Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
15°C
İstanbul
15°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Hafif Yağmurlu
14°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
14°C
Pazar Hafif Yağmurlu
16°C
Pazartesi Az Bulutlu
17°C

İnadına Kıvırcık Soruyor  Mehtap İNAN  Cevaplıyor

İnadına Kıvırcık Soruyor  Mehtap İNAN  Cevaplıyor
A+
A-

Röportaj: İnci YILMAZ ŞİMŞEK

…

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Merhabalar kıymetli ziyaretçilerimiz. İnadına Kıvırcık Soruyor adlı röportaj serimizinadlı röportaj serimizin yeni konuğuyla karşınızdayız. Konuğumuz “

Evvel Zamana Sen Masala”  kitabının yazarı MEHTAP İNAN. Sorularımıza geçmeden önce davetimizi kabul ettiği için kendisine teşekkür ediyoruz. Sohbetimizin sonunda hem değerli konuğumuzu daha yakından tanımış hem de edebiyat yolculuğuna birlikte tanıklık etmiş olacağız. Merhabalar ….. Öncelikle davetimizi kırmayıp Edebiyat ve Sanat Meltemi internet sitemizde yayımlanacak röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Lütfen, okuyucularımız için kendinizi tanıtabilir misiniz?

MEHTAP İNAN: Kendimi tek bir kelimeyle tanımlamakta biraz zorlanıyorum; çünkü hayatım boyunca birbirinden farklı görünen ama benim dünyamda birbiriyle konuşan alanlarda oldum. Öncelikle hikâye ve masal anlatıcısıyım, yazarım ve radyo programcısıyım. Uzun yıllardır kültür-sanat alanında çalışıyorum. Yazılı kültür kadar sözlü kültürle, insanın anlatma ve dinleme ihtiyacıyla da ilgileniyorum. Radyoculuk benim için ayrıca çok kıymetli; çünkü orada yalnızca sesinizle bir insana ulaşıyorsunuz. Hikâye anlatıcılığında da buna çok benzeyen bir taraf var. Bir de hayatımın başka köşeleri var: spor hakemliği yaptım, televizyonculuk deneyimim oldu, farklı alanlarda eğitimler aldım. Sanırım bütün bunların ortak noktası insan. İnsanı gözlemlemeyi, dinlemeyi, onun hikâyesini merak etmeyi seviyorum. Son yıllarda bütün bunlara kültürel etkinlik tasarımcılığı da eklendi. Yalnızca bir hikâyeyi anlatmak değil; o hikâyenin hangi mekânda, hangi tema ve sorularla, nasıl bir akış içinde insanlarla buluşacağını tasarlamak da çalışma alanımın önemli bir parçası hâline geldi. Sözlü kültürün bugünün insanıyla yeniden buluşabileceği özgün etkinlikler ve katılımcı anlatı alanları oluşturuyorum. Bugün yazıyor, anlatıyor, radyo programı hazırlıyor ve kültürel etkinlikler tasarlıyorum. Aslında bütün bu farklı yolların sonunda aynı yere çıktığını düşünüyorum: insana ve hikâyesine.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Aldığınız ilk kitabı hatırlıyor musunuz? Ya da sizi derinden etkileyen ilk okuduğunuz kitap hangisiydi? O eser sizde nasıl bir etki bıraktı? Ne düşündünüz, ne hissettiniz?

MEHTAP İNAN: İlk aldığım kitap Ömer Seyfettin’in bir kitabıydı. Onu çok iyi hatırlamıyorum. Kaşağı aklımda kalmış. Beni derinden etkileyen bir romanı çok iyi hatırlıyorum: Annemarie Selinko’nun Désiréesi. Désirée ile kendimi çok eşleştirmiştim. Fiziksel olarak da kısa boylu bir ergendim ve kahramanı bu yönüyle de kendime yakın bulup iyice benimsemiştim. Bir roman kahramanının yalnızca başına gelenlerle değil, küçücük ayrıntılarıyla da okurun hayatına girebildiğini sanırım ilk kez orada fark ettim. Üstelik tarihî bir romandı. Désirée Clary’nin Napolyon Bonapart’la kesişen hayatını okurken farkında olmadan Napolyon dönemi hakkında da pek çok şey öğrenmiştim. Désirée’nin yolu daha sonra Jean-Baptiste Bernadotte ile evliliğe ve İsveç-Norveç kraliçeliğine kadar uzanıyordu. Romanın gerçek tarihî kişileri bir kadının kişisel hikâyesi üzerinden anlatması beni çok etkilemişti. Kitabı bitirdikten sonra Annemarie Selinko’nun başka kitabı var mı diye araştırdığımı ve o dönemde bulamadığımı da çok iyi hatırlıyorum. Demek ki iyi bir kitap bende daha o yaşlarda aynı şeyi yapıyormuş: Hikâye bittiğinde peşini bırakmamak.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Geçmişe dönüp baktığınızda o ilk kitabını eline alan çocuk hâlinize ne söylemek istersiniz? Siz o çocuğun hayallerini gerçekleştirebildiniz mi?

