Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
29°C
İstanbul
29°C
Az Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
30°C
Çarşamba Açık
29°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
28°C
Cuma Az Bulutlu
27°C

Sesin Büyüsünden Kelimelerin Kalıcılığına Uzanan Yirmi Yıllık Bir İnsan Hikâyesi: Umut Uçar

Sesin Büyüsünden Kelimelerin Kalıcılığına Uzanan Yirmi Yıllık Bir İnsan Hikâyesi: Umut Uçar

Modern dünyada çoğu insan hayatı yalnızca bir seyirci gibi yaşayıp geçerken; yaşadıklarından, kırılmalarından, kazandıklarından ve kaybettiklerinden kavi bir hikâye damıtan hakiki anlatıcılar vardır.

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; mikrofonun büyüsünü insanın yalnızlığına köprü kılan, Radyo 1919 FM günlerinden bugüne uzanan yirmi yıllık medya ve yayıncılık birikimini kalemin kalıcılığıyla taçlandıran, senaryodan şarkı sözü yazarlığına kadar üretmenin her alanında iz bırakan Değerli Radyocu, Programcı, Senarist ve Söz Yazarı Umut Uçar ile kalbi bir hasbıhal gerçekleştirdik.

“Benden sonra ne kalacak?” sorusunu ömrünün merkezine koyarak yola devam eden konuğumuzun o samimi yolculuğunu Satır Arası farkıyla araladık.

Umut Bey, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi yalnızca bir medya mensubu veya radyocu olarak değil; hayatı anlamlandırma gayretini yirmi yıllık bir üretim ve vazgeçmeme mücadelesiyle yoğuran bir hikâye anlatıcısı olarak ağırlamaktan onur duyduk.

Röportajımıza sizi tanıyarak başlayalım: Umut Uçar kimdir? Mikrofonla başlayan, kalemle demlenen ve senaryolardan şarkı sözlerine uzanan bu yolda bir dinleyici veya okur sizin dünyanıza adım attığında hangi hakikatle karşılaşmalıdır?

20 Mart 1990 Ankara’da doğdum Çankaya İlköğretim Okulu’nda İlk Özel Jale Tezer Koleji’nde orta Özel Aydın Anadolu Kolejinde hazırlık ve lise öğrenimimi tamamladıktan sonra Celal Bayar Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Elektronik Bölümüne girdim, kendi isteğim ile bu bölümden ayrılarak siyaset ve kamu yönetimindeki eğitiminden sonra, Uğur Dündar’ın teşviki ile ve özellikle Müjdat Gezen’in okuluna gittikten sonra onunda desteği ile gazeteciliğe başladım.

Bir süre Anons 35 TV ‘de sabah gazete manşetlerini yorumlayarak görev aldım. 11 Kasım 2016’da Radyo 1919 Fm’i kurdum. Çeşitli kişilerle, ünlü sanatçı ve siyaset adamları ile röportajlar yaptım. Doğan Haber Genel Koordinatörlüğü görevinde bulundum. Şu an Tuvana Medya Grup Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği, İzben Medya Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdürmekteyim.

Ayrıca Gençlik ve Spor Konfederasyonu Genel Sekreteri, Sanayi ve Ticaret Konfederasyonu Genel Başkan Başdanışmanı, Uluslararası Sağlık Turizmi Konfederasyonu Genel Başkan Başdanışmanı, İç Anadolu Gençlik Federasyonu Genel Başkanı görevlerini sürdürmekteyim.

Benim dünyama adım atan bir insanın karşılaşmasını istediğim en büyük hakikat şu: Gerçek, duygudan ve insandan geçer. Mikrofonla başladığım, kalemle derinleştirdiğim bu yolculukta amacım sadece anlatmak değil; insanların kendinden bir parça bulabileceği hikâyeler üretmek. Çünkü ben, yaşadıklarından bir hikâye çıkaran ve geriye bir iz bırakmak isteyen biriyim. Üretmek, anlatmak, dokunmak ve iz bırakmak… Benim yolumun özeti bu.

“Benim dünyamda mikrofon yalnızca bir mikrofon değildi; insanla insan arasında kurulabilecek en güçlü köprüydü” diyorsunuz. Radyo 1919 FM döneminde kurduğunuz o yayın dünyası ve mikrofondan süzülen ses, size toplumun ve insan hikâyelerinin görünmeyen hangi kapılarını araladı?

Radyo 1919 FM dönemi bana şunu gösterdi: Toplumu gerçekten anlamak istiyorsanız, önce insanı dinlemelisiniz. Mikrofonun başına oturduğumda sadece gündemi ya da konukları değil; insanların hayatlarını, mücadelelerini, sevinçlerini, kırgınlıklarını ve umutlarını dinledim.

