Yazmak, insanın iç dünyasını kelimelerle görünür kılma çabasıdır. Bir duyguya, bir düşünceye ya da bir hatıraya ses vermektir. Fakat tarih boyunca kadınlar için yazmak bir ifade biçimi olmanın ötesinde var olma mücadelesine dönüşmüştür. Çünkü kadın olmak çoğu zaman anlaşılmak, duyulmak ve ciddiye alınmak için de çabalamak demektir.
Dünya edebiyatına baktığımızda birçok kadın yazarın kaleminde görünmez bir mücadeleyi olduğunu görürüz. Kadınların düşünmesi, üretmesi, hatta bazı dönemlerde okuması bile sorgulanırken yazmak başlı başına bir direniş hâline gelmiştir. Bu yüzden birçok kadın yazar kalemini özgürce kullanabilmek için takma isimlerin arkasına sığınmış, eserlerini yayımlatabilmek için erkek kimlikleriyle görünmeyi seçmiştir.
Türk edebiyatında da durum farklı değildir. Uzun yıllar boyunca kadınların edebiyat dünyasında var olması hem şaşkınlıkla hem de kuşkuyla karşılanmıştır. Yazdıkları metinler çoğu zaman “kadınca” bulunarak küçümsenmiş ya da belirli konularla sınırlandırılmak istenmiştir. Buna rağmen birçok kadın yazar kalemini bırakmamış, kendi sözünü söylemekten vazgeçmemiştir. Aslında kadınların kalemi de tıpkı hayat gibi geniştir. Aşktan savaşa, yalnızlıktan toplumsal meselelere kadar her şeyi anlatabilecek kadar güçlüdür.
Kadın yazar olmak, çok çalışmak demektir. Onun için metnini kurgulamak ve kelimelere dökmek yeterli değildir. O, yazılarının gerçekten ciddiye alınması için de mücadele etmek zorunda kalmıştır. Ancak bu zorluk aynı zamanda güçlü bir anlatı da doğurmuştur. Çünkü bastırılan her ses, daha derinden ve daha sahici biçimde yankılanmıştır.
Aslında kadınların yazdığı metinler çoğu zaman hayatın görünmeyen ayrıntılarını ortaya çıkarır. Gündelik hayatın küçük gibi görünen anları, insan ilişkilerinin kırılgan tarafları, toplumun fark edilmeyen eşitsizlikleri bu metinlerde görünür hâle gelir. Kadınların bakışı, edebiyatın dünyasını genişleten bir perspektif sunar.
Bugün ise kadın edebiyatçılar hem kendi hikâyelerini hem de susturulmuş kuşakların hikâyelerini yüreklerinde taşır. Kalemleri itiraz eder, hatırlar… Bu yüzden onların yazdığı metinlerde hayatın en gerçek hâline rastlarız. Çünkü o metinler yaşanmışlıkların, sabrın ve direncin izlerini taşır.
Kadın olmak zordur. Her zaman zor olmuştur ve maalesef zor olmaya da devam etmektedir. Günümüzde çalışma hayatına dahil olan kadınların sayısı artmıştır evet ama zorluk azalmış değildir. Edebiyat dünyasında var olmaya çalışan kadın yazar olmak ise daha da zordur. Ama kelimeler, sabırla yazıldığında, en yüksek duvarları bile aşabilecek kadar güçlüdür.
Cinsiyet ayrımı olmaksızın sadece kelimelerle, zamanın ve mekânın sınırlarını aşabilen sesler duymamız, başka başka yolculuklara çıkabilmemiz umuduyla…
Sevgilerimle,
Ayşe Can