Arap Müslüman ülkeler erkek erkildir ve buralarda yaşayan kadınlar çok şiddete uğrar. Şiddeti uygulayanlar başta erkek olduğu kadar siyasi otoriteler, töre ve adetler diyebiliriz. Uygulanan şiddet fiziksel olduğu kadar psikolojik olarak da yapılmakta. Yani her halükarda uygulanan şiddetin derecesinde hiç fark yok.
Kitabın kahramanı, işte böylesine acımasız bir ülkede, ailenin beş kız çocuğundan sonra dünyaya gelen Zehra’dır. Aile hep kız çocuğunun olması nedeniyle gerek akrabaları ve gerekse çevre tarafından hep horlanır, itibar kaybeder. Buna dayanamayan aile altıncı çocuğunun da kız doğmasını kendine yedirmez ve etrafa erkek çocuklarının olduğunu duyurur. Zehra’yı yirmi yaşına kadar erkek gibi büyütür ve etrafa öyle tanıtır hatta daha ileri giderek sünnet ettirir, evlendirir.Baba, bir Kadir Gecesi ölüm döşeğinde Zehra’yı yanına çağırarak adeta günah çıkartır ve onu özgür birakır. “Buralardan git ve bir bayan olarak yaşa” der. Zehra erkek yaşantısına dair tüm anıları ile birlikte babasını defnettikten sonra alışık olmadığı bir yaşama döner. Bu yaşam şekline alışık olmadığı için çok acılar çeker. Başına tecavüzde dahil olmak üzere gelmedik olay kalmaz.
Kitabı çok hüzünle ve öfkelenerek okudum. Örfünüz de adetinizde batsın dedim. Müslüman ülkelerde kadının adı yok da Arap dünyasında maalesef ruhunun da olmadığı görülüyor. Buradan şunu söylemek istiyorum “Kadınlar kesinlikle okutulmalı , okumalı. Bir ülke ancak okumuş kadınlar ve onun yetiştireceği çocuklar sayesinde değişebilir.” Başta tüm bayan okuyucular olmak üzere herkese tavsiye ederim
Gülten TÜRKEL