Her insanın anlatılmayı bekleyen bir hikâyesi olduğunu gördüm. O mikrofon bana toplumun görünmeyen taraflarını, insanların güvenini, dostluğu, vefayı, hayal kırıklıklarını ve hayatın gerçek yüzünü gösteren kapılar açtı. Belki de bugün yazdığım her cümlenin temelinde, o yıllarda dinlediğim insanların hikâyeleri var.

Yirmi yıllık medya geçmişinizde insan ilişkileri, güven, dostluk, vefa ve ne yazık ki vefasızlık gibi pek çok durak var. “Bugün olduğum kişiyi yalnızca kazandıklarım değil, kaybettiklerim de oluşturdu” cümleniz çok derin. Hayatınızdaki o kırılmalar ve haksızlıklar, sizi nasıl daha dirençli ve üretken bir karaktere dönüştürdü?

Hayat bana şunu öğretti: İnsanı sadece kazandıkları değil, kaybettikleri de büyütüyor. Güvendiğim insanların yanımda olduğu dönemler kadar, hayal kırıklıkları ve haksızlıklar da beni şekillendirdi. Kimi insanlar bana güvenmeyi, kimileri ise kime ne kadar güvenmem gerektiğini öğretti.

Yaşadığım hiçbir şeyi tamamen kayıp olarak görmedim; çünkü her kırılma, beni biraz daha güçlü ve kendi yolumda daha kararlı hale getirdi. Belki de bugün hâlâ üretmeye, yazmaya ve yeni şeyler ortaya koymaya devam ediyorsam, bunun altında yaşadığım bütün o tecrübelerin payı var. Çünkü ben, yaşadığım hiçbir acının beni durdurmasına izin vermek yerine, onu yeni bir hikâyeye dönüştürmeyi seçtim.

Bir noktada “Söylemek yetmedi, yazmak istedim” diyerek kaleme sarıldınız. Söz uçar, yazı kalır misali; radyo stüdyosunun anlık ses dalgalarından kâğıdın zamansız sessizliğine geçtiğinizde ruhunuzda nasıl bir dönüşüm başladı? Kalem size mikrofondan farklı olarak neyi fısıldadı?

Mikrofon bana insanlara ulaşmayı, kalem ise içimde birikenleri daha derin anlatmayı öğretti. Radyoda söylediklerim o an insanlara ulaşıyordu; ama yazdıklarımın bir insanın elinde, zihninde ve hafızasında kalmasını istedim. Kalem bana daha çok düşünme, hissetme ve yaşadıklarımı damıtarak anlatma imkânı verdi. Söz yazarlığında duyguyu kelimeye, senaryoda ise hayatı başka insanların gözünden yeniden kurmaya başladım.

Sanırım kalemin bana fısıldadığı en önemli şey şuydu: “Sadece anlatma; yaşadıklarından bir anlam çıkar ve onu kalıcı bir hikâyeye dönüştür.”

Köşe yazılarının yanında şarkı sözü yazarlığı ve senaryo çalışmaları yürütüyorsunuz. Şarkı sözünü “duygunun kelimeye dönüşmesi”, senaryoyu ise “hayatı başkalarının gözünden yeniden kurabilme imkânı” olarak tarif ediyorsunuz. Kendi hayatınızdan izler taşırken tüm insanlığa mal olan bu kurguları inşa ederken pusulanız ne oluyor?

Bu kurguları inşa ederken pusulam her zaman gerçeklik, duygu ve insan oluyor. Yaklaşık yirmi yıllık radyo ve medya geçmişim boyunca insanları dinleyerek, gözlemleyerek ve onların hikâyelerinin peşinden giderek şunu öğrendim: En büyük hikâye insanın kendisidir; onun sevinci, korkusu, yalnızlığı ve yeniden ayağa kalkma mücadelesidir.

Kendi yaşadıklarımdan, kazandıklarımdan ve kaybettiklerimden yola çıksam da asıl amacım bunları daha büyük, evrensel bir insan hikâyesine dönüştürmektir. Bir insan okuduğunda, dinlediğinde ya da izlediğinde “Bu benim hikâyem” diyebiliyorsa ve orada kendinden bir parça bulabiliyorsa işte o zaman doğru yoldayım demektir. Benim pusulam, insanların hayatına dokunmak ve geriye samimi, kalıcı bir iz bırakabilmektir.