MEHTAP İNAN: O çocuğun kalabalık bir “hayal yıkım ekibi” vardı; kendisi ise tek başına bir dünya… Bugün karşısına geçebilsem ona herhâlde, “Dayan, sandığından çok daha fazlası olacak.” derdim. Hayal yıkım ekibinden kurtarabildiği hayallerinin neredeyse hepsi gerçekleşti. Üstelik o çocuk önce hayal kurmayı değil, hayallerini korumayı öğrendi. Sonra hayal etmeyi, plan yapmayı, istediği şeyin peşinden gitmeyi de öğrendi. Bugün geriye baktığımda onun adına en çok buna seviniyorum. Çünkü bazı hayaller gerçekleşmeden önce insanın, hayal kurmaya hakkı olduğuna inanması gerekiyor. 

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Yazmaya nasıl ve ne zaman başladınız?

MEHTAP İNAN: “İlkokulda elime kalemi aldım ve yazar olmaya karar verdim.” gibi romantik bir hikâyem yok. Benim hikâyemde çok iyi bir Türkçe öğretmeni var: Pervin Ümit Kale. Ortaokulda öğretmenimdi, daha sonra lisede de öğrencisi oldum. Yazdıklarımı okur, sever ve beni cesaretlendirirdi. Bir çocuğun ya da gencin yazdığını ciddiye alan bir öğretmenin ne kadar büyük bir şey yaptığını insan yıllar sonra daha iyi anlıyor. O yıllarda Ankara çapında düzenlenen bir şiir yarışmasında dereceye girmiştim. Yazıyla ilişkim böyle güçlendi. Sanırım yazmaya başlamamda yetenekten önce, yazdığım şeyin birisi tarafından görülmesi ve değerli bulunmasının payı büyüktür.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Bugüne kadar yayımlanan kitaplarınızın isimlerini paylaşır mısınız? Kitaplarınızla henüz tanışmamış okurlarımız için içeriklerinden de kısaca söz eder misiniz? Sayfalarını açan okuyucuları neler bekliyor?

MEHTAP İNAN: Yayımlanmış kendi kitabım Evvel Zamana Sen Masala. Anadolu masal geleneğinin motiflerinden beslenerek kaleme aldığım masallardan oluşuyor. 2018 yılında Akçağ Yayınları tarafından yayımlandı. Geleneksel masalın dilini ve motiflerini bugünün dünyasından tamamen koparmadan yeniden kurmaya çalıştığım bir kitap. Sayfalarını açan okuru bildiği masal dünyasından tanıdık sesler karşılıyor ama hikâyeler benim kalemimden çıkıyor. Bir de ortak çalışmayla yayımladığımız Telgrafın Tellerine Artık Kuşlar Konmuyor adlı anı kitabımız var. İkinci kitabım ise şu anda editörde. Adı Bir Varmış, Bir de Masalcı. Aslında tamamlanmış başka dosyalarım da var ama bitmiş olmakla yayımlanmış olmak aynı şey değil. Ben henüz yayımlanmamış işler üzerinden övünmeyi pek sevmiyorum. Onların sözünü, kitap oldukları gün söylemek daha doğru geliyor.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Yazarken sizi besleyen ilham ve motivasyon kaynaklarınız nelerdir? Yazı masanıza oturduğunuzda sizi harekete geçiren duygu nedir?

