Ali Erdin Eskiden bir vakit edep vardı ya, Haya perdesini yırtıp kaybettik. Hayal uğruna gördüğümüz rüya, Saygı teknesinde batıp kaybettik. * Büyüğe hürmetle bakardı gözler, Yürekten gelirdi o tatlı sözler. Gönül de o eski günleri özler, Vefa ateşini yakıp kaybettik. * Komşu aç yatarken bizler...
Halide Halid Araştırmacı yazar Biz, aynı dili konuşan, aynı kökten gelen ve aynı hafızayı taşıyan insanlarız. Coğrafyalar bizi ayırabilir, ama dilimiz, tarihimiz ve kaderimiz bizi her zaman bir arada tutar. Nerede yaşadığımız önemli değil, “Azerbaycan” dediğimizde içimizde aynı sızı, aynı gurur uyanır. Bu isim, sadece bir ülkeyi değil, aynı...
Zaman, avuçlarımızın arasından süzülüp giden ince bir kum saati değil aslında. Her bir tanesi ruhumuzun kıvrımlarına çarparak iz bırakan, aktıkça ağırlaşan ve bizi dönüştüren bir nehir. Bir yılın daha son demlerine yaklaştığımızda, takvim yapraklarının o hafif hışırtısı bize sadece günlerin geçtiğini değil, zamanın “eskidiğini” de fısıldıyor. Oysa eskiyen sadece rakamlar;...
Gördüklerimi duyduklarımı irdeleyip kötü olanla alay ederek, iyi olana saygı duyarak ben en çok kendimi yazarım. Aslında okuyucuya nara atarak ben// biz// hepimiz buradayız derim… Yetim büyüyen çocuktum ve annem olmadığı için hayır kelimesi daha altı yaşındayken zihin alfa bemden silinmişti, sanırım ömrümün sonuna kadar da alfabeyi eksik bileceğim. Şimdi...
Çok eski zamanlarda, yaşlı ve çocuksuz bir bambu kesicisi yaşardı. Bir gün ormanda çalışırken, kökünden gizemli bir şekilde ışık yayan bir bambu kamışı bulur. Merakla kestiğinde, içinde başparmağı büyüklüğünde, minicik ve güzel bir kız çocuğu bulur. Yaşlı adam, kızı evine götürür ve karısıyla birlikte kendi çocukları gibi büyütmeye karar verirler....
Bir kere okuyup bilince kazıyayım Kuma yaz, buza yaz, suya yaz Kimse görmesin benden sonra Benle gitsin ebede yaz. Yedi iklim dört köşeyi dolaşayım Dağa yaz, göle yaz, çöle yaz Akşam çöksün göz gözü görmesin Yel süpürsün, karanlık geceye yaz. Hayatın kör noktası gibi hatırlayayım Kuytuya yaz, saklıya yaz, gizliye...
Tam bir yıl oldu sen gideli, günler su gibi aktı. Yollarda tesadüf karşılaştığım arkadaşlarımla ayaküstü konuştum. Sonbaharın sarı yapraklarının üstünde yürürken, yalnızlığın verdiği duyguyla irkildim. Ve bir yıl öncesini düşündüm. Sonra denizin dalgalı sularını seyrettim uzun uzun. Deniz hiç durulmadan sürekli bir kabarıp bir iniyordu. Ve martıların suya...
Osamu Dazai… Japon edebiyatının o trajik ve isyankâr dehası. Genellikle melankoli, yabancılaşma ve modern hayatın acımasız eleştirisi ile anılır. Onun eserlerinde kendimizi, toplumsal normlara tutunamayan, varoluşun ağırlığı altında ezilen karakterlerin derinliklerinde buluruz. Ancak “Yeşil Bambu ve Diğer Fantastik Öyküler” adlı derleme, Dazai’nin bu bilindik çehresine fantastik ve masalsı bir tül...
Gönül bağım bozuldu, hazan erdi bağıma, Kar yağdı güvendiğim o en yüce dağıma. Artık merhem kar etmez bu gönül ocağıma, Vakit doldu diyorum, sarma tabip yaramı. *** Gözlerimden süzülen yaş değil de nedir bak, İçimde yanan ateş, bu duman dumandır bak. Sana göre bir ömür, bana bir zamandır bak, Vakit...
Avucumda suskun bir ağırlık, adınla aydınlanan ama hiç çalmayan. Ekranıma düşmeyen her ihtimal biraz daha geciktiriyor seni bana. *** Parmaklarım ezberinde numaran, ama cesaretim hep meşgul. Aramak bazen konuşmaktan daha gürültülü, çünkü sesin gelirse yokluğunu inkâr edemem. *** Zaman, operatör gibi araya giriyor, “ulaşılamıyor” diyor her gece. Oysa ben seni...