Herkesin kendi içine döndüğü, sırtındaki ağır yükten bir an evvel kurtulmak istediği topraklarda; bazı yükler vardır ki insanı mezara kadar takip eder. Kalemimi abartılı dramlardan, yapay çığlıklardan uzak tutarak, gerçeğin çıplak sesini dinletmek istedim okura. Levirat: Bir Töre Hikayesi, bağıra çağıra anlatılan bir trajedi değil; sessizce, derinden işleyen insan çaresizliklerinin bir dökümüdür.
Varlığı yerinde olmasına rağmen sınırda kaçakçılık işine karışıp öldürülen bir ağabeyin arkasında bıraktığı o kederli boşluk, ailenin aldığı ani bir kararla daha da derinleşiyor. Ölen kocasının ardından gözünün yaşı kurumadan, hiçbir şeyden haberi yokken kayınbiraderiyle evlendirilmesine karar verilen Leyla… Ve bedenindeki engeli belki de bir gün baba olmayı başararak örtmeye çalışan, ağabeyinin gölgesinde kalmış Diyap.
Bu romanda kimseyi salt “kötü” ya da “iyi” diye çizmedim. Çünkü bilirim ki insanı köşeye sıkıştıran, coğrafyanın ve geleneklerin o sarsılmaz doğrularıdır. Töre cinayetinin, ihanetin ve taşınması imkânsız sırların ortasında; bir çocuğa yüklenen sahte babalık hikayesiyle insan ruhunun kuytularına bakmaya çalıştım.