

İnsanları başarısızlığa iten tek şey, özgür olmak istemeleridir. Paradoksal olarak, birilerinin bizden başarılı olma beklentisi bizi kısıtladığında, zihnimiz bu durumu bir hapishane olarak algılar. Birey, başarılı olmayı arzulamasına rağmen, bu dışsal dayatmaya karşı bilinçaltı bir isyan başlatır. Bunun tek sonucu ise yıkıcı bir başarısızlık olur. Oysa bu döngüden kurtulmanın yolu, başarıyı dışsal bir beklentiyi karşılama zorunluluğu olarak görmekten vazgeçmektir. Başarı, başkalarının beklentisinden kaçmak değil; gerçek özgürlüğe giden, kendi inanışımız olan başka bir yol olarak yeniden tanımlanmalıdır. Bu bilinçaltı isyanının somutlaştığı en yaygın yer, bireyin dışsal beklentilerle boğuştuğu akademik hayattır. Aile ve çevredeki beklenti, kişiyi içsel bir bunalıma sokar. Bu beklenti farkında olmadan bilinçaltı isyanını başlatır ve aslında kişi yapabildiği şeyleri yapamamaya başlar. Ders çalışması gerektiğini bilir, o masaya oturması gerektiğini bilir ama bir türlü yapamaz. Hayalleri ve hedefleri vardır ama duraksamaktan başka bir şey gelmez elinden; kişi boşluğa düşer. Yapması gereken şeyler vardır ama yapamaz. Kişi artık dışarıdaki otoriteden değil, “kaybolmuş, başarısız, kendini bir yük gibi hisseden” kendi iç sesinden korkmaya başlar. Kendine katlanamaz hale gelir. Bundan kurtulmanın tek yolu düşüncelerimizi değiştirmektir; çünkü kafa değişmeden hiçbir şeydeğişmez. Sonuç olarak kişi, başarıyı bir zincir olarak değil, bir özgürlük anıtı gibi görmelidir. Ancako zaman bilinçaltı isyanı, bir zafer şarkısı olur.