

“Bütün çocuklar büyür… ama biri hariç.”
Peter Pan, büyümeyi reddeden, oyun oynamayı ve yönetmeyi seven, hayal ile gerçeğin sınırında yaşayan bir çocuktur. Onun hikâyesi, ilk bakışta neşeli bir macera gibi görünse de derinlerinde oldukça hüzünlü bir yalnızlık saklar.
Masal şöyledir:
Bir gece Darling ailesinin çocuk odasına girer Peter Pan. Wendy, John ve Michael ile tanışması böyle başlar. Wendy, şefkatli, annelik rolünü benimsemiş küçük bir kızdır. Wendy, kardeşleri, bakıcı köpekleri Nana ve ailesi birlikte düzenli, sevgi dolu bir hayat sürmektedir. Peter Pan ise bu dünyaya dışarıdan, gizlice bakar. Her gece gelip annenin anlattığı masalları dinler. Çünkü o masallar, onun sahip olamadığı bir şeyin yani aidiyetin ve sevginin yansımasıdır.
Peter Pan, bir gün Wendy ve kardeşlerini Neverland’e davet eder. Orası; korsanların, perilerin, denizkızlarının ve kayıp çocukların yaşadığı büyülü bir yerdir. Ama aynı zamanda annesizliğin hüküm sürdüğü bir dünyadır. Wendy’nin gelişiyle bu eksiklik doldurulmaya çalışılır. O artık masal anlatan, yemek yapan, çorap diken bir “anne”dir. Fakat Neverland bile kusursuz değildir. Kıskançlık, yanlış anlaşılmalar ve tehlikeler burada da vardır. Wendy’nin vurulması, çocukların pişmanlığı ve Peter Pan’ın çaresizliği… Tüm bunlar masalın yüzeyini çatlatır ve altındaki duyguları görünür kılar.
Kaptan Kanca ile olan mücadele, hikâyeye klasik bir iyilik-kötülük çatışması ekler. Ama asıl mesele bu değildir. Asıl mesele, Wendy ve kardeşlerinin eve dönme kararıdır. Çünkü gerçek dünya, her ne kadar zorlayıcı olsa da sevgi ve aidiyet sunar. Peter Pan ise orada kalır. Hep olduğu yerde. Hep aynı yaşta. Hep eksik.
Peter Pan’ın hikâyesi çoğu zaman bir çocuk masalı olarak anlatılır. Oysa bu hikâye, büyümek ile kaçmak arasındaki o ince çizgide duran herkes içindir. Peter Pan’ın yaramazlığı, bencilliği ya da sorumsuzluğu belki de yalnızlığının bir sonucudur. Gerçek dünyada yer bulamayan bir çocuğun, hayal dünyasında kendine bir krallık kurma çabasıdır. O, aslında kimseye ihtiyacı olmadığını kanıtlamaya çalışan ama her gece bir çocuk odasına gizlice giren bir çocuktur. Belki de bu yüzden, hep biraz hüzünlüdür.
Ben de bir zamanlar Peter Pan ile tanışmıştım. Onunla uçmuş, onunla gülmüş, onunla maceralara atılmıştım. Ama sonunda eve dönmeyi seçtim. Çünkü onun gibi yalnız kalmak istemedim.
Yine de hatırlıyorum… Onu terk ettiğimi düşündüğüm o günlerde içten içe ağladığımı.
Geçtiğimiz günlerde, zihnimde onunla yeniden karşılaştım. Biraz konuştuk. Anladım ki o, hâlâ aynı yerde ve hâlâ büyümekten kaçıyor. Çünkü büyümek, onun için gerçeklerle yüzleşmek demek. Henüz buna hazır değil sanırım.
Belki bir gün yeniden karşılaşırız.
Ama o zamana kadar…
Hoşça kal Peter Pan.
Ayşe Can