Bu gün kendi içimde yaşadığım ve hep bir çözüm aradığım fakat her defasında duvara toslayıp çözümünü bulamadığım bir konuyu yazacağım melankolik Dünyam// Dünyanız ;
Bir kişlik hayal edin, karşılıksız, beklentisiz tüm insanlara sevgi besleyip lakin kendini değersiz hissedecek en ağır eleştrilere maruz kalsın ve kendi içine çekilip yaşamı böyle devam ettirsin…
Bu mümkün mü?
Sevginin karşılıksız kalması, insanın ruhunda derin ve karanlık bir boşluk yaratır. Bütün yüreğiyle, hiçbir hesap yapmadan ve sonsuz bir samimiyetle seven bir insan, bu sevginin yankısını bulamadığında ağır bir melankolinin içine düşer. Bu durum, sadece basit bir üzüntü ya da geçici bir hayal kırıklığı değildir; bireyin varoluşunu, değer duygusunu ve hayata bakışını kökten sarsan psikolojik bir çöküştür.
Karşılıksız sevginin doğurduğu melankoli, insanın kendi içine dönmesiyle başlar.
Kişi, sevdiği insandan göremediği kabulü ve sevgiyi sorgularken, hatayı hep kendisinde arama eğilimine girer.
“Yetersiz miyim?”, “
Daha fazla ne yapabilirdim?” ya da “Neyim eksik?” gibi sorular, zihni kemiren birer fısıltıya dönüşür.
Bu süreçte dış dünya yavaş yavaş anlamını yitirir; renkler solar, sesler boğuklaşır ve neşe veren aktiviteler birer yüke dönüşür. İnsan, kalabalıklar içinde bile mutlak bir yalnızlığın esiri olur.
Bu melankolik durumun en acı verici yönü, umut ile gerçeklik arasında sıkışıp kalmaktır.
Hep bir gün düzeleceğini umut etmek….
İşte bu tam bu kişilklerin beklentisi olabilecek bir durum;
Yüreğindeki sevgiyi büyüterek vermeye devam eden insan, bir gün her şeyin değişeceğine dair gizli bir ümit besler. Ancak gerçekliğin soğuk duvarına her çarptığında, bu ümit yerini daha derin bir keder dalgasına bırakır. Sevgi, besleyici bir kaynak olmaktan çıkıp, kendi kendini tüketen bir sarkaç haline gelir.
Karşı taraftan alınamayan o sıcaklık, insanın kendi iç dünyasında buz tutmasına neden olur.
Sonuç olarak, bütün yüreğiyle sevilip de karşılık görememek, insan ruhunda taşınması en zor yüklerden biridir. Bu melankoli, kişiyi adeta yaşayan bir gölgeye dönüştürebilir. Ancak bu karanlık dehlizden çıkışın yolu, yine o cömertçe harcanan sevginin yönünü değiştirmekten geçer. İnsan, başkasına cömertçe sunduğu o muazzam sevgiyi ve şefkati, en çok da kırılan kendi kalbine vermeyi öğrendiğinde bu melankolik döngüden çıkıp özgürleşebilir.
Ben kendime hep sordum, siz de sorun…
Başarabilir miyim?
Frida Kahlo: Hem fiziksel acılarını hem de Diego Rivera’ya duyduğu devasa ama karşılıksız, sadakatsiz aşkın acısını tuvaline döktü. Acısından kaçmadı; onu tüm dünyaya ilham veren ölümsüz sanat eserlerine dönüştürdü.
Goethe: Genç yaşta imkansız ve karşılıksız bir aşka düştü. İçindeki o intihar raddesine gelen melankoliyi “Genç Werther’in Acıları” romanını yazarak dışarı fırlattı. Bu kitap sayesinde hem kendi ruhunu kurtardı hem de dünya edebiyat tarihini değiştirdi.
Buradan ben şu sonucu çıkardım; Haricinde olan hiç bir şeyi kontrol edemezsin lakin kendini edebilirsin.
Ve ben; Yazarak bunu başardığıma inanıyorum.
Lakin yine de paranın insan kalitesinde en önemli kriter olduğu zamanede, en yakınındakiler tarafından insan yerine koyulmamak!
Benim// sizin// bizim sorunumuz değil, inanın değil.
@öne çıkar
Dil Aver Karagöz
Gönle Giren şair
Öksüz şiirlerin babası
Tatlı düşler
Düş’ü alevli paltosuz şiirler’