MEHTAP İNAN: Bazı yazarların bir görüntüden, bir insandan, bir cümleden ilham aldığını ve ardından kurguyu kurmaya başladığını biliyorum. Bende sistem farklı çalışıyor. Ben kalemi elime alınca ya da klavyenin başına geçince başlıyorum. Önceden her şeyi hesaplayıp sonra yazmıyorum. Yazmaya başladığımda bir şey geliyor; onun ardından başka bir şey… Karakter, cümle, olay birbirini çağırıyor. Yani benim ilhamım çoğu zaman yazmaya başlamadan önce gelmiyor. Yazmaya başladığımda geliyor.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Bir kitabınızı tek bir cümleyle anlatmanız gerekse, okuru o kitabı almaya ikna edecek cümleniz ne olurdu?

MEHTAP İNAN: İkna edeceğim okurlarla uğraşmayalı çok uzun zaman oluyor. 🙂 Ben okuyucusunu bekleyen kitaplar olduğuna inanıyorum. Herkes her şeyi sevmek zorunda değil. Kitap satışı ayrı bir pazarlama işi; edebiyatla pazarlamayı birbirinden ayırıyorum. Bir yazarı gerçekten seviyor ve takip ediyorsanız zaten yeni kitabına ulaşmanın yollarını da buluyorsunuz. O yüzden kimseye “Bu kitabı mutlaka oku.” demem. Diyorsam da zaten gerçekten mutlaka okusun. 🙂

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Yazdığınız bütün eserler bir masanın üzerine bırakılsa, hangisi sizi en doğru anlatır? Neden? Aslında tamamlanmış beş kitap dosyam var.

MEHTAP İNAN: Dördü henüz yayımlanmadı;. Tekrar etmiş olacağım bitmemiş işlerle övünmeyi çok doğru bulmuyorum. Bununla birlikte sorunun cevabını vereceksem, Bir Varmış, Bir de Masalcı derim. İçinde derlemelerimin de bulunduğu, anlatıcılıkla kurduğum ilişkiye çok yakın duran bir kitap. Yazarlığımın yanında masalcı tarafımı da taşıyor. Belki bu yüzden kendimi ona diğerlerinden biraz daha yakın hissediyorum.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Hiç “Bu metni yazmasaydım içimde kalacaktı.” dediğiniz bir yazınız oldu mu? Ya da mutlaka anlatmam gerekiyordu dediğiniz bir karakter oldu mu?

MEHTAP İNAN: Oldu. Hatta hayatta birilerine çok sinirlendiğinizde siz ne yaparsınız bilmiyorum ama ben yazarım. Özellikle bazı amirlerime yazdığım oldukça “atarlı” metinlerim vardır. İşin komik tarafı, kendisini görmek isteyen görür diye düşünürsünüz ama üzerine hiç alınmayıp yazıyı okuduktan sonra “Ne güzel yazmışsın.” diye beni tebrik eden bile oldu. 🙂 Karakter meselesinde ise yalnızca “iyi insan” yazmak gibi bir derdim yok. Ben iyi kurulmuş karakterleri seviyorum. Kötüyse de kötülüğünün bir doğası, bir sebebi, kendi içinde bir tutarlılığı olsun istiyorum. Yılan mesela fıtratı gereği sokar. Sizi sokmadan önce “Bu insan iyi mi, kötü mü?” diye düşünmez. Onun yaptığı ne size verilmiş bir ödüldür ne de bir cezadır; yılanla kurduğunuz ilişkinin doğasında o ihtimal zaten vardır. İnsan karakterlerinde de beni ilgilendiren biraz bu: Birini yalnızca iyi ya da kötü diye etiketlemekten çok, neden öyle olduğunu anlayabilmek.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Bazı karakterler yazarı seçer derler. Sizi seçtiğine inandığınız bir karakteriniz var mı?

MEHTAP İNAN: Bunun yanı sıra yazarken karakterlerinizi siz mi yönetiyorsunuz, yoksa bir noktadan sonra onlar mı sizi yönlendiriyor? Altunga var. Kendi kahramanlarımdan biri ve Boğaç Han’la uzaktan akrabalığı varmış gibi hissederim; birebir aynı değil elbette ama onun dünyasından, o kahramanlık damarından bir şeyler taşır. Altunga’yı yazarken yalnızca benim oluşturduğum bir karakter gibi hissetmedim. Bir noktadan sonra kendi mizacı, kararları ve yolu oluşmaya başladı. Sanırım karakterlerle ilişkim de böyle. Başlangıçta onları ben çağırıyorum, dünyalarını ben kuruyorum. Ama iyi bir karakter gerçekten yaşamaya başladığında yazarın her söylediğini dinlemiyor. Bazen ben onu bir yere götürmeye çalışıyorum, o başka tarafa gidiyor. Ben de çok ısrar etmiyorum. Sonuçta hikâyenin içinde yaşayan o. 🙂

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Yazmak çoğu zaman sancılı ama bir o kadar da büyülü bir süreç. Siz eserlerinizi kaleme alırken zorlandığınız dönemler yaşadınız mı? Bu zorluklarla nasıl baş ettiniz?

