Sokağın başındaki ulu dut ağacı, yazın kızıl karışımı mor yemişleri olgunlaştıkça ağırlaşır, geniş, yemyeşil yapraklı dalları kaldırıma serin, hareketli bir gölge halısı dökerdi. Mahallenin cıvıl cıvıl çocukları, o gölgenin altında renkli cam misketleri dizer, çıtırtılı iplerle atlar, cevizden topaçları çevirir; okuldan dönenler kitaplarını buz gibi taşlara dizlerine koyup ödev yetiştirirdi....
1.BÖLÜM Rüzgâr dağa kulak verse, Duyar mısın çığlığımı. Yağmurlar sokak lambasına selam dururken, Gözlerim her gün takvim yaprağında. Bilmez misin ki, Gönül Dağı yıkıldı. İçinde bir ben , benden de ben kaldı. 2. Bölüm Gurbetin kapısı nerede ? İki çift gözün arkada bıraktığı, senin yüreğin… Son ifadesini sunarken şarap içerek,...
Salt nefes alabilmenin öneminin yanı sıra, bir de ‘yaşadığını hissettiğin’ için derin bir nefes alabilmek her şeye bedel olmalı. Herkese göre değişmekle birlikte ve yaşamaktan ne anladığımıza bağlı olarak farklılık gösterse de sevebildiğimiz, gezebildiğimiz, gülebildiğimiz kadar hayatın içinde varız. Bununla birlikte, bu hayatı tam anlamıyla yaşamış olduğunu söyleyen biri varsa...
Yazar idim. Gazetenin üst köşesinde köşe yazarıydım. Gazete sayfalarım kaç yılın ekilmişiydi. Ve hepsi de bereketli bir hasadın toplanmışıydı. Yıllardır yazdığım bu gazete köşesinde acılarımı döküyordum. Ağacın dalından olgunlaşmış meyveyi döktüğü gibi… Çünkü yazılar benim pınarımdı ve pınarımdan su içirirken, pınarı yalnız bir su kaynağı olarak bırakmazdım. Pınarın başında okuyucuları...
“Kutsal kitaplarda çokça adı geçen ‘şeytan’ gerçek dünyada size ahlak dersi veren bir yobazdan başka bir şey değildir,” diyor ve ekliyor: “kim namus ve ahlak şövalyeliği yapıyorsa bilin ki en namussuzu odur.” 19.yy’da kaleme alınan bilhassa yaşadığı döneme tanıklık eden ünlü düşünür Friedrich Nietzsche’nin yukarıda bahsettiğim kesitindeki perspektifi geleceğe taşıyan...