“İnsanların okuduğunda ‘Bu benim hikâyem’ diyebileceği, izlediğinde kendi hayatından bir parçayla karşılaşabileceği işler üretmek istiyorum” diyorsunuz. Sanatın ve medyanın gücünün “gerçeklik, duygu ve insan” üçgeninde olduğuna inanan bir üretici olarak, günümüz dijital dünyasındaki yapaylaşmaya karşı bu samimiyeti korumak nasıl bir emek istiyor?

Günümüzün hızlı ve mekanikleşen dijital dünyasında bu samimiyeti korumak, her şeyden önce insandan kopmamayı ve derinlikten vazgeçmemeyi gerektiriyor. Algoritmaların yüzeyselliği öne çıkardığı bir ortamda; kolaya kaçmadan, sadece vitrine değil insanın gerçek acısına, sevincine ve mücadelesine odaklanmak ciddi bir direniş ve emek ister. Yirmi yıllık birikimimle kaleme aldığım her işte geçici popülaritenin değil, insan hayatına dokunacak o gerçek duygunun peşinden giderek bu samimiyeti korumaya çalışıyorum.

Geriye dönüp baktığınızda “Ne yaptım?” sorusundan ziyade asıl meselenin “Benden sonra ne kalacak?” olduğunu vurguluyorsunuz. Yılların emeğini taşıyan ve gün yüzüne çıkmayı bekleyen yeni projeleriniz, senaryolarınız ve eserlerinizle geleceğe nasıl bir imza bırakmayı hedefliyorsunuz?

Geleceğe bırakmak istediğim imza; zamana yenik düşmeyen, samimi ve insana dokunan kalıcı eserlerden oluşuyor. Gün yüzüne çıkmayı bekleyen projelerimle amacım; hızla tüketilen içerikler üretmek değil, insanların yıllar sonra bile okuduğunda, dinlediğinde ya da izlediğinde “Bu benim hikâyem” diyebileceği gerçek duygular bırakabilmektir. Benim için asıl başarı geçici bir popülarite değil; bu dünyadan geçerken insana dair anlamlı bir hikâye anlatabilmek ve ardımda benden bir parça, kalıcı bir iz bırakabilmektir.

Son olarak; “Bazı insanlar hayatını yaşar, bazı insanlar ise yaşadıklarından bir hikâye çıkarır. Ben ikinci yolu seçtim ve bu hikâyenin son cümlesini henüz yazmadım” diyen inançlı bir kalem olarak; Satır Arası masamızdan, kendi hayatının enkazından yeni bir hikâye çıkarmak ve hayallerinden vazgeçmemek isteyen tüm okurlarımıza bırakacağınız o nihai “Sonrası Bahar” mesajınız ne olur?

Hayat, sadece başımıza gelenlerden değil, o gelenlerle ne yaptığımızdan ibarettir. En büyük enkazların altında bile aslında yeni bir hikâyenin ilk cümlesi yatar. Yaşadığınız hiçbir kayıp, uğradığınız hiçbir haksızlık ya da yaşadığınız hiçbir hayal kırıklığı boşa gitmiş değildir; hepsi sizi daha güçlü bir insana dönüştürmek içindir. Benim “Satır Arası”ndan okurlarımıza bırakacağım nihai mesajım şudur:

Kendi hayatınızın yazarı sizsiniz. Gece ne kadar karanlık, enkaz ne kadar ağır olursa olsun, vazgeçmediğiniz sürece hikâyeniz bitmiş sayılmaz. Yaşadıklarınıza bir yenilgi olarak değil, gelecekte anlatacağınız güçlü bir hikâyenin parçası olarak bakın. Yeter ki kalbinizdeki o samimiyeti, üretme tutkusunu ve umudu kaybetmeyin. Unutmayın; en sert kışların arkasından bile toprağın yeşermesi kaçınılmazdır. Yeter ki siz kendi cümlenizi noktalamayın, çünkü vazgeçmeyenler için “Sonrası hep Bahar”dır.

Bana bu fırsatı verdiğiniz için başta şahsınıza ve tüm okuyucularınıza şükranlarımı sunuyorum.

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; sesin sıcaklığından kalemin derinliğine uzanan, yirmi yıllık birikimini “insana dokunmak ve iz bırakmak” gayesiyle yoğuran Değerli Radyocu, Programcı, Senarist ve Söz Yazarı Umut Uçar’ın o ilham verici yolculuğuna konuk olduk. Gördük ki; hayallerinden vazgeçmeyen, yaşadığı her kışı bir anlatıya dönüştüren yürekler için son cümle hiçbir zaman bitmez. Mücadele hakiki, niyet sâfi ve üretim daim olduğunda… Sonrası Bahar.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.