Odasındaki Karanlığı “Efkâr Servisi” Frekansıyla Aydınlatan Bir Gönül İşçisi: Bünyamin Akan
İnsanın kendi fiziki sınırlarını sînesindeki o sarsılmaz inançla yerle bir ederek, küçük bir odanın içinden milyonların kalbine edebi birer köprü kurabileceğini tüm dünyaya kanıtlayan kavi ruhlar vardır.
Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; doğuştan görme engelli olduğu halde hayata küsmeyip hayallerinin peşinden giden; yatılı okul yıllarında sığındığı radyo dalgalarını ve şiir mısralarını birer uyanış fenerine dönüştüren Değerli Radyo Programcısı ve Şair Bünyamin Akan ile kalbi bir hasbıhal gerçekleştirdik.
6,5 yılı aşkındır sürdürdüğü mikrofon serüvenini, internet radyolarının o yorucu demlerinden sonra 2026 yılında kurduğu kendi bağımsız sesi “Akan FM” ve “Bünyamin ile Efkâr Servisi” ile taçlandıran müellifimizin, topluma adalet ve farkındalık haykıran o asil öyküsünü Satır Arası farkıyla aralıyoruz.
Bünyamin Bey, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece hayallerinin peşinden koşan azimli bir genç olarak değil; doğuştan gelen engelini hiçbir zaman saklamadan “Biz bu toplumda yaşadığımız sürece var olacağız” diyerek kelamın ve mikrofonun namusunu kuşanmış kavi bir radyocu olarak burada ağırlamak büyük bir şereftir.
Röportajımıza sizi, o yatılı okul sıralarından kendi radyonuz Akan FM’in kuruluşuna uzanan o dürüst ömür mizanpajınızı tanıyarak başlayıp soralım: Bünyamin Akan kimdir? Bir dinleyici veya bir okur radyonuzun frekansına denk geldiğinde sînesinde nasıl bir uyanış yaşamalıdır?
1987 yılında Çorum’un Sungurlu ilçesinde dünyaya geldim. Doğuştan görme engelli olduğum için ilk öğretimimi kendim gibi özel durumu olan engelliler okulunda okudum. Veysel Vardal Görme Engelliler okulundan mezun olduktan sonra, liseyi devlet parasız yatılı hakkı kazanarak İstanbul Büyükçekmece Lisesinde okudum. Dinleyicilerimin samimi bir yayınla karşılaşacağını ve pop müzik haricinde tüm tarzlarda eserler bulacağını temin ederim. Önceliğim hep samimiyet oldu.
Yatılı okul yıllarında küçük bir radyonun başında otururken, “Bu insanlar küçük bir odanın içinden milyonlara sesleniyor, bunu ben niye yapmayayım” diyerek o bencil duvarları hayal gücünüzle yıkmışsınız. Gözlerin göremediği o dünyada, seslerin ve kelimelerin dünyasını bu denli kavi ve sarsılmaz bir sığınak olarak keşfetmeniz ruhunuza nasıl bir vizyon kattı?
O dönemki radyocu büyüklerimin samimi yayınları beni derinden etkilemişti. Onlar dinleyicilerini görmüyor; ama, asırlık dostlarmış gibi sohbetler ediyorlardı. Beni radyo programcılığına cezbeden buydu. Yatılı okul ranzalarındaki yalnızlığımı radyoyla dindiriyorken, radyo bana yeni bir hayal kapısı olmuştu.
Radyoculuk yolculuğunuzda ilk programınızın ismini, o modern çağın tekdüze akışına inat son derece hasbi ve bilgece bir tercihle “Bünyamin ile Efkâr Servisi” koymuşsunuz. 2020 yılında yayın hayatına başlayan bu efkâr servisinin, modern dünyanın o bencil, yapay ve gürültülü neşe dayatmalarına karşı duran o dervişane ve hüzünlü felsefesini sizden dinleyebilir miyiz?
Genellikle arabesk bir yayın yapmak istediğim için, arabesk müzikle büyüyen birisi olduğum için program ismimin arabeske uygun olmasını istemiştim. Hep düşünüyordum; bir gün radyo programı yapsam, acaba hangi ismi kullanırım diye. Bu mantıkla yola çıkarak, program yapmadan yayın ismi aramaya başlamıştım. Düz bir mantık kullanarak program ismimi buldum. Çalıştığım şirketin servisinde mesai bitmiş eve dönerken, serviste müzik dinliyordum. Sonra; kendi kendime dedim ki, her şeyin servisi var, efkârın niye servisi olmasın. Böyle düşünerek, program ismimi bulmuş oldum. Sonra, pandemi sürecinde yayın hayatıma başladım.
Uzun yıllar boyunca farklı internet radyolarında büyük emekler harcamanıza rağmen maddi ve manevi karşılığını tam anlamıyla alamadığınızı, düzgün diksiyonunuzla profesyonelce yayınlar yapmaya çalışırken çok yorulduğunuzu fısıldıyorsunuz. Bu bencil pazar koşullarında emeği sömürülen, ancak kelamın sıhhatinden zerre taviz vermeyen bağımsız bir radyocu olarak o yalnızlık demlerini nasıl göğüslediniz?
