Bu dünyaya kendimizi bulmaya geldik. Okuduklarımız, yazdıklarımız, izlediklerimiz, taklit ettiklerimiz ve hatta kendimizi sakındıklarımız… Hepsi bizi biz yapan yapbozun parçalarıdır. Yaşamımızın her satırı, bu yapbozu bitirmeye yaklaştırabilir bizi. Ancak bu satırlar, yanlış yerleştirilmiş parçalar için birer uyarı da olabilirler. Birkaç hikâyemi topladığım bu kitabımda sizlere bundan büyük bir hakikat vadetmiyorum....
Ayşe Ninem bin sekiz yüzlerin sonlarında bir Osmanlı olarak dünyaya gelmişti. Ben onu ilk hatırladığım yıllarda yarım asırdan fazla bir ömrü geride bırakmıştı. Ama hala kendi çağının lisanıyla konuşur, kendi çağının kadınları gibi giyinir, kendi çağının kadınlarının kullandıkları yöntemleri kullanırdı. Mesela ertesi günü ekmek yapacağında akşamdan derince bir tepsinin içerisine...
UZAKSIN MUTLULUK Öylesine uzaksın ki…!Mutluluk sen;Uzanıp göğe bulutu çalmakGüneşe baş eğdirmekVe yıldız kümesi biriktirmek gibi bir şeysin.. Kader bu ki..!Hasreti bize bıraktın bu devran kaderinYüreğim ağlarken bu gülüşler senin…Mutluluğa giden umudu yok edensinNe eylesem özlemi sen bitimezsin Hayal bu ya..!İki kalem çaldım hayattanBiri siyah, biri beyaz uçlu..Bir avuç içine çizdim...
Erenler baktın olmuyor Boşver gitsin bırak gitsin Boş lafla desti dolmuyor Usta gitsin çırak gitsin Benden söylemesi bakın Kendini kendinden sakın Belki yakından da yakın Uzak gitsin ırak gitsin Değişmez cahilin huyu Çok sever zaten uykuyu İdareli kullan suyu Susuz gitsin kurak gitsin Yok mu senin kursun İbram Biraz hayal...
AŞKIM YİNE BAŞLAR BELKİ DE Dağlarda yaşarım dağlarında seni sorarım, Dağıma yol düşene mehtapta sual ederim Çağırırım bizim İnce Mehmet’i ki rehberim, Ulaşınca rehberim olur yoldaş Mehmet’im, Yoldaş tüfek astı, bense seni kalbime bastım. Sevgi arkamda, düşmanı aşkla ağlar ağlatırım, Sevginle zılgıt çala çala, başlar eşkıya savaşım. Senle zaferim sevgiyle...