“Keskin sirke küpüne zarar,Keskin kılıç canı, keskin dil, hüsnü zannı alır,Kes bir ferman, ısmarlama olsun,Yaş kesen, kuruya da düşmandır,Kısa kes, vaktimden çalma,Görgüsüz hükümdar olmuş, önce babasını kesmiş…” Evet! herkes,Keskin bir türküdür mırıldanıp yürüyor.Ayının kırk türküsü var,Kırkı da armut üstüne misali… Ortak parantezimiz, gönül tezimiz, sentezimiz,“kesmek-biçmek” mi olmalıydı dostlar? ! … Baltasını gömenler, bal tası...
Gavuru gavurdur, zâlimi zâlim Yoktur asla sizden korkacak hâlim Onurlu duruşum, dosdoğru kâlim Cengâver fâtihler benim timsâlim *** Ermeni doğuda, batıda Yunan Siz değil miydiniz kin, nefret kusan Mehmed’i görünce öylece pusan Biter mi sandınız Kınalı Hasan *** Bir sansür düzeni işliyor şimdi Medeniydiniz de, kâtilim kimdi? Yalan rüzgarında Batı’nın...
Eğitim şart diye herkese bilgi Vermeye çalıştım beceremedim Cahiller hiç göstermediler ilgi Sormaya çalıştım beceremedim * Tek elin kursakta kaldı hevesi Olsaydı çıkardı çift elin sesi Sevgi dolu kollarımla herkesi Sarmaya çalıştım beceremedim * Dostluklar yaşasın ersin sonsuza Meydanı boş bırakamam soysuza Namussuza şerefsize hırsıza Vurmaya çalıştım beceremedim * Silemem...
İnsanlıkla yaşıt kadına zulüm Vicdanı olmayan insanlar zalim Töre olmasaydı n’olurdu halim? …Harcanıp giderken ömürler cepten …İmdada yetişir o an mor cepken Haksızlığa çağrı, zulme isyandır Ana, bacı, gelin, eştir insandır Gel de eşitliğe beni inandır …Tarlada ırgattır, evde üretken …Mecburi giyilir bazen mor cepken Seni de bir ana doğurmadı...
Her şeyin daha da kötüye gittiği ve herkesin özür koleksiyonuna bir yenisini eklediği bitmeyecek bir hayatın içerisindeyiz. Bize biçilen rollerimizin girdabında git gide kanayan bir oyunu oynuyoruz. Sesimizi çıkarmadan izliyoruz sevinçlerimizi, hüzünlerimizi bu gök gürültülü sağanak yaşamımızda. Sizin de kalbinizde bir delik açılırsa ve yaşama dair iyi-kötü ne akarsa içinize...