MEHTAP İNAN: Aslında yazarken çok zorlanmıyorum. Birden başlayıp ara vermeden yazabiliyorsam çok güzel şeyler bir avazda ortaya çıkıveriyor. Benim için zor olan çoğu zaman yazmak değil, sonrası. Bir metne ara verdiysem yeniden dönüp bitirmek, editörlük süreci, yayınevi bulmak, dosyanın beklemesi… Bunlar zor. Hem de çok zor. Bitirdiğiniz bir kitabın beş yıl beklediğini düşünün. Bir süre sonra kendi yazdığınızı bile unutuyorsunuz. Yazdığınız dönemde yayımlansa “Çok güzel oldu.” diyeceğiniz eseri yıllar sonra elinize aldığınızda beğenmeyebiliyorsunuz bile. Belki de yazarlığın sancılı kısmı benim için kelimeleri bulmak değil; yazdığınız metinle zaman arasındaki ilişkiyi sürdürebilmek.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Yazmak sizin için daha çok iyileşmek mi, hesaplaşmak mı, yoksa yeniden doğmak mı? Bir de hiç yayımlamaya cesaret edemediğiniz bir metniniz oldu mu?

MEHTAP İNAN: Belki şaşırtıcı gelecek ama ben yazarak yaratıma çok inanıyorum. Kelimelerin yalnızca olanı anlatmadığını, zihnimizde ve hayatımızda yeni bağlar da kurduğunu düşünüyorum. Bu yüzden örneğin ölüm henüz gelmemişken sevdiğim insanları metinlerimde ölümle hiç buluşturmam. Buna elim gitmez. Sinirlenince de yazarım, mutlu olunca da, kızınca da, uyanınca da… Hatalarımda da yazarım. Dolayısıyla benim için yazmak yalnızca iyileşmek, hesaplaşmak ya da yeniden doğmak değil; hayatla kurduğum ilişkinin yollarından biri. Yayımlamaya değil, yazmaya cesaret edemediğim bir şey ise gerçekten var. Edepsiz bir kadınla ilgili bir masal derledim. Hâlâ yazamadım. Anlatan teyzelerin kelimleri ile anlatılırsa çok gülünecek ama yazıya dökülürse de erotik olabilecek bir derleme. Cesaret edemedim.:)

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Yazma sürecinizde nasıl okumalar yapıyorsunuz? Yazarken özellikle beslendiğiniz türler veya vazgeçemediğiniz yazarlar var mı?

MEHTAP İNAN: Masallar, mitoloji, halk anlatıları ve tarihî metinler doğal olarak çok beslendiğim alanlar. Fakat okurluğumu yalnızca bunlarla sınırlamıyorum. Sevdiğim yazarlar da dönem dönem değişiyor. İhsan Oktay Anar’ı, Nazan Bekiroğlu’nu, Hakan Günday’ı, Ali Lidar’ı, Didem Madak’ı, Murathan Mungan’ı severim. Ama “vazgeçemediğim tek yazar” diyebileceğim biri yok. Sanırım olmasını da istemem. Her birinin zihnimde açtığı başka bir yer var; hepsinin yeri ayrı.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Kendinize örnek aldığınız ya da edebî anlamda size ilham veren yazar veya şair kimdir? Onu sizin için özel kılan nedir?

MEHTAP İNAN: Bir kişiyi seçemem. Çünkü bir yazarda sevdiğim şeyi başka bir yazarda aramıyorum. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın halkın dilini edebiyata taşımasını, Murathan Mungan’ın edebî ve şiirsel dilini, masalda Eflatun Cem Güney’in üslubunu, Orhan Veli’nin sadeliğini, Nâzım Hikmet’in güçlü vurgularını seviyorum. Gabriel García Márquez, Albert Camus… Liste uzar gider. Sanırım bir yazarı bütünüyle kendime örnek almaktan çok, her birinde beni etkileyen başka bir özelliğin takip ediyorum. Zaten edebiyatın güzelliği de biraz burada; aynı şeyi söylemenin bile birbirinden bambaşka yolları var.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Günümüz edebiyatında kalemini beğenerek takip ettiğiniz yazar ve şairler kimlerdir?

