Halide Halid
Araştırmacı yazar
İki bayrağın gölgesinde aynı yürek çarpıyorsa, ayrılık sözü her iki tarafta gurbet sayılır. H.Halid
Türk halkları, köklü tarihleri ve zengin kültürleriyle insanlık tarihinde önemli bir yere sahiptir. Başta Asya ve Avrupa olmak üzere geniş bir coğrafyaya yayılan bu halklar, yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerle etkileşim içinde olmuş, dünya tarihine ve kültürüne kalıcı katkılar sağlamıştır.
Çatışmalar ve mücadelelerle dolu uzun bir tarihsel süreçten geçen Türk halkları, dillerini, kültürlerini ve kimliklerini yaşatmayı başarmıştır.
Sesi tarihin kadim katmanlarından gelen bu halklar, Avrupa ve Asya tarihinde önemli roller üstlenmiştir. Buna rağmen onların tarih sahnesindeki etkisini küçümsemek, insanlık mirasına katkılarını görmezden gelmek isteyenler de olmuştur.
Türk halklarının tarih boyunca kurduğu devletler, siyasi ve kültürel miraslarının ayrılmaz bir parçasını oluşturur. Bu mirasın çağdaş temsilcilerinden biri de Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yürütülen Millî Mücadele’nin ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Cumhuriyetin temelinde, bağımsızlık uğruna verilen büyük mücadele ve şehitlerin fedakârlıkları vardır.
29 Ekim 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi, cumhuriyeti ilan etti. Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçildi. Cumhuriyet, Türk milletinin bağımsızlığının ve millî egemenliğinin simgesi oldu.
Türkiye Cumhuriyeti, yalnızca Türkiye’de yaşayan Türklerin değil, dünyanın farklı bölgelerindeki Türk halklarının da gönlünde özel bir yer edindi.
Bugün bağımsız Türk cumhuriyetlerinin ortak tarih, dil ve kültür bağları etrafında yakınlaşması, Türk dünyasının geleceğine dair umutları güçlendiriyor. Bu bağların karşılıklı saygı ve dayanışmayla geliştirilmesi, insanlığın ortak geleceğine yeni katkılar sunulmasının yolunu açabilir.
“Ekonomik, siyasi ve kültürel hayatın güçlü bağlarıyla birbirine yakınlaşmaya başlayan Türk halkları, yeni dünyanın önemli unsurlarından biri hâline gelmektedir.” Ulu önder Haydar Aliyev’in bu sözleri, Türk dünyasının ortak geleceğine ilişkin düşüncelerimizi daha da anlamlı kılmaktadır.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki dostluk, bu yakınlığın en güçlü örneklerinden biridir. İki ülkeyi birbirine bağlayan unsurlar, coğrafi yakınlığın ve ekonomik çıkarların çok ötesine uzanır. Bu ilişkiler, iki kardeş halkın yüzyılların hafızasından süzülüp gelen köklü bağlarının, ortak değerlerinin ve kardeşlik duygusunun eseridir.
Tarih, bu iki halkın sevincini de hüznünü de ortak kılmıştır. Çanakkale’de şehit düşen Azerbaycanlıların hatırası, Gelibolu Yarımadası’ndaki Azerbaycan Anıtı’nda yaşatılmaktadır.
Bakü’de ise Şehitler Hiyabanı’nın yakınındaki Türk Şehitliği, Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu’nun 1918’de Azerbaycan’da verdiği mücadelenin ve hayatını kaybeden askerlerin anısını yaşatır. Bu ordunun 15 Eylül 1918’de Bakü’yü kurtarması, ortak tarihimizin unutulmaz sayfalarından biridir.
Bugün dünya, savaşların, siyasi gerilimlerin ve ekonomik belirsizliklerin ağır yükünü taşıyor. Böyle bir dönemde Türkiye ile Azerbaycan’ın dayanışması daha da önem kazanıyor. Ortak değerler etrafında güçlenen bu dayanışma, iki ülkenin geleceğe güvenle bakabilmesi açısından büyük bir anlam taşıyor.
Azerbaycan halkı, geçmişte yaşadığı acıları ve Ermenistan’la çatışmaların bıraktığı derin izleri unutmuyor.
Tarihî meselelerin siyasi baskı aracına dönüştürülmesi ve halklar arasındaki düşmanlığı besleyen söylemler, bu yaraların iyileşmesini zorlaştırıyor.
Evinden, yurdundan uzak düşen insanların, evladını kaybeden annelerin, babasız kalan çocukların ve eşlerini yitiren kadınların acıları nasıl unutulabilir?
Hocalı Katliamı, bu acıların en ağır örneklerinden biri olarak tarihe geçti.
Azerbaycan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre, 1992 yılında 25 Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gece Hocalı’da 613 Azerbaycanlı sivil katledildi, 487 kişi ağır yaralandı ve 1.275 kişi rehin alındı.
