Edebiyat, yalnızca kelimeleri yan yana getirerek güzel cümleler kurmak değildir. Bir yazar için edebiyat, uzun bir yolculuktur. Bu yolculukta insan bazen kendini, bazen hayatı, bazen de başkalarının sustuğu yerleri anlatır. Her kelimenin arkasında bir duygu, her cümlenin içinde bir emek vardır.
Yazar olmak kolay görünür. Bir kalem, bir defter ve anlatacak birkaç cümle yeterli sanılır. Oysa gerçek emek, yazının görünmeyen tarafındadır. Okumak, araştırmak, düşünmek, gözlemlemek ve insanı anlamaya çalışmak gerekir. Yazar, yalnızca gördüğünü anlatmaz. Görünenin ardındaki hikâyeyi de arar.
Edebiyata emek vermek sabır ister. Bazen yazdığınız bir metnin karşılığını hemen alamazsınız. Bazen yazdığınız cümleler yalnızca sizin masanızda kalır. Bazen de çok sevdiğiniz bir yazıyı yeniden ele almanız ve bazı kelimelerden vazgeçmeniz gerekir. Çünkü iyi yazmak, sadece yazmakla değil, gerektiğinde yazdığını düzeltmekle de mümkündür.
Bir yazarın en büyük sorumluluklarından biri kendi sesini bulmaktır. Başkalarının cümlelerine özenmek yerine kendi yaşadıklarından, kendi gözlemlerinden ve kendi düşüncelerinden beslenmelidir. Okur, samimiyeti hisseder. Yapmacık bir anlatım ile içten gelen bir cümle arasındaki farkı mutlaka anlar.
Edebiyatın emek isteyen tarafını düşündüğümde Ernest Hemingway’in şu sözü anlamlı geliyor: “Yazarın görevi gerçeği anlatmaktır.” Gerçeği anlatmak her zaman kolay değildir. Bazen insanın kendi içindeki doğrularla yüzleşmesini, bazen gördüklerini olduğu gibi ifade etmesini gerektirir. Yazarın kalemi de tam burada sorumluluk kazanır. Sözü güzelleştirmek kadar doğru söylemek de önemlidir.
Benim için edebiyat, insanın kaleminden önce yüreğiyle verdiği bir emektir; çünkü yüreği değmeyen hiçbir cümle, okurun yüreğine gerçek anlamda ulaşamaz.
Edebiyatın değerini yalnızca kitapların sayısıyla ölçemeyiz. Bir insanın zihninde yeni bir düşünce başlatan, bir başkasının duygusuna tercüman olan veya unutulmuş bir meseleyi yeniden hatırlatan birkaç satır da büyük bir emeğin sonucudur.
Bir yazıyı okurken yalnızca kelimelere bakmayın. O kelimelerin arkasındaki zamanı da düşünün. Bir yazının ortaya çıkması için bazen saatlerce süren okumalar, uzun düşünceler ve defalarca yapılan düzeltmeler vardır. Yazının görünen yüzü birkaç dakikada okunabilir, fakat arkasındaki emek günlerce, aylarca sürebilir.
Edebiyata emek vermek aynı zamanda dile sahip çıkmaktır. Kelimelerin anlamını korumak, Türkçeyi özenli kullanmak ve anlatılmak isteneni açık biçimde ifade etmek yazarın sorumluluğudur. Dilimize ne kadar özen gösterirsek düşüncelerimizi de o kadar güçlü anlatabiliriz.
Benim için yazmak, hayatın içinden geçenleri kelimelerle yeniden anlamlandırmaktır. İnsanları, sokakları, sevinçleri, kırgınlıkları, sessizlikleri ve zamanın bıraktığı izleri yazıya taşımaktır. Her yazıda biraz daha öğrenmek, biraz daha düşünmek ve okurla yeni bir bağ kurmaktır.
Edebiyatın en güzel tarafı da burada başlar. Yazar masasında yalnızdır, fakat yazdığı anda okuruna ulaşır. İki insan hiç tanışmadan aynı cümlede buluşabilir. Bir kelime yıllar sonra bile birinin kalbine dokunabilir. Edebiyata verilen emeğin gerçek karşılığı da budur.
Bu nedenle yazmaya devam etmek gerekir. Okumaya, öğrenmeye, sorgulamaya ve üretmeye devam etmek gerekir. Çünkü edebiyat emek ister. Sabır ister. İnanç ister. En önemlisi de insanın kendi sözünün arkasında durmasını ister.
Bir yazarın kalemi yalnızca bugün için yazmaz. Bazen bir cümle geleceğe bırakılmış küçük bir izdir. O izi değerli kılan ise gösteriş değil, samimiyet ve emektir.
Edebiyata emek veren herkes bilir ki güzel bir cümle tesadüfen doğmaz. Arkasında yaşanmışlık, birikim, dikkat ve sabır vardır. Kalem ancak emekle güçlenir. Yazı ancak içtenlikle değer kazanır.
Ben de kalemime bu sorumlulukla sarılıyorum. Her yazıda okura yeni bir pencere açabilmeyi, düşündürebilmeyi ve duygularına dokunabilmeyi diliyorum. Çünkü yazmak benim için yalnızca bir uğraş değil, hayata karşı tuttuğum bir söz, kelimelerle kurduğum bir bağdır.
Birsen Eker
Yazar, Şair, Köşe Yazarı