Ayşe CAN
1983 yılında Merzifon’da doğdu. 2006 yılında Samsun On dokuz Mayıs Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü’nden mezun oldu. 2010 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Kimya Bölümü’nde Tezsiz Yüksek Lisansını tamamladı. Yaklaşık 15 yıl boyunca Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı kuruluşlarda destek ihtiyacı olan çocuklarla çalıştı. Kimya öğretmeni olarak görev yapmaya devam etmekte. 2025 yılı mayıs ayında, “Hızlı Koşanlar Kasabası” ve “Benim Adım Cesur” adlı iki kitabı Kasım 2025’te de “Dedem ve Ben” isimli 3. Kitabı yayımlandı. Aynı zamanda Merzifon Bilgi Gazetesi’nde “Hikâye Bahçesi” adlı köşede düzenli olarak yazılar kaleme almakta.
İlk yayın deneyimini, 2025 yılında ‘23 Nisan Dergisi’nin özel sayısında yayımlanan “Egemenlik Ormanı” adlı öyküsüyle yaşadı. Derin Kalem Dergisi’nin 2., 3. Ve 4. sayılarında, Maya Dergisi’nin 5. sayısında ve 2025 yılı ağustos ayı itibariyle de www.edebistan.com ve www.kitaphaber.com.tr sitelerinde çeşitli deneme/incelme yazıları yayınlanmaktadır.
İlk basılı yayın deneyimini ise Kirpi Edebiyat ve Düşün Dergisi’nin 19. Sayısında (Eylül-Aralık 2025) “Kemal Sunal ve Anti-Kahramanlık” isimli yazısı ile yaşamıştır.
İletişim bilgileri:
E-posta: aysecan1983@gmail.com
Sosyal Medya: @biraz_ayse (Ayşe Can)
Köşe Yazıları: Merzifon Bilgi Gazetesi
(https://www.merzifonbilgigazetesi.com/kose-yazari/ayse-can/)
Blog: https://birazayse.blogspot.com
Tarihin akışını değiştiren anlar genellikle büyük gürültülerle değil, bir inancın sessizce ve kararlılıkla yola çıkışıyla başlar. 19 Mayıs 1919, tam da böyle bir şafağın adıdır. Karadeniz’in hırçın dalgalarını yararak Samsun’a ulaşan Bandırma Vapuru, sadece bir askeri dehanın yolculuğuna değil, bittiği sanılan bir milletin küllerinden yeniden doğuşuna ev sahipliği yapmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün attığı o ilk adım, yüzyılların yorgunluğunu taşıyan bir coğrafyada bağımsızlık meşalesini tutuşturan, sönmek üzere olan umutları köklü bir direnişe dönüştüren mukaddes bir başlangıçtı.
Milli bayramlar, bir toplumun hafıza odaları, ortak atan kalbidir. Onlar, geçmişin zorlu patikalarında yürürken dökülen alın terini, kazanılan zaferleri ve ödenen bedelleri bugünün insanına fısıldayan manevi köprülerdir. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ise bu köprülerin en dinamik, en taze ve geleceğe en açık olanıdır. Çünkü bu bayram, sadece sararmış tarih sayfalarında kalan bir askeri başarıyı yad etmekle sınırlı değildir. O, bir milletin karakterini, istiklal sevdasını ve en önemlisi geleceğini bir kuşağa emanet etme iradesidir.
Atatürk’ün bu büyük günü gençliğe armağan etmesi, milli değerlerin koruyucusu ve taşıyıcısı olarak gençleri seçmesindendir. Bugün de bilimde, sanatta, teknolojide ve hayatın her alanında bir adım önde olmayı hedefleyen Türk gençliği, köklerinden aldığı milli şuurla evrensel bir vizyon inşa etmektedir. Bu bayram, gençlere her yıl yeniden şu sarsıcı gerçeği hatırlatır: Sizler, sadece birer birey değil, bu toprakların adalet, özgürlük ve medeniyet iddiasının yaşayan temsilcilerisiniz.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda saklı duran diğer büyük kavram ise spordur. Atatürk’ün spor ile gençliği aynı potada eritmesi, tam anlamıyla bir medeniyet inşası hamlesidir. Spor, yalnızca fiziksel bir aktivite ya da bir rekabet alanı değildir. Spor, bir insanın kendi sınırlarını aşma çabası, disiplin, azim ve ahlaktır. “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim” sözü, bedensel gelişimin ruhsal ve ahlaki bir olgunlukla taçlanması gerektiğinin en yalın ifadesidir. Takım ruhu, adil oyun duygusu ve zorluklar karşısında pes etmeme iradesi, bir sporcuda olması gerektiği kadar, bir toplumun ayakta kalması için de elzemdir. 19 Mayıs, gençliğe hem zihnen hem de bedenen güçlü durmayı öğütler. Zorluklar karşısında eğilmeyen, disiplinli, planlı ve kolektif hareket edebilen bir gençlik, bir ülkenin en büyük savunma hattı ve en güçlü kalkınma motorudur.
Nihayetinde 19 Mayıs, bir son değil, sonsuz bir yürüyüşün ritmidir. Milli değerlerimize sarılmak, onları çağın ötesine taşıyacak bir azimle çalışmakla mümkündür. Bizler, o ilk adımın büyüklüğünü idrak ettikçe ve gençliğimize olan inancımızı tazeledikçe, bu ülkenin yarınları her zamankinden daha aydınlık, daha parlak ve daha hür olacaktır. 19 Mayıs, bir milletin kendi kaderini kendi elleriyle yazma gücünün, dün olduğu gibi bugün de dipdiri durduğunun en asil kanıtıdır.