Bu acıları hatırlamak, hayatını kaybedenlerin hatırasına sahip çıkmak ve benzer trajedilerin yeniden yaşanmasını önlemek için de bir sorumluluktur.
XX. yüzyılın önemli dönüm noktalarında ve karşılaştığımız pek çok zorlukta Türkiye, Azerbaycan’ın yanında oldu.
Bu dayanışma, iki ülke arasındaki kardeşlik bağlarını daha da güçlendirdi.
Azerbaycan’ın bağımsızlığını 9 Kasım 1991’de tanıyan ilk devlet Türkiye oldu. İki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler ise 14 Ocak 1992 yılında kuruldu.
Türkiye, Karabağ sorununun çözümünde Azerbaycan’ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü destekledi; sorunun bu ilkeler temelinde barışçıl yollarla çözülmesinden yana tutum sergiledi.
27 Eylül 2020 yılında başlayan ve 44 gün süren İkinci Karabağ Savaşı, Azerbaycan’ın zaferiyle sonuçlandı. Savaş ve ardından varılan anlaşmayla işgal altındaki topraklarının büyük bölümünü geri alan Azerbaycan, Eylül 2023’te Karabağ’ın tamamında egemenliğini yeniden tesis etti.
44 günlük mücadele boyunca Türkiye, Azerbaycan’a güçlü siyasi ve manevi destek verdi.
Bu 44 günlük savaş, yalnızca bölgenin askerî ve siyasi dengeleri açısından değil, Türkiye-Azerbaycan ilişkileri bakımından da önemli bir dönüm noktası oldu.
Türkiye, savaşın ilk gününden itibaren Azerbaycan’ın yanında yer aldı; siyasi ve diplomatik desteğini açıkça ortaya koydu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere dönemin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar, açıklamalarında bu desteği vurguladılar. Türkiye Büyük Millet Meclisinde de farklı siyasi partiler Azerbaycan’la dayanışmalarını ifade ettiler.
Savaş boyunca Azerbaycan halkı ve devleti, Türkiye’nin desteğini güçlü biçimde hissetti. Kardeş Türkiye’den yükselen dayanışma sesi, mücadelemize güç verdi.
Azerbaycan ve Türkiye, ortak tarihimizin en önemli anlarında birlikte olmanın anlamını bir kez daha gösterdi. İki ülkenin askerleri, 10 Aralık 2020’de Bakü’de düzenlenen Zafer Geçit Töreni’nde omuz omuza yürüdüler.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın törende birlikte yer alması, kardeşliğin ve dayanışmanın güçlü bir simgesi oldu.
15 Haziran 2021 yılında imzalanan tarihî Şuşa Beyannamesi ile Türkiye-Azerbaycan ilişkileri müttefiklik düzeyine yükseldi. Bu ittifak, siyaset, savunma, ekonomi, enerji, ulaştırma, kültür ve eğitim başta olmak üzere birçok alandaki iş birliğine yeni bir ivme kazandırdı.
Ekim ayı, her iki kardeş devlet için de özel bir anlam taşır. Azerbaycan, 18 Ekim’de bağımsızlığının yeniden kazanılmasını, Türkiye ise 29 Ekim’de Cumhuriyet’in ilanını kutlar.
Bu iki tarih, farklı tarihsel süreçlerin ürünü olsa da Ekim ayı, iki kardeş halkı özğürlük ve egemenlik coşkusunda buluşturur.
Bugün, içeriden ya da dışarıdan, bu iki kardeş halkın arasına düşmanlık tohumları ekmeye çalışanlar var. Ancak şu gerçeği unutuyorlar: Dünya var oldukça, hayat devam ettikçe bu kardeşliği koparmak mümkün olmayacaktır. Eti tırnaktan, kardeşi kardeşten ayırmak imkânsızdır.
Düşmanın değirmenine su taşıyanları gördükçe insanın içi daha da acıyor. Çünkü dışarıdan gelen saldırı kadar, insanın kendi içinden gördüğü vefasızlık da derin yaralar açıyor.
Tarih boyunca bu kardeşliği zayıflatmaya çalışanlar çok oldu. Bundan sonra da benzer girişimler olabilir. Ancak bu çabalar, yüzyılların içinden süzülüp gelen bağlarımızın özünü değiştiremez. Türkiye de Azerbaycan da bu birliğin zarar görmesine hiçbir zaman izin vermeyecektir.
Azerbaycan ve Türkiye, “bir millet, iki devlet” anlayışıyla bundan sonra da zorluklara birlikte göğüs gerecek, yollarına çıkan engelleri el ele aşacaktır.
Usta şairimiz, merhum Bahtiyar Vahabzade’nin dediği gibi:
Bir ananın iki oğlu,
Bir amalın iki kolu.
O da ulu, bu da ulu,
Azerbaycan–Türkiye.