Çizgimi hiç bozmadan yayınlarıma devam ettim. Kimi zaman ara verdim. Kimi zaman ise, yeniden başladım. Fakat, radyoyu benimsediğim için hiçbir zaman mikrofondan kopmadım. İstesem de kopamazdım benim bir parçam gibi. Samimi olmam ve yayınlarıma her şeye rağmen, devam etmem bana bu başarıyı getirdi.
Ve nihayet takvimler 25 Mart 2026 tarihini gösterdiğinde, “Artık vakti gelmişti” diyerek muazzam bir usta hamlesi yaptınız ve kendi bağımsız radyonuz olan Akan FM’i açtınız. İnsanın kendi sesinin ve kendi tezgâhının efendisi olması, “Beni ben yapan kendi radyom oldu” dediğiniz o asil zafer duygusu sînenizde neleri değiştirdi?
Yeni bir yola çıkmıştım. Bu beni daha da duygulandırmış, onurlandırmıştı. Çevremdeki insanların desteği ve yalnız bırakmamaları ayrı bir heyecan vermişti bana. Kendi radyomu kurmakla, doğru bir karar verdiğimi düşünüyor, destek görmekten mutluluk duyuyorum.
Yatılı okul yıllarından beri amatör olarak şiirler yazıyor ve şimdi tüm bu mısraları bir kitapta toplamak için titizlikle çalışıyorsunuz. Çıkar çıkmaz belki imza günleri düzenleyemesem de o duyguyu yaşayacağım dediğiniz bu ilk şiir kitabınız, radyo dalgalarından sonra okurların sînesine dokunacak nasıl bir ruhsal otobiyografi olacaktır?
Şiir kitabım beni ben yapacaktır. İçimdeki duygu selini ortaya çıkaracaktır. Kitabımın ismini de efkâr servisi koyacağım. Kitabım iç dünyamın yansıması olacaktır.
Topluma hitaben yazdığınız o on üç punto keskinliğindeki “Bizlerin farkına varın, engelleri kaldırın diye yazdım bu satırları. Hiçbir şey için geç kalınmış değildir” nidanız adeta bir barikat. Modern ve bencil kentin sokaklarında, zihinlerindeki engelleri yıkamamış o çiğ kalabalıklara kelimelerin şefkatiyle nasıl bir insanlık dersi vermek istediniz?
Engellerin ortadan kaldırılması için yazdım satırları. İnsanlar halen engellileri görmüyor, duymuyor. Belirli gün ve haftalarda kutlamalarla hayata devam ediliyor. İnsanlar biz engellileri anlasınlar, tanısınlar. Engelimiz değişir; ancak, engelli olduğumuz gerçeği ömrümüz boyunca değişmez. Tüm insanlık acıma duygusuyla değil, yardım ederek işlerimizi kolaylaştırarak somut engelleri kaldırarak bizi görsünler istedim bu soruda.
Son olarak; çocukluğunda Kral FM dinleyerek büyüyen ve en büyük hayali o karasal frekansların usta bir yayıncısı olmak olan, 6,5 yıllık kavi bir mikrofon işçisi olarak; Satır Arası masamızdan, kendi hayallerinin peşinden gitmeye niyet etmiş engelli kardeşlerimize ve yazar adaylarımıza bırakacağınız o nihai “Sonrası Bahar” mesajınız ne olur?
Çocukluğumdan beri Kral Fm dinledim ve hep onlar gibi olmaya çalıştım. Bu demektir ki, rol modellerimiz olsun ve örnek alarak rol modellerimizi, hayatımıza yön verelim. Hayallerimizden vazgeçmeyelim. Hayal kuralım ve peşinden gidelim. Yazalım, düşünelim, çaba harcayalım. İnsanları ve insanlığı da asla unutmayalım. Köşemize çekilmeyelim, beklemeyelim. Beklemek insanın yerinde saymaktan başka bir işe yaramaz. Her zaman mücadele edelim. Engelli olmak; ya da olmamak hiç önemli değil. Önemli olan topluma örnek olmaktır. Örnek olmak için uğraşmaktır.
Sorularınızı samimiyetim ve içtenliğimle cevaplamaya çalıştım. Satır Arası’nda bana yer verdiğiniz için çok teşekkür ederim.
Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; doğuştan gelen görme engeline inat, sesini ve sâfi yüreğini birer frekansa dönüştürerek internet radyoculuğunun o çetin imtihanlarından kendi bağımsız radyosu “Akan FM” mimarisine uzanan; “Efkâr Servisi” ve müstakbel şiir kitabıyla bencil çağın ortasında “ben de varım” diye haykıran Değerli Radyo Programcısı ve Şair Bünyamin Akan’ın o kavi ömür hikayesini terazimizde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki; ticarette, davada, yuvada, sanatta, radyo kürsüsünde, mikrofon başında ve her çetin insani imtihanda niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca… Sonrası Bahar.