Ali Erdin Eskiden bir vakit edep vardı ya, Haya perdesini yırtıp kaybettik. Hayal uğruna gördüğümüz rüya, Saygı teknesinde batıp kaybettik. * Büyüğe hürmetle bakardı gözler, Yürekten gelirdi o tatlı sözler. Gönül de o eski günleri özler, Vefa ateşini yakıp kaybettik. * Komşu aç yatarken bizler...
“Anı gül gördi vü kendüni diken” I. Güneşin kavurduğu taş evlere baktı, her şey toprak rengindeydi bu şehirde. Sıcak, bir kılıç gibi tepesindeydi. Günlerdir süren yolculuğunun verdiği yorgunlukla sokaklardan geçiyor, yeni geldiği şehri tanımaya çalışıyordu. Üzerlerinde yekpare kumaştan eteklik gibi giysileriyle erkekler geçiyor, çarşaflı kadınlar bu yabancıya küçük göz aralıklarından...
Her bir adım kalbimin, attığı yönde gider. Gönül gözün var senin, gör dediler vesselam Adım ardımda kaldı, sıfatım önde gider, Tababet lisanında, kör dediler vesselam. *** Veysel misali aşka, inandım divan durdum. Gözlerimin dili yok, susarak görüyorum. Ruhumun derununa, bir darağacı kurdum; İçimdeki yeisi, asarak görüyorum. *** Acıyan...
İnsan ne zaman bir ilkokulun önünden geçse hemen aklına kendi çocukluğu gelir, o saf, masum hiç birşeyden haberi olmayan zamanlar. Ve keşke der, keşke tekrar çocuk olsaydım. Sanırım bunları düşünmeyeniniz yoktur. En azından herkes bir defa bunları düşünmüştür. Yaramazlık yapmak, hiçbirşeyi takmamak, ekmek elden su gölden deyip yaşamak. Tabii o...
— Yarın öğleden sonra asılarak idam edileceksin. Son anlarının tadını çıkar. Son bir arzun var mı? — Bana adını bahşeder misin? Gardiyan, fal taşı gibi açılan gözleriyle içerdeki mahzun, biçare, cılız yazara baktı. Saçları yağlanmış, üstü kirlenmiş ama gözleri capcanlı bu adama acıdı. İçindeki vicdan kırıntıları onu harekete geçirdi. —...
‘Gün ışımak üzere acele etmeliyim’ diye mırıldandı Hasan. Göz ucuyla havanın durumuna baktı. Hava kapalı gibi görünüyordu. Bütün gün sokaklarda olacağı için kalın giyindi. Herkesin evinden çıkmak istemediği böyle serin havaları severdi. Hazırladığı ekmek köşesini de yanına alıp hızla evden ayrıldı. Acele adımlarla ilk olarak üç...
Halide Halid Araştırmacı yazar Biz, aynı dili konuşan, aynı kökten gelen ve aynı hafızayı taşıyan insanlarız. Coğrafyalar bizi ayırabilir, ama dilimiz, tarihimiz ve kaderimiz bizi her zaman bir arada tutar. Nerede yaşadığımız önemli değil, “Azerbaycan” dediğimizde içimizde aynı sızı, aynı gurur uyanır. Bu isim, sadece bir ülkeyi değil, aynı...
Fani hayatta yaşıyormuşum umutsuzca Meğer bu dünya bir aldanıştan ibaretmiş Gerçek hayatı bekledim sabırsızca Meğer ölüm, gerçek hayata açılan bir perdeymiş *** Toprak çağırdı beni sessizce Meğer son nefes vaktiymiş Ömür fark etmeden bitmiş Meğer ölüm, yeni bir başlangıçmış
Anlamı yok, bugün de geçiyor geçen her gün gibi, Sürüklenir her şey, dem be dem zaman denen girdaba, Yok mudur bu azabın sonu, bu düşüşün bir dibi, Daha ne kadar tahammül hayat denen ızdıraba? *** Ölüm, ki bekler menzilde zamanın bu son serhaddi, Kayboldu yıllar harcandıkça dünya denen seraba, Seni...
Bu sabah çok erken uyanmıştım annem odama girdi ve beni kahvaltıya çağırdı kahvaltımı yaptıktan sonra bahçeye çıktım biraz top oynadım daha sonra salıncakta sallandım o da ne çimenlerin üstünde bir şeyin hareket ettiğini fark ettim daha yakından görmek için salıncaktan indim biraz korkmuştum ama çok da merak ediyordum yaklaştığımda çimenlerin üzerinde...