Gönlümü açtım sana, vefasız çıktın yazık, Bunu bana yapmazdın, beni sevsen birazcık, Ben seni anlamadım, sende ölmüş insanlık, Ben sana değer vermiş,bir o kadar sevmiştm. Herkes unutsa beni, o unutmaz demiştim. Nasıl unuttun beni, yoksa hiç mi sevmedin? Yazıklar olsun sana, kıymetimi bilmedin, Titredim üzerine, nankör çıktın görmedin, Ben sana...
—– “Yaşanır o anlatılmaz” diye başlar aşk tanımı. Bir parantez aç denirse, gösteririm sol yanımı. Badem çiçeğidir bazen, tüm coşkulara duyarlı; Ve en çok da kırılan o, bu yüzden şu yürek harlı. Bazen hüznün tâ kendisi, gözyaşının kaynağıdır; Ya da kanadı rûhumun, sevincimin oymağıdır. Ötesi ki; gözümde fer, kolda kuvvet...
Sen Benim Gönül SözlümsünSen benim gönül bahçemde rengarenk açan sevda gülümsünİnan ki yaşadıkça soldurmayacağım asla senin bir tek renginiÖlünceye dek dilimden hiç düşmeyecek şarkımsın türkümsünGönül telimi tir tir titrettin gönlüm seninle buldu tam denginiMahşere değin ruhum seninle sürdürecek bu harika ahengini Sen benim dünyaya rengarenk bakıp durduğum iki gözümsümDilimdeki içi...
Bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy gŏstermiş .Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yŭkselmeye başlar . Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş hızla büyümüş ve nerdeyse kavak ağacıyla aynı boya gelmiştir. bir gŭn dayanamaz sorar kavağa: “sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?” On yılda “demiş kavak. On yılda...
Benim gittiğim uzaklar değil, içimdeki sözlerdir. Buğday tarlalarının uykusunu, yüksek seslerin kışını, kırlangıçların akşamını geçti çocuk. Gaz lâmbasından güneşler yapıyor düşen gövdesine. Benim gittiğim o çocuğun kalbindeki gecedir. Bir kadın yemenisini tutuyor inen tokada, bir kendinden daracık odalarda. Gün iki kez bitmiş, gece bir daha siyah. Çocuk üç büyük korkuyla...