GÜLENAY GÜNEŞ
…
Eser: DÜŞÜNCENİN ATEŞBÖCEĞİ
Yazar: DR. ÖMER CULFA
Öncelikle Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni sevgili Ömer Bey’e adıma imzalı armağan ettiği bu ilk kitabı için teşekkür ediyorum. Kaleminiz daim olsun…
Türk ve Dünya edebiyatındaki gelmiş geçmiş deneme yazarlarından bahsederek kitaba giriş yapılmıştır. Zira bu kitap da deneme türünün bir örneğidir.
Çok kapsamlı, çok fazla birikimin ortaya çıktığı bir deneme kitabı ve çok emek verildiğini belirtmek isterim. Fakat tür adına alışılmışın dışında, yerli ve yabancı yazar, şair, filozof ve ‘deneme’ yazarlarının karakteristik özellikleri, tür/tarz ve kitaplarının analiz ve incelemeleri ağır basmıştır.
Ayrıca; Abdülhamid Han, Barabbas, Aydın Sayılı ( Bilim tarihçisi / 5 TL lik banknotta portresi basılıdır ) , Ahmet Naim, Attila ( eski Hun imparatoru ), İsmail Gaspıralı, Gazali, İbn Rüşd ve İbn Haldun gibi portrelerin de incelemeleri kitaba çeşitlilik ve farklılık katmıştır.
Tüm bu incelemeler, yazarın kendi görüşleriyle harmanlanmıştır; hal böyle olunca çok derin bir vizyon ve belki de misyon yüklenmiştir. %100 anlamak ve kavramak için kitapta bahsi geçen tüm karakter ve kitapları okumuş olmak gerektiğine inanıyorum zira ben de çoğunu bilsem ve okumuş olsam da ara ara eksik kaldığımı da hissettim ve internet araştırmaları eşliğinde kendime hatırlatmalar yaptım. Düşüne düşüne, sorgulayarak ve irdeleyerek okumak gerekiyor.
Kitap, dili açısından oldukça sade, anlaşılır ve akıcıydı. Okumuş olmak bana farklı bir perspektif kazandırdı.
ALINTILAR
S.19 Shakespeare’i okurken hep şunu düşünürüm: Bu adam insanı yargılamaz ama affetmez de. Sadece gösterir. Parmak sallamaz; ayna tutar. Aynaya bakmak ise çoğu zaman rahatsız edicidir.
S.22 Dostoyevski… O suçu sadece bir eylem olarak görmez; insanın kendi ruhuna sapladığı bir bıçak olarak anlatır. Suç her şeyden önce bir fikirdir. Bir anlık öfke değil, bir anda patlayan bir delilik değil; yavaş yavaş mayalanan bir iç çürüme, bir kopuş, bir yalnızlaşma…
S.24 Dostoyevski’nin en büyük mesajı budur: İnsan insanla iyileşir.
S.28 Beyaz Zambaklar Ülkesi… Toplumsal iyileşme, bireysel sorumlulukla başlar.
S.46 Ahmet Mithat Efendi… Ahmet Mithat’a göre yazmak; bir sanat gösterisinden çok bir eğitim seferberliğidir. ( Felatun Bey ile Rakım Efendi , okuduğum bir kitabı )
S.54 Yaşar Kemal… “Bu ülkede sokak hayvanı olmayacaksın, çocuk olmayacaksın, kadın olmayacaksın, ağaç olmayacaksın.”
S.60-61 Edebî inşanın en büyüleyici tarafı ise tamamlanmamış oluşudur. Yazar okura bitmiş bir ev sunmaz; temelleri atar. Özellikle deneme türü bu açıdan özgündür. Deneme yazarı düşünceyi katı bir planla değil, dolaşarak kurar. Okura gezme özgürlüğü tanır. Bu özgürlük, insanın en insani halidir.
S.62 Endülüs… Bir medeniyet ne zaman ölür? Toprak kaybettiğinde mi, yoksa fikir üretmeyi bıraktığında mı?
S.77 Neyzen Tevfik Gam da sevinç de kalıcı değildir. Hüzün geçer, kahkaha diner. İnsan en çok bu gerçekle sarsılır: Duygular, haller ve ilişkiler de kalıcı değildir. Böyle bakıldığında hayat büyük bir su döngüsü gibi akar. Bir yan kurur ve bir yan kabarır, sonra her şey yeniden başlar.
S.81-82 Ahmet Naim Zihni kadar dili de dikkat çekicidir. Onun için dil; bir gösteriş aracı değil, düşüncenin daha doğru ifade edilmesini sağlayan bir vasıtaydı. Ona göre bilim önemlidir, fakat insanı bütünüyle açıklamaya yetmez. Ruh, ahlak ve metafizik, insan varlığının vazgeçilmez unsurlarıdır.
S.86-87 Tolstoy… Tolstoy’un ahlakı şudur: İnsan kendine karşı ne zaman dürüst olursa, gerçek ahlaka o zaman yaklaşır. Bunun dışındaki her şey bir maskedir. İnsan kendini anlamaya başladığı gün, dünya da anlam kazanmaya başlar.
S.88 Sokrates… Kendini yüceltmez, aksine kendini sorgular. “Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir” sözü boş bir tevazu değil, zekice kurulmuş bir uyarı mekanizmasıdır.
S.100 Sonunda insan şuna varır: Yurtdışı bir mekân, vatan bir anlamdır. Mekân değiştirilebilir; anlam taşınır. Hasret bu taşımanın bedelidir. Ödenir ama bitmez. Çünkü insan tek bir yere ait değildir; ama bir yere borçludur. O borç, hatırlamakla ödenir.
S.102 Montaigne… Montaigne’in denemesini okurken insan, bir düşünceye değil, düşünmenin kendisine tanıklık eder. Cümle, hedefe varmak için kurulmuş bir köprü değildir, yürürken sallananbir iptir.
S.105 Montaigne/Bacon Montaigne: “İnsan karmaşıktır, kabul edilir” Bacon: “İnsan karmaşıktır, yönetilmelidir.”
S.107 Montaigne/Samuel Johnson Montaigne’in tavrı açıktır; Öğüt vermez, kendini anlatır ve okurun kendi sonucuna varmasına izin verir. Johnson ise insanın dağınıklığını kabul eder ve ona yön verilmesi gerektiğini düşünür. İkisi de kendi içinde tutarlıdır. Montaigne özgürleştirir, Johnson sorumluluk yükler.
S.110 Montaigne/Orwell Montaigne’in samimiyeti sıcak bir soba gibiyse, Orwell’İn samimiyeti soğuk bir su gibidir. Doğrudan çarpar.
S.111 Montaigne insanın içindeki dağınıkla yüzleşmeyi öğretir; İngiliz denemeciler o dağınıklıkla yaşamayı. Montaigne “Kendini tanı” der; İngilizler “Kendini yönet” der.
S.119 Sabahattin Eyüboğlu Eyüboğlu’nun bize öğrettiği şey açıktır: Göğe bakarken yeri unutmadan, yere basarken göğü kaybetmeden yaşamak gerekir. Kültür bu dengeyi kurabilmektir.
S.126 Livaneli… Sonunda anlarız ki Livaneli bir “kimlik” değil, bir “yolculuk”tur. Şarkılarında bir milletin acısı, romanlarında insanlığın vicdanı ve düşüncelerinde özgürlüğün arayışı saklıdır.
23 MAYIS 2026
