir öykü kalmaz. Okura dünyaya daha dikkatle bakmasını sağlayan yeni bir bakış kazandırır.
Çocuk edebiyatının asıl gerçek gücü çocukluğu canlı tutabilmesidir.
Ayşe Can