Kim bilir ne kadar şanslı yürüdüğün toprak, Gördüğün insanlar, baktığın kuşlar, Ne kadar şanslı bulunduğun şehir, ev. İçtiğin su, yediğin yemek ne kadar şanslı.
Yanında yürümek, kokunu almak, Seninle muhabbet ne kadar hoş, Sana bakmak ne kadar hoş, Hele ki sana âşık olmak ne kadar zor.
Dokunduğuna dokunmak ne kadar hoş, Yürüdüğün yolda seninle yürümek ne kadar hoş, Gözlerimin seni görmesi ne kadar hoş, Seni özlemek ne kadar zor.
Soğuk rüzgarlar misali aşığım güneşe, Yürürüm seninle ebediyete, kıyamete, Sesini duymak ne hoş, Ne şanslı seninle konuşmak.
Ne şanslı sana tenezzül eden hava, Kim bilir ne güzel seni yaratan, Ne hoş seni sarıp, sarmalayan, Ne şanslı senin olduğun ev olmak.
Ne şanslı bu ağır beden, Aşık oldu bir hayale, Kopamıyor düşlemekten, Korkuyor sevilmemekten. Umut Çetinbaş
#OKUDUMBİTTİ . #JEANCHRİSTOPHEGRANGE . #KIZILNEHİRLER . Fransa’nın Guerneon kasabasında birbirini takip eden cinayetleri araştıran Dedektif Pierre Niemans ve Karim Abdouf, cinayetlerin nedeninin kasabada bulunan üniversitenin “üstün genli insan profili” yaratma amaçlı deneyinin olduğunu ortaya çıkarırlar. “Biz efendileriz, biz köleleriz. Biz her yerdeyiz, hem de hiç bir yerde. Biz karar verenleriz....
^^^ Acıttı içimi hasretin gülüm, Gurbette gözyaşım sel oldu şimdi. Bil ki ayrılığın bir adı ölüm, Gidişlerin adı gel oldu şimdi. * Ağrıyan başıma omuz bile yok. Saplandı yüreğe bir sivrice ok. Kime sordum ise dediler ki yok, Ümidimin adı bel oldu şimdi. * Sana gül demişim gülesin diye. Kokusu...
Çocukken, dünyayı yeni yeni kavramaya başladığım yaşlarda, yolda, sokakta, orada burada gidip gelen, koşturan insanlara bakar düşünürdüm: Nereye gidiyor bunlar?.. Bu telaş nedir?.. Kimi kaygılı, kimi kararlı, mutlu, gamlı gamsız, kimi sorunlara boğulmuş; kısacası yaşama çabasıyla sürüklenen onlarca insan, onlarca farklı özellikte kişilik akıp gidiyordu… Ne güzellik değil mi? ...
Bir sızı, Aniden bir sızı, Tam göğsümün orta yerinde Değil, biraz solunda Yani göğsümün sol yanında Sol mememin altında Yokluyor beni ara ara. Hafifçe yoklayıp geçerken Bazen, Çok derinlerde, Bir şey hatırlatırcasına Cendere gibi sıkıyor meret sol yanımı. Sol mememin üzerini ovalıyor Acımı kimse görmesin , Kimse bilmesin diye Hafifçe...
“Ah! Ah! Sen yok musun sen, ah!” … “Ah! Ah! Nerede o eski günler, ah!” … “Ah! Keşke o hatayı yapmasaydım.” … “Ah” var, “ah” var; değil mi? Bazen şikayet, öfke, bazen pişmanlık, acı, bazen de hüzün ve özlem… Derin bir duygusallık içeren bir nida kelimesi “ah”… “Keşke” ve “iyi...