MEHTAP İNAN: Yeni yazarları aslında oldukça beğeniyor ve takip etmeye çalışıyorum. Bilinen isimlerden Hakan Günday, Ahmet Ümit ve Azra Kohen okuduğum yazarlar arasında. Bir de bu soruyu soran kişiye söylemeden geçmeyeyim: Sizin öykülerinizi de beğeniyorum. Yeni bir kalemle karşılaşmayı seviyorum. Çünkü edebiyat yalnızca yıllardır bildiğimiz isimlerle değil, henüz yolun başındaki insanların getirdiği yeni seslerle de yaşamaya devam ediyor.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Edebiyat tarihi boyunca yaşamış isimleri düşündüğünüzde “Keşke tanışabilseydim.” ya da “Bir gün tanışmayı çok isterim.” dediğiniz yazar veya şairler kimlerdir? Onları diğerlerinden ayıran özellikler nelerdir? 

MEHTAP İNAN: Arthur Rimbaud’yla tanışmak isterdim; henüz çok gençken böylesine güçlü şiirler yazıp sonra şiiri neredeyse tamamen bırakmasının ve bambaşka bir hayata yönelmesinin sebebini kendisinden dinlemek için… Hemingway’le oturup zihnini bu kadar huzursuz eden şeyleri konuşmak isterdim. Didem Madak’a “Hayat güzel.” diyebilmek isterdim. Istakozunu tasmalı bir hayvan gibi gezdirdiği anlatılan Gérard de Nerval’le yağmurda yürümek isterdim. Sabahattin Ali’ye bir kitabımı imzalatmak, Sait Faik’le bir balıkçı teknesinde oturup hasbihâl etmek isterdim. Düşününce ben onlarla yalnızca edebiyat konuşmak istemezdim galiba. Arkadaş olmak isterdim.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Kütüphaneniz yansa ve yalnızca bir kitabınızı kurtarma şansınız olsa, hangisini alırdınız? Neden?

MEHTAP İNAN: Hiç düşünmeden dedemin dolabından aldığım bir masal kitabını kurtarırdım: Eflatun Cem Güney’in Gökten Üç Elma Düştü kitabını. Çocukluğumdan gelen o kitabı annem yıllar önce birisine vermişti. Ben de yıllar sonra bir sahafta karşıma çıktığında, oldukça yüksek bir bedel ödeyerek yeniden aldım. Aslında satın aldığım şey yalnızca bir kitap değildi. Dedemin dolabından çıkan, çocukluğumdan kaybolan bir parçayı geri almıştım. Yangından da önce onu çıkarırdım. Çünkü diğer kitapların yenisini bulabilirsiniz. Bazı kitaplarınsa yalnızca bir nüshası vardır; sizin hayatınızdaki nüshası.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Hiç “Bu kitabı aslında ben yazmalıydım.” dediğiniz bir eser oldu mu? Bize bahseder misiniz?

MEHTAP İNAN: Hayır, hiç demedim. Herkesin kendi özgün hâlini bulmasını seviyorum. Taklitleri de itici buluyorum; aşırı benzerlikler beni düşündürüyor. Başkasının yazdığı bir kitaba bakıp “Bunu ben yazmalıydım.” diye uğraşmazdım. Kendi kitabıma ve kendi özgünlüğümün ortaya çıkmasına ayırırdım o zamanı. O kitabı o yazmış. İyi ki de yazmış. Benim yazacağım kitap başka.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Yazmak sizin için ne ifade ediyor? Hayatınızın hangi noktasında duruyor?

