

Sevdiğim ,kardeşim gibi gördüğüm Ramazan titrek duygulu bir sesle aradı bir akşam üstü.
Ali abi ,,”sayende çok mutlu ve huzurluyum” dünyanın en zengin insanı da malvarlığı ve parası çok olan değil ,elindekinden Allah rızası için infak edendir dedi. Dedim hayır olsun ne oldu ,sen gittiğin yerlerde yemekten arta kalanları toplar sokak hayvanlarına verirdin, bazen kendi kendime derdim bu adamın başka bir işi yok mu diye, bende senden esinlendim bugün bir davetten arta kalan çöpe atılacak üç torba ekmek kırıntılarını alarak yerlerini bildiğim ve ara sıra kemik ikram ettiğim köpeklere götürdüm, onların gözlerindeki o bakışları görünce dedim ki ;
“Ben dünyanın en zengin adamıyım!”
Hayatımız boyunca edindiğimiz maddi varlıklar, banka hesaplarımızdaki sıfırlar, sahip olduğumuz gayrimenkuller… Bunlar genellikle “benim” diye sahiplendiğimiz, güvencemiz olarak gördüğümüz şeylerdir. Toplum olarak bize öğretilen, biriktirmenin, saklamanın ve çoğaltmanın en büyük erdem olduğudur.
Ancak, bu biriktirme telaşı içinde gözden kaçırdığımız çok daha değerli bir gerçek var: Biriktirdiklerimiz bize sadece geçici bir konfor alanı sunar; paylaştıklarımız ise ruhumuzda kalıcı bir iz bırakır,bizi Allah,a yakınlaştırır.
Bir mal, bir servet, elimizde tuttuğumuz sürece sadece bir potansiyeldir. O potansiyelin gerçek değere dönüşmesi, ancak başkalarının hayatına dokunduğunda gerçekleşir.
Sadece bir kağıt parçası veya dijital bir rakamdır. O para, ihtiyaç sahibine ulaştırıldığında, bir öğrencinin eğitimine destek olduğunda veya bir hayır kurumuna bağışlandığında, yardımlaşma ve umut gibi soyut değerlere dönüşür.
Unutmayalım ki, bu dünyadan ayrılırken yanımızda götüreceğimiz hiçbir maddi birikimimiz olmayacak. Geriye kalan tek mirasımız, başkalarının hayatında yarattığımız pozitif fark olacaktır .
Sadece paylaştıklarımız gerçekten bizimdir; ruhumuzda kök salan, anlam veren ve bizi insan kılan tek şeydir.
Hadi o zaman ,dünyanın en zengin adamı olmak istemez misiniz?
Ali ERDİN