MEHTAP İNAN: Yazmasaydım yaşadığım pek çok şeyi hayatıma aynı biçimde katamazdım. Çünkü yazdıkça yalnızca cümleler değil, bağlam da gelişiyor. Bir olayın başka bir olayla, bir hatıranın başka bir zamanla, bir insanın başka bir insanla ilişkisini görmeye başlıyorsunuz. Yazmak benim için biraz da hayatın dağınık parçaları arasında bağ kurmak demek. Sırf bu yüzden bile ailelere çocuklarıyla birlikte okumalarını ve yazmalarını tavsiye ederim. Bir çocuğa yalnızca güzel yazmayı değil, yaşadığını anlamlandırmayı da öğretiyor.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Kitaplarınızın yayımlanma sürecinden biraz bahseder misiniz? Bu süreçte karşılaştığınız zorluklar nelerdi? Size destek olan kişiler kimlerdi? Bugün bulunduğunuz noktaya gelmenizde emeği geçenlere buradan neler söylemek istersiniz?

MEHTAP İNAN: Evvel Zamana Sen Masala bittiğinde hemen yayımlanmadı. Yaklaşık üç yıl bekledi. Sonra ilginç biçimde her şey kendiliğinden gelişti ve kitabım 2018’de yayımlandı. Yazmakla kitabın okurun eline ulaşması arasında yazarın tek başına yönetemediği uzun bir yol var. Beklemek de bu yolun bir parçası. Kitabım çıktığında bana destek olan insanlara teşekkür etmek için iki sayfa ayırdığımı hatırlıyorum. Bugün yine aynı şeyi yaparım. Çünkü ortaya çıkan eserin üzerinde yazarın adı yazsa da insanın yolculuğunda elinden tutan, cesaretlendiren, okuyan, eleştiren, kapı açan insanlar oluyor. İsimlerini burada yeniden sıralamak yerine şunu söylemek isterim: Kendilerini biliyorlar. Ben de unutmuyorum.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Yazarlık yoluna yeni çıkacak isimlere neler tavsiye edersiniz? Sizce yazmanın bir formülü var mı? Yazar adayları nelere dikkat etmeli, nelerden kaçınmalıdır?

MEHTAP İNAN: Önce yazın. Sonra da bekleyin. Bence ikisi de önemli. Yazarken sürekli dönüp her cümleyi düzeltmeye çalışırsanız metnin sesini kaybedebilirsiniz. Önce ortaya çıkmasına izin verin. Sonra metni bir süre yalnız bırakın. Çünkü kendi hatanızı görebilmek için yazdığınız şeyden zihnen biraz uzaklaşmaya ihtiyacınız var. Bugün çok sevdiğiniz bir cümleye bir süre sonra baktığınızda “Ben bunu niye yazmışım?” diyebilirsiniz. Yazmanın tek bir formülü olduğuna inanmıyorum ama benim formülüm varsa belki budur: Önce yaz, sonra uzaklaş, sonra yeniden oku.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Basılı eserleriniz dışında üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz var mı? Okuyucularımız için küçük ipuçları paylaşabilir misiniz?

MEHTAP İNAN: Yazarlık tarafında Bir Varmış, Bir de Masalcı bitiş çizgisine en yakın dosyam. Fakat bu dönem ağırlığım biraz değişti. Sözlü anlatı ve kültürel etkinlik tasarımı üzerine daha yoğun çalışıyorum. Bu alanda önemsediğim çalışmalardan biri Anlatı Ocağı. Anlatı Ocağı’nı yalnızca insanların gelip bir anlatıcıyı dinlediği bir etkinlik olarak düşünmedim. Hikâyeyi, hatırlamayı ve anlatmayı aynı masanın etrafında buluşturan; katılımcının da kendi hikâyesiyle sözün içine girebildiği bir alan oluşturmaya çalışıyorum. Dolayısıyla şu sıralar yalnızca yeni metinler yazmıyorum; hikâyelerin yaşayabileceği yeni alanlar da tasarlıyorum.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Son olarak okuyucularımıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

MEHTAP İNAN: Hatırladığınız sürece yaşarsınız.Hatırlamak için ya yazar, ya anlatır, ya okur ya da tadınca yaşarsınız. Bu güzel sohbet için, İnci Hanım size; buraya kadar bize eşlik eden, okuyan ve hikâyelere hâlâ kulak veren bütün okurlara gönülden teşekkür ediyorum. Hatırlayacak ve anlatacak güzel hikâyeleriniz hep çoğalsın.

İNCİ YILMAZ ŞİMŞEK: Veda vakti geldi sevgili okurlar.  Sanatla, edebiyatla kalın, hoşça kalın… Edebiyat ve Sanat Meltemi yuvanızda essin…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.